Skip to content

RENAULT 19 VE SİLLE MACERAMIZ

Bu yazı için fotoğraf seçerken, blogumdaki fotoğrafların genel kalite düzeyine ne kadar alışmış olduğumu ve fotoğrafçı arkadaşlarımın ne kadar iyi işler yaptıklarını fark ettim zira bu kez objektifin gerisinde (gerçek anlamda objektif bile yok) ben ve elimde emektar Nokia’m var.

Memleketim Konya’da tatildeyim. Tatil günlerinde annemin kahvaltıya uyandırmasına o kadar alışkınım ki bu sabah uyandığımda evde kimsenin olmadığını fark edince biraz şaşırdım. Sonra kalkıp anneciğimi aradım ve halamda olduğunu öğrendim. Bir elmayı mideme indirdikten sonra George Clooney duşu almak üzere (Ne demek istediğimi anlamayanlar, Burn After Reading gibi berbat ötesi bir filmi izlemek zorunda kalacak) banyoya girdim. Duşta halama nasıl gideceğimi düşünmek için zamanım olmadı zira çok kısa sürdü (İşte beklenen ipucu). Hızlıca saçlarımı kuruttum, eşofmanlarımı giydim, Sedona eldivenlerimi çantama koydum ve evden çıktım. 5 dakika sonra kardeşimin bisikletinin üzerinde, yüzümün her hücresinde soğuğu hissederek pedal çeviriyordum. Yol boyunca kendime küfür ettim, ezilmemeye çalıştım ve son bir haftadır yaptığım günlük koşuların nasıl da işe yaradığını görüp sevindim.

Halamda sizin okumaktan, benim anlatmaktan zevk almayacağım sıradan muhabbetlerin ardından eve dönme vakti geldi ama ben üç buçuk atıyordum. Güneş batmış, hava daha bi’soğumuştu. Annem imdadıma yetişti: Bizim bisiklet, eniştemin Renault 19’una sığar mıydı?  O soruya düşünmeden evet demeyi çok arzuladım ama sahiden sığar mıydı lan? Uğraşlarım sonuç verdi. Ben, kuzenim Emre ve bisiklet bizim eve doğru, aynı aracın içinde yol alıyorduk. Bisikleti yuvasına koyup tekrar 19’a döndüm.

-Emre Sille’ye gidelim mi?

Tarih ve doğa meraklısı kuzenim istekle atıldı ve yola koyulduk. Benim aklımda karlı dağların arasında kıvrılan virajlı yollar varken, onun aklında karlı dağların eteklerindeki tarihi eserler vardı; tam bir uyum içindeydik. Yaklaşık 15 km süren yolculuğun ardından Sille’ye vardık.

“Sille,…” diye başlayan ve Sille’yi anlatan paragrafı yazmaya çok üşendim. Bir zahmet Google Amca’ya Konya Sille yazın ve Vikipedi size her türlü bilgiyi versin. Böylece ben biraz sürüş zevkinden bahsedeyim.

İyi bir otomobil, sürüş keyfini garantilemez. İyi yol ise otomobilinize bakmaz ve size sürüş zevki sunar. Ellerimde içi geçmiş bir R19’un direksiyonu, direksiyonda ise paraşütle atlayabileceğiniz kadar uzun bir boşluk var. İkinci vitese geçmek biraz kol kası gerektiriyor ve debriyaj o kadar yukarıda kavrıyor ki, ayak ucunuzla debriyaja yapacağınız minicik bir itekleme hareketi, vites değiştirmek için yeterli olabiliyor. 1.4 litrelik motorun, aracı 0’dan 100’e kaç saniyede hızlandırdığını merak ettim ama 25 saniyeden sonra saymayı bıraktım.

Sille merkezini geçip, kıvrımlı yollardan tırmanmaya başladık. Yükselen irtifa, azalan oksijen bizim 19’un canından can alıyordu ama o an aklımda hız yapmak, virajları yutmak gibi düşünceler yoktu. Sadece sürüyor ve yeni otomobillerin insana yaşatamadığı saf sürüş hissini yaşıyordum. Direksiyon, pedallar, frenler, süspansiyon… Hepsi, beni sürüşe dahil etmeye çalışıyorlardı ve bu durum manzara ve temiz havayla birleşince tadına doyulmaz oluyor; kuzenimse o ara çekirdek çitliyordu.

İniş yolunda ise eğlence katsayısı artacak diye düşünürken hesaba katmadığım bir durum olduğunu fark ettim: Korkan kuzenim. Benim ralli yaparak kendimi öldürmeye çalıştığımı, bunların çok gereksiz olduğunu düşünen canım kuzenim, 19’un arkası azıcık oynamaya görsün çığlık atmaya başlıyordu. İnene kadar çok eğlendi kendisi! Tabi ben de…

Eski otomobilleri seviyor ve bir Broadway sahibi olabilmeyi şiddetle arzuluyorum (Hayır yanlış yazmadım).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Çalışmaktan keyif alanlarda bugün... #boyatakıntısıolanaramasın Detaylara takılmak büyük resmi görmenizi engellemez. Büyük resim dediğimiz, detayların tamamı değil mi ki? Klasik müziği anlamak, sindirmek ve bundan keyif almak pek de kolay bir iş değil. Bestekarın yaşadığı dönemi, yarattığı ya da takip ettiği akımı, hocalarını falan bilmek gerekir en azından. Durum otomobillerde de aynı... Döneme, tasarım diline, bestekara yani tasarımcıya, markaya, rakiplere ve ilgili sınıfın tarihine hakim olmadan; üç beş beygirlik ezberle otomobil yorumlayınca Another Brick in the Wall 'icra eden' Serdar Ortaç'tan farkınız kalmıyor. Münih'te dolaşırken karşılaştığım bu turuncu metal heykeli uzun uzun incelemiş, filmli kamerama birkaç kare kaydetmiş ve üç beş kelime not almıştım. Paylaşmak bu güzel Cuma gününe kısmetmiş. "Uyandığımda odanın içinde uçuşan binlerce kristal kelebek bulmayı umuyordum. Perdelerin açıklığından içeri sızan tazecik gün ışığı bazı kelebeklerin kanatlarında kırılacak, yedi renge ayrılacak ve penceremden görünen zirveye değin uzanacaktı. Bense Abarth 124’üme atlayacak ve tanrının küçük çocuğu tarafından karalanmış bir resim defterinin ilk yaprağındaki çizgiler boyunca, gözümün gördüğüne doğru sürüş yapacaktım..." Rahmetli Barkın Bayoğlu başlangıç için yüksek hacimli motosiklet soranların kulağını çekerdi. Aynı şey otomobiller için de geçerli. Hatırlatmak isterim ki sürüş, ellerinizde ve poponuzda hissettiğiniz titreşimlerle ilgilidir. Bu yüzden dört silindirli klasik bir BMW'ye burun kıvırmayın lütfen. En son ne zaman, erkenden uyanıp sadece sürüş yapmak için dışarı çıktınız? / When was the last time you got up early and went for a drive? Önümüzdeki on yıl içerisinde, ilk gövde Ford Ka'nın orijinal Mini Cooper ile benzer bir çekicilik kazanacağını düşünüyorum. Fırsat varken bir tanesini saklayın derim. / I believe the first gen Ford Ka is going to earn some original Mini Cooper like appeal in the next decade. Get one while you can. Bir zamanlar otomobiller daha küçük, insanlık daha büyüktü. İlk otomobilime her bakışımda bunu hatırlar, doksanları özlerim 🚙 Humanity was larger when the car was smaller. Every single stare at my first car brings this thought and leaves me yearning of the nineties Denizden 1896 metre yukarıda kalan bir Alp geçidinde frenleriniz şişerse, dünya tam olarak böyle görünüyor / This is how you see the world when you are at an elevation of 1896 metres on a Austrian Alpine pass with totally faded brakes
%d blogcu bunu beğendi: