İçeriğe geç

VERGİLERLE CANIMIZI ALACAĞINIZA…

Otomobil, biz hastalıklılar için öncelikle tutku unsuru olsa da pekçok insan için ulaşım aracıdır; ihtiyaçtır; “ayağımızı yerden kessin”dir. Bahsettiğim ‘pekçok insan’ sayısı cidden pek çok olmakla birlikte her şehirde New York Metrosu olmadığı için maddi durumu uygun olanlar derhal otomobile yönelmektedir. Haksızlar mı? Asla! Sıkışık, ter kokulu ve her an birilerine temas ettiğiniz toplu ulaşımdansa, insanlar kendi otomobillerinde hiç değilse oturarak ulaşmayı tercih ediyorlar. Kısaca bu bir ihtiyaç; çocuklu aileler için neredeyse zaruriyet. Gelgelelim, bir otomobil öyle kolay yürümüyor.

Daha satın alırken cebiniz delinmeye başlıyor: Yeni bir otomobil alacaksanız ÖTV ve arkadaşları bir güzel emiyor kanınızı. Yok ikinci el bir araç istiyorsanız ve aradığınız kolay alınıp satılan bir modelse, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde göremeyeceğiniz fiyatlarla kullanılmış otomobil satın alıyorsunuz. Almakla biter mi? Keşke bitse! Benzin 4.5 lira, motorin 4 lira, LPG 2.5 lira. Millet otomobil kullanırken yola bakar; biz Türkler yakıt göstergesine…

Olayın devletle ilgili yönü şu: Para mı lazım? Otomobil, petrol ve tütün-alkol vergilerine dayan! Bu hep böyledir. İşin siyasi kısmına zerre kadar bulaşmadan, mevcut durum üzerinden devam ediyor; paraya sıkışan devlet için farklı bir çözüm yolu üretiyorum;

Sevgili yöneticilerimiz;

Paraya her sıkıştığınızda bize ÖTV’den, benzinden ve sigaradan -hadi sigara ve alkole bir nebze tamam; neticede insan sağlığına zararlı- bir güzel geçirmeseniz de maddi ihtiyacınızı şu yolla giderseniz diyorum;

-Hız yapanlara;

-Emniyet kemeri takmayanlara (Bak burdan feci para kaldırırsınız);

-Olmadık yere utanmadan park edenlere;

-Emniyet şeridini hiçe sayanlara;

-Alkollü otomobil kullananlara;

-Sinyal vermekten acizlere;

-Işıklarda durmayanlara, duranlardan da yaya geçidinde duranlara;

kısacası trafikte zontalık yapan bilimum vatandaşa hiç acımadan, gerek her yana döşediğiniz kameralarla gerek kemer bağlamaktan aciz trafik polislerinizle bir güzel dayasanız şu cezaları; böylece kendini bilen vatandaş biraz olsun rahat etse olma mı? Hem trafik kazalarında da gözle görülür biçimde azalma olacaktır. Biz Türküz, bizi ceza paklar. Hadi be devlet babam be! Bir dene şu işi.

Reklamlar

3 replies »

  1. dediğiniz gibi trafik cezaları arttı,emniyet kemeri denetimleri vs dikkat ediliyor..patır patır ceza kesiliyor..amma velakin yakıt fiyatları yine aynı..velhasıl devlet aç gözlü olunca değişmez.türkiye burası burda zamsız otv siz kdv siz hiçbirsey olmaz..zavallı millet bir yol buldu lpg taktırdı baktılar onda da artış var hemen zammı bindirdiler..yani devletin kazığı hep arkamızda ne yöne yönelsen takipte.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

İlk darbeyi alan tampon durur. Gövde hareketine devam eder. Gövde durur. Sürücü hareketine devam eder. Ön cama çarpan kafatası durur. Beyin hareketine devam eder. Sonra her şey durur. Güzellik hariç. Güzellik durmaz.
Arkadaşım telefonda şunları söyledi: "Bir spor otomobil üretildiği dönemde yapabildiklerini yirmi yıl sonra da yapabilmelidir." İyi ifade edilmiş harika bir düşünce... M3 doksanlı yıllarda amatör sürücülere ve süpersporlara yaptıklarını bugün aynı ustalıkla tekrarlayabilen bir genç klasik. İşte bu yüzden çok kıymetli ve satılık değil.
#streetstyle
Cape Town'dan Münih'e kadar, 17.000 km yolu üç ayda geride bırakan ve ömrünün son günlerini BMW merkez ofisinin girişinde geçiren Percy ile tanışın. Yarım milyon kilometrelik yaşamı yakında buradaki geri dönüşüm merkezinde son bulacak.
İtalya'nın kuzeyinden başlayan ve İsviçre'ye uzanan San Bernardino Geçidi zorlayıcı coğrafyaları birbirine bağlamakla kalmıyor, aynı zamanda iki ulus arasındaki birçok kültürel farkı gözler önüne seriyor. Öyle ki geçidin tırmanışından evvel gördüğünüz çevre ve insan manzaraları diğer tarafta bambaşka bir hal alıyor. İki ucun arasındaki kıvrımlar ise tek kelimeyle şöyle tanımlanabilir: Gerçeküstü. Şimdi daha da kuzeye sürüp sırasıyla Avusturya ve Almanya sınırlarını geçmem ve eve dönmem gerek. Yorucu kilometreler kelimelere dönüştüğünde tekrar görüşürüz!
Burada olmayı ilk kez istediğimde henüz ehliyetim yoktu... Üç büyükler yani Susten, Grimsel ve Furka böylece geride kaldı ve ölmeden önce yapılacaklar listemden bir kalem eksildi. Sürüş notlarım yakında blogumda olacak...
Klausen Geçidi güneşle aydınlanırken, çok yıllık bir hayalim gerçekleşmiş oluyor. Otomobil, Yol ve Sanat nadiren bu kadar yakınlaşır ve hayat nadiren bu kadar anlamlı olur.
Bruno Sacco was here.
#naz
%d blogcu bunu beğendi: