Skip to content

MAZDA MX-5

Mazda’yla olan ilişkimi biliyorsunuz. Yoksa bilmiyor musunuz? “Ne ilişkisiymiş o?” seçeneği için buraya tıklayabilirsiniz; “Umrumda değil!” seçeneğini otomatik olarak seçmek içinse okumaya devam etmeniz yeterli.

MX-5, yollara çıktığı ’89 yılından bu yana 3 farklı jenerasyonuyla 900.000’den fazla satılmış bir otomobil. Bu bebek arkadan çekişli, iki kişilik ve üstü açılır olmasının yanında en çok basitliği, sürüş keyfine odaklı olması ve taş gibi mekanik aksamı sayesinde bu kadar kabarık satış rakamlarına ulaşabilmiştir. Bakmayın bizim ‘otomobil profesörlerinin’ bu yavruya ‘çakma s2000’ dediğine; burada birçok süper sporu dahi kıskandırma potansiyeli olan gerçek bir sürüş kahramanından söz ediyoruz.

Bu otomobille yağmurlu bir günde buluşmanın bir iyi bir kötü yanı var: Üzülmeliyim çünkü köy yollarında üstünü açıp güneşin ve temiz havaya karışan lastik-balata kokusunun tadını çıkaramayacağım. Sevinmeliyim çünkü bu zeminde tüm şehri yan yan geçebilirim fakat Mazda mühendisleri yan camlara silecek koymadıkları için bu da çok mümkün olmayacak. Artık ön camdan göründüğü kadar… Buna benzer hislerle otomobile yerleşip benden önce kullanan vatandaşın fizana götürdüğü koltuğu öne çekerek sürüş pozisyonumu bulmaya çalışıyorum. Ter içinde, bileğimi direksiyonun üst noktasına binlerce kez uzatmak zorunda kalmadan -bkz. doğru oturma pozisyonu- muhteşem sürüş pozisyonumu hızlıca buluyorum. Sonrasında, motoru çalıştır; birinci vitese geç derken büyük bir şokla sarsılıyorum: Otomatik şanzıman!!! Tüm otomobiller otomatik olaydı da, MX-5 manuel şanzımanla satılaydı! Açeydim gollarımı…

Yola çıkıyorum; ilk ve basit izlenimler şunlar: Roadster formunun güzelliği uzun kaputa alışmak gerek; iç mekan tasarımı ne eksik ne fazla, plastikler çok kaliteli değil -böyle bir otomobilde ucuz plastiği sorun eden ölsün-; sürüş pozisyonu çok kaliteli; otomatik şanzıman gerçek bir günahkar.

Editörlüğünü yaptığım derginin yeni sayısı henüz çıktı ve gidip evime dergi taşımam gerekiyor. MX-5’in bagaj hacmi hakkında en ufak fikrim yok; o bagaja kaç dergi sığar bilmiyorum. Bir paket, iki paket derken minik bagaja 50’li dergi paketlerinden dört tane sığdırabiliyorum. Kenarlarda kalan boşlukları da sayarsak “Bu bagaj 250 dergiden fazlasını almaz!” yorumunu yapabilirim. Ayrıca bagaj hacminin bu şekilde anlatıldığı başka bir test bulamazsınız.

Tıpış tıpış eve dönerken otomobilin trafikte fazlaca ilgi çektiğini, süspansiyonların günlük kullanım için cidden çok rahat olduğunu, BOSE müzik sisteminin yüksek kalitesini, üşüyen ayaklarımı ısıtan klimanın iyi çalıştığını ve iki kişilik otomobile dört bardaklık koyan alemci zihniyeti görme şansı buluyorum. MX-5’i henüz yüksek devirler çevirmeden sevdim. Bakalım dağ yollarında neler olacak?

“Ulan İsmail! İki saattir bagaj hacmiyle ucuz plastikle oyalayıp duruyorsun; şu aletin gerçek özelliklerine geç artık!” diyorsanız en güzel kısmı yine sona sakladım. İşte başlıyoruz;

Bugün her çakıl taşının yerini bildiğim klasik test rotamda değil, henüz keşfetmediğim yollarda sürüş yapmak istiyorum. Bir gece önceden ‘google maps’ yardımıyla bulduğum yollara doğru sürerken otomobili biraz daha tanıma şansım oluyor. Örneğin egzoz sesi… Ne gereksiz cıngar çıkartıyor ne de fazla sakin; tatlı-sportif bir tınısı var. Gövde, kombine virajlarda teknemsi hareketler yapsa da kesinlikle can sıkmıyor; tam tersine eski otomobillerin basitliğini, yumuşaklığını hissediyorsunuz. Ayrıca reçellik kayısı kadar yumuşak olduğu halde yanal tutunma gayet iyi; yine de akıllı uslu durmazsanız otomobil sürücüsünü cezalandırmaktan çok olan biten her şeyi anlatmayı tercih ediyor.

Dar ve yemyeşil bir sokağa sapıp biraz dinlenmek üzere kenara çekiyorum. Yağmur dindi; tavanı açıp temiz havaya doymak gerek. Tavanı açmak için önce içeride bulunan kilit mekanizmasını serbest bırakıyorsunuz, kalan bütün işi konsoldaki düğmeler idare ediyor. Bu şekilde çok yavaş ilerlemek zorundayım çünkü yollardaki su birikintileriyle duş almaya niyetim yok. Böylece birkaç köy geçtikten sonra ulaştığım yer, ‘google maps’in güven tazelemesini sağlıyor. Islak, yer yer çamurlu, yılan gibi kıvrılan ve bir tepenin iki yamacını birbirine bağlayan bomboş köy yolları… Daha iyisi olamazdı!

Biraz fotoğraf biraz temiz hava derken tavanı ilk konumuna alıp usul usul gazlamaya başlıyorum. Dünya’yı yörüngesinden çıkaracak bir güç yok; düzgün bir hızlanma var. Hem otomobili hem virajları tanımak için tempoyu usul usul artırmak; yolculuğumuzu güzel bir ağaçta bitirmemek gerek. Bu yüzden çok kasmadan devam ediyorum. Viraj çıkışlarında gaza erken oturunca, güzel güzel yan gitmeye başlıyorsunuz fakat direksiyondan da kontrol edilebilen otomatik şanzıman yüzünden yanlamalar bir türlü pürüzsüz olmuyor. Ne vakit açıyı ayarlamak için gazla oynasanız, kavrama tekrar gelene kadar iş işten geçmiş oluyor. Kısaca o güzelim atmosferik motorun esnekliğini berbat eden bir şanzımandan söz ediyorum. Bu otomobil kafe önlerine park etmek için kullanılmayacaksa kesinlikle ama kesinlikle manuel şanzımanla satın alınmalı!

Gaz pedalıyla olan samimiyetim ‘bey’den ‘hacım’a doğru ilerlerken MX-5’in gövde ve direksiyonuna bir kez daha saygı duyuyorum. Hem sertliği hem de hissi muhteşem ayarlanmış bir direksiyon ve ne yapacağını çok çok iyi hissettiren bir gövdeden bahsediyorum. Daha önce de dediğim gibi gövdesi yatmıyor değil ama yol tutuş hissi gerçekten çok tatlı.

Balata ve lastik kokusunun temiz havaya baskın gelmesi eve dönüşü haber veriyor; aynı yolları tekrar geçip usul usul eve sürüyorum. Park ederken ne mahalle esnafının ne çocukların bakışları umurumda değil! Az evvel yaptığım sürüşün etkisindeyim ve önden çekiş neslinin üyeleri olarak neler kaybettiğimizi görmenin sıkıntısıyla onu sokakta yalnız bırakıyorum.

Ve bu yazıyı hazırlamak için bilgisayarın başına oturduğumda MX-5’i ‘Tasarım – İç Mekan – Sürüş – Karar’ dörtgenine sığdırmanın ona haksızlık olacağını düşündüm. Çünkü MX-5 mantıktan çok hisler için üretilmiş bir otomobil ve bu testin temel ögesinin ‘hisler’ olmasını istedim; umarım okurken keyif aldınız.

Son olarak bu yavrunun iyi, kötü ve çirkin yanlarından da bahsedip sizi fotoğraflarla baş başa bırakıyorum;

İYİ: Eğlenceli sürüş – Birçok binek otomobilden daha rahat süspansiyon – ‘Basit iyidir’ felsefesini özümsemiş genel yapı

KÖTÜ: Otomatik şanzıman – Otomatik şanzıman – Otomatik şanzıman

ÇİRKİN: Yüksek ÖTV dilimi

5 replies »

  1. Bir solukta ara vermeden okudum. Anlatış tarzın çok güzel. İnsan orada o anı yaşıyor gibi hissediyor kendini. Otomobile gelince; böyle bir canavara otomatik şanzıman hiç yakışmamış. Zaten bu tip otomobillere neden otomatik şanzıman koyarlar onuda anlamış değilim. Otomobili manuel şanzımanda test edip neler yapabileceğini görmek ayrı bir heyecan katardı diye düşünüyorum. Bundan sonraki sürüş notlarını sabırsızlıkla bekliyorum..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: