İçeriğe geç

BMW 316i LUXURY LINE

Auto Show’da oradan oraya koşuşturmayla geçen saatlerin birinde yolum BMW standına düştü. Borusan çalışanı Begüm Hanım’la buluşup fuardan, yeni modellerden konuştuk derken İstanbul’a gelmişken bir çekim yapmak istedim ve ertesi gün çantamda, fotoğrafını gördüğünüz şeyin anahtarı vardı. Gaziantep Borusan’ın iki ayda halledemediği işi saatler içinde halleden Begüm Hanım’a önce bir teşekkür etmek gerek.

Türkiye’de kompakt premium sedan pazarının kaymağını şüphesiz Mercedes yedi. 1.6 turbo motoru bu sınıfta ilk kez kullanan Mercedes, C180 sayesinde cüzdanını ne kadar doldurdu dersiniz? Çıkın sokaklara bir bakın; kaç tane C180 görüyorsunuz? Bingo!

ÖTV’nin kanımızı yudumladığı şu günlerde düşük hacimden yüksek güç üretme ya da ingilizcesiyle ‘downsizing’ modasına Yeni 3 de uydu; daha doğrusu uymak zorunda kaldı. Rakip firma Mercedes peynir ekmek gibi C180 satarken, 2000 motor engeline takılan BMW, 3 serisi için 1.6 litre turbo motorla yürüyen 316i formülünü buldu. 136 hp güç ve 220 nm tork üreten yeni motor, otomobilin tadını kaçırmış mı? Baştan söyleyeyim kesinlikle hayır! 316i ve 320i arasında kalan müşterilerden biriyseniz size şunu öneririm: İki otomobilin arasındaki 27bin TL’lik fiyat farkını bir yana, 48 beygir ve 50 nm’lik performans farkını bir yana koyun. Hangisi sizin için daha kıymetliyse dilediğiniz otomobili rahat rahat satın alabilirsiniz fakat düşük bütçe ve “Yokuşlarda bayılır kalır mı acaba?” sorusu yakanızı bırakmıyorsa 316i’yi tercih etmenizde hiçbir sakınca yok çünkü yokuşlarda bayılıp kalmıyor!

Yine çenem düştü; merakla test notlarını bekleyenleri daha fazla kızdırmadan otomobile geçelim;

Test otomobilim baz model, yani en ucuz 316i değil; aksine ağzına kadar dolu bir 316i. Ekstra donanımlar otomobilin dış görünümüne metalik mavi renk, krom çıtalar ve 17’lik çok kollu jantlarla yansırken içerisi bayram yeri! İç mekana geçmeden önce tasarımdan biraz daha bahsedelim. Spor bir otomobille trafikte gezerken aşağılık kompleksi baskın gelen sürücüler sizi görünce gaza gelir; saçma sapan gazlamaya çalışırlar. Spor otomobil kullananlar ne dediğimi çok iyi anladılar! İlginçtir, bu durumu 316i’yle gezerken çokça yaşadım. Arka tarafta logo olmayınca, millet otomobili asfalt parçalar cinsten bi’şey sanıp şımarık çocuklara özgü hareketleri trafiğe yansıtıyor. Yani insanlarda ‘spor araba’ imajı uyandıran bir otomobilden söz ediyoruz. Dikkat çekmekten hoşlanmayanlar ayrı fakat 316i’nin tasarımı kesinlikle çok zarif ve net.

İç mekan demiştim; bayram yeri demiştim… Ekstra donanımlar otomobilin dünyasını resmen değiştirmiş ama burada bir duralım. Çok az insan opsiyonel oyuncaklarla birlikte fiyatı 140bin TL’yi bulan bir 316i alacak. Bu yüzden önce ekstraları görmezden gelerek yorumlayalım iç mekanı. Konsol tasarımı çok hoş; en tepede sabit i-drive ekranı yer alıyor; oturma pozisyonu nefis; göstergeler sade ve okunaklı; plastik kalitesi sınıf standartlarının üzerinde; arka taraf iki yetişkin için fazlasıyla yeterli; bagaja nerden baksanız 2 ceset sığar…

Gelelim opsiyonlara… Burada tek tek yazıp sizi sıkmak istemiyorum ama test aracımın opsiyon listesinde bir ben yoktum. Deri döşemeler, Harman/Kardon ses sistemi, Connected Drive, ahşap kaplamalar ve profesyonel navigasyon en çok aklımda kalanlar… Hangisinden başlamalıyım? Mesela Connected Apps uygulaması sayesinde Dünya üzerinde web’den yayın yapan tüm radyoları dijital ses kalitesinde dinleyebiliyorsunuz. Yerel Finlandiya müzikleriyle başlayan konser, İngiliz Planet Rock ile devam etti ve hem dijital yayının hem de Harman/Kardon’ların sayesinde bu şarkıyı hiç o kadar kaliteli dinlememiştim. Ayrıca, yön duygusu ancak kontrolden çıkmış yavru bir sazan kadar gelişmiş olan bendeniz, İstanbul trafiğinde BMW’nin en gelişmiş navigasyonu sayesinde bir kez olsun kaybolmadı. Ağzına kadar doldurmaya gerek yok; yukarıda saydığım ekstralar fazlasıyla yüz güldürüyordu; halı paspas da olmayıversin canım!

Sürüş özellikleri mi? Sertliği ve tepkileri gayet iyi bir direksiyon, bütün hissettiren ve tepkileri tahmin edilebilir gövde, muhteşem yol tutuş, turbo motor yüzünden geciken gaz tepkileri, kusursuz çalışan 8 ileri otomatik şanzıman, ekonomik/sportif arasında seçimler sunan değişken sürüş modları, insani kullanımla şehir içinde 7.5 – 8 litrelik yakıt tüketimi, runflat lastikler yüzünden artan yol gürültüsü ve titreşim, viraj çıkışlarında yanlamanıza yetecek kadar güç… Sürüş notlarıma yazdığım bir başka eksiklikse direksiyondan kontrol edilemeyen vites geçişleri… Bütün olarak incelendiğinde oldukça dinamik ve eğlenceli bir sürüş ortaya koydu 316i. Bayılmakmış, çekmemekmiş en ufak şüpheniz olmasın performansı gayet yeterli.

Sürüş dinamiklerine, çok yönlülüğüne ve fiyat/kalite oranına -opsiyonları saymazsak- BAYILDIM.

Runflat lastikler olmasın, direksiyondan vites değiştirilebilsin, opsiyonlar daha ucuz olsun İSTERDİM.

Fotoğrafçım Kutalmış benimle olmadığı için bu kez çoğu fotoğrafı ben çektim; tadını çıkarın!

Reklamlar

2 replies »

  1. Merhabalar.
    Türkiye’deki çoğu otomobil dergisini uzun süredir takip ediyorum ancak sizin blogunuzun yeri benim için ayrı. Her fırsat bulduğumda girip bir kontrol ediyorum yeni yazı eklemiş misiniz diye. Ellerinize sağlık. Harika bir blog gerçekten. Jeremy Clarkson bile otomobiller konusunu sizin kadar keyifli, net ve samimi bir şekilde aktaramıyor bence. Ben böyle düşünüyorum en azından.

    Şu anda standart süspansiyonlu, 17” jantlı bir BMW 320d E90 kullanıyorum ve tasarım ve karakter olarak favori BMW modeli benim için E90. Kalite, rafinelik, kullanışlılık, şanzıman, yakıt tüketimi, performans gibi birçok konuda F30 E90’dan daha üstün ancak E90’ın sert karakterini, maço tasarımını ve kontrol edilmesi daha zor olan arka diferansiyelini daha çok beğeniyorum.

    BMW F30 konusuna gelirsek, bu otomobille ilgili tüm görüşlerinizde hemfikirim ancak benim için net olmayan bir konu var. O da direksiyon. Kullandığım E90’ın direksiyonu Servotronic . Bilgilendiricilik ve netlik konusunda harika bir direksiyon. Tekerlekleri elimle sağa sola çeviriyor gibi hissediyorum kullanırken. F30’un Servotronic direksiyonuysa bana 3 serisinin efsane direkt sürüş tutumundan biraz uzaklaşmış gibi geldi. Keskinlik konusunda sıkıntı yok ama konforu artırmak isterken bazı şeyleri filtrelemişler sanki. Direksiyon konusuna çok takıntılı olduğum için, F30 320d alma fikrini askıya aldım. Bu durum acaba benim kullandığım test otomobiline mi özgüydü yoksa siz de benim gibi mi düşünüyorsunuz merak ettim. Teşekkürler.

    • Çok teşekkür ederim güzel kelimeler için. Sizin gibi, otomobilden anlayan insanları burada görmek mutlu ediyor beni 🙂

      Soruya gelirsek, maalesef e90 bu konuda f30’u yer 🙂 Evet f30 kendi sınıfının en iyi direksiyonuyla yürüyor ama e90 çok daha nefisti

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
Günün asosyal saatleri sürüş keyfi için en ideal dakikalardan oluşur. Kimileri bunun için gecenin geç vakitlerini tercih eder ki karanlıkta sürüşün büyüsü farklıdır. Öte yandan, hangi endurans yarışçısına sorarsanız sorun, gün doğumunda direksiyonunda olmanın başka hiçbir şeye benzemediğini söyleyecektir. Gün doğumunda sürüş yapmanın keyfi bir kısa filme konu olmuştur. 1976 yapımı C’etait un Rendez-vous filmi, sevgilisiyle buluşmaya giden bir adamın Paris sokaklarındaki sekiz dakikalık sürüşünü konu alır. Filmde duyduğunuz sesler bir Ferrari 275 GTB’ye ait olsa da kameranın sabitlendiği otomobil bir Mercedes-Benz 450SEL 6.9’dur. Yer yer hatalar yakalayabileceğiniz dublaja rağmen bu film özel bir şehrin gün doğumunda sürüş yapmanın hazzını sanatsal ve kurallara aykırı biçimde ortaya koyar. Öyle ki yönetmen Claude Lelouch filmden sonra tutuklanmıştır. Bu sabah İstanbul için değil günün, yılın en asosyal saatlerinde sürüşe çıktım. BMW Z3 Coupe otomobilimin kaputunda bir kamera yoktu. Ayrıca gördüğünüz analog fotoğraf geçmiş zamandan... Fotoğraf yok, video yok ancak tarifsiz bir hazdan söz edebilirim. Hoş, bu hazzın Claude Lelouch sinematografisi ile 1976’da hakkıyla anlatıldığını bildiğimden, fazla uzatmıyor, sizi filme baş başa bırakıyorum. İzlemek için profilimdeki linki kullanabilirsiniz. #bmw #z3coupe #istanbul #35mm #filmphoto
Avusturya’da bulunan Hahntennjoch şu ana kadar sürüş yaptığım (yapamadığım) en iyi Alp geçidi. Bu geçitteki ilk deneyimimde Abarth 124 Spider kullanmış ancak çabucak pes eden Brembo frenler yüzünden diğer uca ulaşamamıştım. Bu hikaye üç bölüm halinde blogumda yer alıyor. Geçitteki ikinci denemem için tastamam bir spor otomobil olan BMW M2 Competition ile elimi güçlendirmiş ve iki hafta önce Münih’ten yola çıkmıştım. Otomobil her haliyle amaca uygundu ve geçitte kimseler yoktu… Ne var ki, ciddi süratlerle tırmanarak başladığım sürüşün onuncu kilometresinde fotoğrafta gördüğünüz devasa çığ ile karşılaştım. Böylece Oğuz Haksever kadar çaresiz, arkama baka baka geri dönecektim. Dönüş yolunda, bölgedeki alternatif rotalarda M2 ile yağmur altında doya doya sürüş yaptıysam da Hahntennjoch Geçidi tarafından ikinci kez mağlup edilmiştim. Dahası, İstanbul’a dönüp analog fotoğraflarımı banyodan aldığımda, kameramın arızalandığını ve hemen her fotoğrafımın bozulduğunu anlayacaktım. Gördüğünüz gibi geçitle ile çok iyi anlaşıyoruz! Hahntennjoch Geçidi tarafından alt edilmiş bir sürücünün hikayesi, bozulmuş film fotoğrafları eşliğinde yakında blogumda olacak. #bmw #m2 #roadtrip #hahntennjoch
Istanbul. #35mm #filmphoto
#bmw #x1 for @bmwturkiye #35mm #filmphotography
%d blogcu bunu beğendi: