Skip to content

MERCEDES-BENZ A180 AMG

DSC_9669Eski A-Serisi’ni unutun. Üstte fotoğrafını gördüğünüz, altta detaylarını okuyacağınız yavru, bildiğimiz A’dan fazlasıyla farklı bir otomobil. MPV’den ziyade, olması gerektiği gibi, hatchback’e benziyor; tasarımı çok, çok, çok, … , çok nefis ve artık genç kullanıcıları hedef alıyor. Hazırsanız detaylara geçelim;

Kabul ediyorum; Yeni A, her yönüyle ‘tam kıvamında’ Golf 7’den ya da konu sürüş eğlencesine gelince rakiplerine nal toplatan 1 Serisi’nden daha seksi görünüyor. AMG pakete özgü sportif detayların yanında zarif ve temiz bir tasarımı var. Genel hatlarıyla Volvo V40’la çok benzeştiğini ise yeni fark ettim. Premium hatch sınıfının güzellik katsayısı artıyor!

DSC_9522

İç mekanda ise vagonlar dolusu kalite taşınıyor. Genel kalite hissi oldukça iyi; üstüne bir de AMG paketin sportif detayları eklenince kendinizi minik bir SLS’te hissediyorsunuz. Seksüel objeleri andıran koltuklar, SLS kıvamındaki havalandırmalar ve göstergeler nefis. Konsolun üstünde yer alan ‘elmamsı’ ekran ise emanet gibi duruyor. Mercedes tasarımcıları, konsolun genel yapısı müsaade etmediği için böyle bir yol izlediklerini ve ilerleyen dönemde o ekranın sökülüp takılabilir minik bir tablet olacağını belirtseler de ekranımız bu haliyle pek sevilmedi; ben demiyorum okurlarım diyor.

Arka kısım için haberler kötü. İniş binişler dar kapı aralığı yüzünden biraz zahmetli; baş ve diz mesafesi yeterli olsa da kısa camlar yüzünden arkada karanlık ve boğucu bir ortam hakim. Bu durum sadece arkadaki yolcuları değil, kısıtlı arka ve kör nokta görüşü yüzünden sürücüyü de zor durumda bırakıyor. Bagaj hacmi ise rakiplerden daha küçük fakat şehir içi kullanımı için yeterli sayılabilir.

169599_451090521605320_699861951_o

Gelelim benim için en önemli mevzuya, yani sürüş özelliklerine… A’yı teste aldığım gece kar yağıyordu ve yerde birkaç parmak kar vardı. Daha evvel testini okuduğunuz 118i‘nin sahibi olan arkadaşımla birlikte A sapığı iki arkadaşımı da yanıma aldım ve bu testi iki otomobili de kullanarak yaptık. Aslında 118i’nin direkt rakibi A200 fakat aradığımız şey performans farkından ziyade sürüş karakterleri arasındaki farktı. Bu yüzden sorun yok.

Önce A’ya geçiyorum. Sürüş pozisyonu kesinlikle çok iyi, direksiyon açısı ve koltuk yerleşimi gerçekten sportif. İlk vites geçişini direksiyondaki koldan yapıyorsunuz; alışınca oldukça kullanışlı. Karla kaplı yollara çıkıyoruz; sürüş hissedilir biçimde sert; otomobil yön değiştirmekte hevesli davranıyor; girdilere net cevaplar verebiliyor ve ön kısım iyi tutunuyor. Direksiyon çok hisli değil. 1.6 turbo motor ve çift kavramalı şanzıman iyi çalışıyor. ESP’yi isteseniz de kapatamıyorsunuz; bu, genel kullanıcı profili için iyi bir durum fakat önünüzde yan giden çirkin 118i’ye gereken cevabı vermek istiyorsanız hiç uğraşmayın; rezil olursunuz. En kaygan yol koşullarında bile kontrol daima sizde kalıyor. Hatta şöyle diyeyim, A’yı isteseniz de kaydıramıyorsunuz. Tecrübesiz sürücüler için oldukça iyi…

Dönüşte BMW’nin direksiyonuna geçiyorum ve karlı köy yollarında farlarım genellikle yolun dışını aydınlatıyor. 1, apayrı bir dünya ve sınıfındaki hiçbir otomobilde olmayan sürüş eğlencesine sahip. Mükemmel mi? Hiçbir otomobil mükemmel değildir. Turbo yüzünden yan gitme açınızı ayarlamak çok zor ve iç mekan Mercedes kadar kalite kokmuyor.

DSC_9805Bir kahvecide oturup moka yudumlarken A’nın notunu vermek için kafa patlatmaya başlıyoruz. İşte madde madde o muhabbet;

-Dış tasarımına diyecek hiçbir şey yok; bence sınıfının en seksi otomobillerinden biri.

-İç mekan için de benzerini söyleyebilirim. Koltukları ve sürüş pozisyonu çok iyi; genel kalite düzeyi Mercedes’e yakışır seviyede; SLS’i anımsatan detaylar iç gıdıklayıcı fakat görüş açıları çok dar ve arka kısımda basık bir hava var.

-Bence bu otomobilin tasarımı ve kalitesiyle ilgili büyük bir yanlış yok fakat sürüşü gereğinden fazla sert. Büyük jantlar hem ses yapıyor, hem de sürüş kalitesini bozuyor.

-Eski A’ya göre büyük bir devrim fakat sınıf liderliği için fazla marjinal bir otomobil.

-Tasarım ve iç mekan kalitesi sizin için en önemli unsursa A’nın şansı çok yüksek fakat aradığınız şey bir sürüş canavarı ise A’dan tasarımı kadar vahşi ve eğlenceli bir sürüş beklemeyin.

-78.000 lira harcamak için alternatif bir yol. Diğer fiyatlar için buraya bir bakın.

Türkiye’de başka hiçbir otomobil blogunda bulamayacağınız kalitede fotoğraflardan oluşan galerinin tadını çıkarın;

Reklamlar

21 replies »

  1. ESP nin kapatılmadığından eminmisiniz acaba, çünkü kapatılıyor, test güzel ama eksikler var. Elnize sağlık çok güzel yinede. Kitapçıkta nasıl yapıldığı detaylı yazılmış…

    • ESP elbette kapatılıyor; sorun 50 km/s’den sonra otomatik olarak devreye girmesi. Ben servis menüsünden kapattım fakat servis menüsü ‘normal insanlar’a göre değildir.

      Testin beğendiğiniz kısımlarından ziyade, eksik gördüğünüz noktalarını bilmek isterim. Teşekkürler

      • Servis menüsü değil takometre içindeki Assist System, kontrol bölümününden cok rahat bir sekilde saniyeler icinde kapatılıyor . Kullanım kılavuzunda cok güzel açıklıyor.

  2. Tabii , yazayım aracın donanım olarak eksik olması bazı noktalarda eksikler doğuruyor , sizde beklentim aracı Exclusive paketi ile test etmeniz olabilirdi. Yine esp detayı var ancak aracın fren performansına deginilmemis, yine arka taşıyıcının baz versiyonda cok noktali olmasının etkilerini yazmamamissiniz bunu belirtmemdeki sebep hep kıyaslandığı Golf 7 de bir adet çubuktan olusan arka torsiyon olusudur. tabii bu o kadar onemli degil ama Exclusive paket alın yada test edin mercedes kalitesi sizi kendine hayran bırakacaktır.

    Diğer konular,

    *Aydınlatma sistemi nasıl?
    *Multimedia sistemi basil?
    *Digital drivestyle nasıl bir sistemdir, sınıfında ilk olan bir sistemi detaylandirmanizi beklerdim.
    * Tüketim degerlerini beklerdim.
    *

    Bunun gibi bir cok detay var , ancak başlangıçta aracı detaylandirdiktan sonra yazılan maddelerin cogunun cümle sonunun olumlu olmaması beni ayrıca düşündürdü .

    Saygılar sunarım
    Şükrü

    • Madde madde cevaplayayım sizi 🙂

      Maalesef Türkiye’de test aracı seçme şansımız yok. Firma bize hangi paketi yollamışsa onu test etmek durumundayız ki bazen test aracı bulduğumuza bile şükrediyoruz.

      ESP olayını mail’de hallettik; yine tekrarlayayım; kullanıcı menüsünden ESP’yi kapatırsınız doğrudur ama BMW’de olduğu gibi sizi direksiyon ve pedallarla sonsuza kadar yalnız bırakmaz.

      Bağımlı süspansiyon olayı çok soruldu, çok tartışıldı. Daha önce Golf’ün testinde de belirtmiştim. Ben bağımlı süspansiyonu bir eksiklik olarak görmekten ziyade aracın yol tutuş ve konfor özelliklerini ön planda tutmayı tercih ediyorum. A’nın yol tutuşuyla ilgili bir yanlış yok fakat gereğinden fazla sert ve konforsuz. Bu sertlikte AMG paketin devasa jantları da pay sahibi fakat süspansiyonlar genel Mercedes konforuyla uyuşmuyor.

      Aydınlatma gerçekten küçük bir detay, değil A testinde hiçbir testimde yer vermiyorum o konuya. Tüm yazılarımı okursanız daha çok, insanların katalogdan ya da internetten öğrenemeyecekleri şeyleri yazmayı yeğliyorum. Örneğin direksiyon hissi, örneğin süspansiyon karakteri… Multimedya sistemi çakma iDrive gibi hissettiriyordu ve kullanımı rahat değildi. Multimedya ekranı güzel konsolun bütünüyle çok uyumsuzdu. Digital drivestyle’ı inceleme şansım olmadı. Tüketim ise şehir içinde 8.5 litreden aşağı düşmedi.

      • Bende madde madde cevabınızdan sonra kararımı veriyorum BMW amblemimden sıyrıldığınızda daha objektif testler yaparsınız . Çakma İdrive in A ile alakası olmadıgını bunun mercedesin tüm modellerinde kullanıldığını unutmayın . On yargılı yanlış yorumlu testler bunlar.

        Ayrıca tüm yazılarınızı okuyamadım ama BMW yi okumam amblem tutkusunu anlamamda yeterli oldu 🙂

        Saygılar
        Şükrü

    • Linke bakınca ‘Audi A3’ gördüm 🙂 A3 testimi okuyun, A testimi okuyun. Ortada yanlış bir şey yok zaten. A3’ün iç mekanı için neler dediğim ortada. Bu arada A’nın iç mekanı videodaki kadar dandik değildi, çok merak ettiyseniz showroom’da bir inceleyin derim.

  3. Geri bildirim: BMW 116d | İsmail TERZİ
  4. mersedes kasasını renodan aldığını söyleyenler var inanmadım ama kafama takıldı

  5. Merhaba,
    A180 AMG için bir sorum olacak. . Araç merkezi kilitlendiğinde aynaları kapanırken camları otomatik kapanmamaktadır. Bu durum hakkında bilginiz var mı?

  6. Mercedes A180 AMG Night paket mi? Yoksa A180 Urban mi? Urban’a AMG pakette bulunan sunroof ve gece paketini ekledigimizde iki modelin fiyat farki 2000 Euro duzeyine dusuyor. AMG nin super tasarimi ve sportif detaylari, Urban paketin ise konforlu olmasi kafami allak bullak ediyor. Yardim lutfen :))))

  7. selam arkadaşlar bir sorum olacaktı yardımcı olursanız çok memnun olurum.2. el araç almayı planlıyorum ve a180 amg ile a200 amg arasında kaldım arasında 5 bin gibi bir rakam var aynı model yılı sizce a200 için 5 bin fark verilir mi ? ve kafama takılan soru şu cahilliğime verin lütfen urban modelin dolu ile amg arasında pek ayrım yok bunun farkını nasıl anlayabnilirm.?

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Aydınlatması olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve süratinize rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar beyaz bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının, parlayan asfaltın başrol paylaştığı bir kısa film başlardı. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda otomobil sıcaklığın, bense nefesimin normale dönüşünü beklerdim. Eve dönüşümüz ise, içinde tombul şişe efes tüketilen şahinlerin hızıyla gerçekleşir, bu sırada sahneyi çoğunlukla David Gilmour alırdı. Burayı gece geçmeyeli uzun zaman oldu, yeşili onurlandıran gün ışığı ise az evvel bahsettiğim kısa filmi kaldıramayacak kadar naiftir. Bu yüzden yeşili, oksijeni ve otomotiv sanatını kararınca tadıp eve dönmek en iyisi. Yeni bir yemeğin keşfinden, yeni bir yıldızın keşfine kıyasla daha fazla mutluluk duyduğunu söyleyen tombul yanaklı bu adamı biraz olsun anladığımı düşünüyorum. Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler’in büyük kısmını okudum. Kitabın kahveyi konu alan ve beni diğer bölümlere göre daha fazla ilgilendiren kısmı ise çoktan bitti. Bu yüzden, konuyu soğutmamak adına, kahve ve alüminyum bahsiyle ilgili üçüncü gönderimi yazmak istedim.
İlk kahve ağacı Arabistan’da bulunmuş ve dünyanın farklı yerlerine buradan taşınmıştır. Ne var ki, en lezzetli kahveler halen Arabistan’da yetişenlerdir. Bir inanışa göre, koyunlarını otlatmaya çıkaran bir çoban, kahve taneciklerini yiyen hayvanların diğerlerine kıyasla daha canlı olduğunu gözlemlemiş ve kahvenin hikayesi böyle başlamış. Brillat-Savarin kahveyi bulan kişi kadar, kahve taneciklerini kavurmayı akıl eden kişinin de onurlandırılması gerektiğine inanıyor çünkü damağımızı okşayan kahve tadı, tamamen karbonlaşmanın sonucunda ortaya çıkan aromaların ve özgün yağların ürünü.
“Kahvenin geceleri uykularını kaçırmadığı kişiler, gündüz uyanık kalabilmek için bolca kahve içenlerdir…” Yazarın bu cümlesi, hazırlık sınıfını saymazsak altı yılda mezun olabildiğim mühendislik fakültesi hayatımın soru işaretlerinden birini pek güzel yok ediyor. Hayatımın hiçbir döneminde kahve içtiğim için uykusuz kalmış yahut sabahlamak maksadıyla kahveye sarılmış değilim. Öte yandan, özellikle son bir yıldır, günün ilk kahvesini içene kadar tam anlamıyla ayılamıyor ve hakkıyla ısınmamış bir sıralı altı silindirli gibi tuhaf sesler çıkarıyorum. 
Fakat benim gibiler için kötü haberler veriyor Brillat-Savarin. “Sağlıklı bir insan günde iki şişe şarap içerek uzun yıllar yaşayabilir fakat aynı miktarda kahve ile çok uzun süre dayanamaz,” diyor. Buna gerekçe olarak ise, kahvenin göründüğünden çok daha ciddi bir uyarıcı olmasını öne sürüyor. Uyarıcı demişken, az sonra gecenin ikinci kahvesini demleyecek ve Balzac’ın Modern Çağ Uyarıcıları Risalesi’ni üçüncü kez okuyacağım. Belki bu kez yazarı kıskanmayı bırakır ve kahveyle ilgili araştırmalarıma huzurla devam edebilirim… Ülkemizin küfür ihracatında önemli bir paya sahip olan Adana'nın, Nisan ayında böylesine romantik bir şehre dönüştüğünü görünce, kebap yemekten vazgeçip portakallı ördek hayalleri kurmaya başladım. Koca bir şehrin henüz açan portakal çiçeklerinden dolayı türüm türüm koktuğunu düşünün. Bahara alerjili sol gözümdeki kızarıklığı dahi unutturan bu nefis kokunun ılık esintilerle taşınması ise bambaşka bir keyif. Ancak yaz tatilinin üçüncü ayındaki ilkokul çocuklarında bulunacak türden bir akşam miskinliğiyle, kendimi kaldırım kafelerinden birine attım. Derken, iki kulağının üzeri sigaralı bir çocuk yanaştı ve alır mısın abi dedi. Sigara içmiyorum, dedim. B*k iç dedi... Kendime gelmiş ve ciğere düşmek vaktinin geldiğini anlamıştım. Aramıza yaklaşık bir yıl önce katılan ve fotoğrafın üst kısmında arzı endam eden M3 yüzünden, konfor alanımızda ciddi bir daralma oldu. Bilstein marka sofistike süspansiyonların alçalttığı gövde yüzünden orada burada apaçi damgası mı yemedik; Turner Motorsport üretimi kompetisyon grade yürüyen aksam parçaları yüzünden her kasiste böbreklerimiz mi kopmadı; Sparco yarış koltukları yüzünden uzun yolculuklarda felç mi olmadık... M3'ün tamamen piste odaklanan ve fabrika ayarlarından bir hayli uzak olan karakteri Naz'daki zarafete, Ümitcan'ın Impreza'sındaki efendiliğe karşı olarak doğmuş gibiydi. Fakat bugün ilginç bir şey oldu ve ilk kez piste çıkardığımız M3, hiç görmediğimiz kadar mutlu bir otomobile dönüşüverdi. Yarış koltuklarının, yarış süspansiyonlarının ve hafiflik maksadıyla sökülmüş parçaların bir anlam ifade etmeye başladığı o anları deneyimlemenizi isterdim. Trafikteki avuçları terli, anksiyete dolu M3 gitti; aylar sonra evine dönmüş gibi davranan bir M3 geldi. Bu deneyimin Spa'yı, Ring'i, Laguna Seca'yı hak ettiği konusunda hemfikir olduk ve pistte hızlı turlar attığımız otomobilimizle mutlu mesut eve döndük. Darısı Eau Rouge'ların, Karussell'lerin, Corkscrew'lerin başına... Kahve ile alüminyum arasındaki romantik bağı fark ettikten sonra, bir önceki gönderimde de bahsettiğim üzere, iki kitap sipariş ettim. Bu kitaplar kafein ve alüminyum aşkının analizine kahve ile başlamamı sağlayacak. Daha doğrusu sipariş verirken düşündüğüm buydu…  Ne var ki, aydınlanma çağının aydınlarından biri olan Brillat-Savarin’in Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler isimli eserinde farklı ve fazlasıyla heyecan verici bir dünya buldum. Gerçek bir yemek sever olan yazar, yemek kültürünün pis boğazlılık ile karıştırılmasından duyduğu rahatsızlıkları ve önemli bir bilim dalı olarak gördüğü gastronominin inceliklerini anlatıyor kitabında. Brillat-Savarin gibi bir aydının düşüncelerinde, kendi fikir dünyamdan bazı renkler yakaladığımı söylersem umarım cüretimi hoş görürsünüz. Fakat bir otomobil sever olarak, otomobil sevdası ile apaçiliğin karıştırılmasından duyduğum rahatsızlığın, 18. yüzyıl aydınlarından biri tarafından yemek kültürü konusunda hissedildiğini görünce kendimi biraz arkalanmış hissettim. Kim bilir, belki otomobil kültürüne ve otomobillere dair ömürlük notlarım bir gün kitap olur ve adını Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler koyarım…
Sağdaki eser ise, az evvel bahsettiğim kitabın sonsözü olarak, Balzac tarafından kaleme alınmış. Bu durumda Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler’in sonsözünü Jeremy Clarkson yazmalı… Balzac, modern zaman uyarıcıları olarak isimlendirdiği beş maddeye dair düşüncelerini ve tecrübelerini anlatıyor incecik kitabında. Bu arada beş maddeden birinin kahve olduğunu sanıyorum tahmin etmişsinizdir. Kitapları bitirmem biraz zaman alacak gibi görünüyor fakat acelem yok. Çünkü her cümlesinden ilham sızan bu aydınları anlamak ve hissetmek aceleye gelmemeli.
Kahve ve alüminyum hikayemin sonraki gönderileri, görseldeki kitaplardan aldığım notlardan oluşacak ve bu eserlerin ardından, sıra birkaç bilimsel makaleye gelecek. Böylece, gidişatından huzursuz olduğum ve bir an önce emekliye ayrılmasını beklediğim gezegenimizin iki yüz elli yıl önceki güzel günlerinde, biraz olsun huzur bulabileceğim. Hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan alüminyum ile modern insanın hiperaktivite ihtiyacını karşılayan ve aynı şekilde hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan kahve.
Kendi zamanındaki teknolojik sınırların belini kıran ve Octane dergisinin Nisan kapağını harikulade poposuyla süsleyen Porsche 959 sayesinde, bugün alüminyumu düşündüm. Alüminyumu düşünmek tuhaf bir ifade oldu farkındayım… Ne var ki, tekerlek üzerinde hareket eden herhangi bir nesneye ilgi duyup da, alüminyumdan etkilenmeyecek birileri yoktur diye tahmin ediyorum. Her açıdan erotik, her açıdan tahrik edici bir materyal.
Alüminyum konusundaki gözü dönmüş yaklaşımım, kahve tüketimi için de geçerli. Kahve içtiğim ‘fincanın’ ölçüsü ne tür bir yaklaşımdan bahsettiğimi gösteriyordur sanıyorum. Porselenden imal edilmiş bir espresso fincanındaki zarafet yetmezmiş gibi, bu fincanı işaret parmağıyla havada tutarak zarafete zarafet katan ve aynı anda diğer elindeki geleneksel edebiyat dergisini okuyan birinin naifliğine sahip olduğumu düşünmüyorum. Zira üç shot espressonun üzerine, yaklaşık yarım litrelik bir porsiyona ulaşana kadar, koyduğum kaynar suyun sıcaklığı ile Porsche 959’un poposundaki sıcaklığı bir araya getirmeyi tercih eden biriyim.
Bugün alüminyumu düşündüm. Kahve içiyordum. Sonra konuyla ilgili bir şeyler okumaya başladım. Minik metinler birkaç makaleye, birkaç makale ise sipariş edilmiş birkaç kitaba dönüştü. Kafein ile alüminyumun aşk hikayesi bütün uykumu kaçırmış, içim uzun bir yolculuğa çıkacak olmanın heyecanıyla dolmuştu. Galt MacDermot’un Coffee Cold’u çalıyor, bense bu hikayenin neresinden tutunsam diye düşünüyordum.
Hazır olun, buralar biraz kahve kokacak… Biraz da alüminyum. Weihenstephaner köpüğüm #naz #bmw #z3coupe #shootingbrake #bmwrepost Bunca zamandır neredeydim?
* 1.7 litrelik dizelim ve JDM çıkartmalarımla Vauxhall Team Turkey buluşmalarında Doblo mu kovalıyorum? Hayır dostlar, hayır.
*E5’te makas atarken ölmüş olabilir miyim? Hayır, ölmedim. Hamdolsun, trafikte oldukça bilinçli kullanıyorum. Trafikte insan gibi hareket eden fakat sorumsuz, bencil ve cahil yaratıklar yüzünden kaybettiklerimiz için burada biraz durup düşünelim. Toprağın bol olsun Erdal Tosun. *Seksi bir İtalyan otomobiliyle sürüş yaparken, ilk kasiste başıma düşen sunroof yüzünden hastanelik oldum desem? Suçu İtalyanlara atmanın lüzumu yok. Yonca yapraklı Julya’yı severek izliyoruz.
*Jeremy Clarkson ve ekibinin karşı konulamaz ürünü yüzünden torrent sitelerinde kaybolmuş ve müsaade istemeden açılan arsız reklamlardan birine dönüşmüş de olabilirim. Şaka bir yana, The Grand Tour rüya gibi olmuş. Top Gear’ımızın eski samimiyetini arattı ama buna da şükür.
*Uygun fiyatlı bir Amerikan cipini yükseltip, ekstrem spor yaptığımı sanarak ekstrem bir bira içicisine dönüşmüş olma ihtimalimi düşündüyseniz, hayır. Göbeğim yok ve ezik değilim.
*Fakirlikten motosiklete düşecek gibi olduğum doğrudur fakat motosikletten düştükten sonra üzerimden hafif ticari geçmesini istemedim, vazgeçtim. İstanbul’da benlik bir iş değil…
*Bunca zamandır işimdeydim, gücümdeydim ve sosyal mecraların pek sosyal hallerine biraz ara vermek istedim. Durduk yere beklentiyi yükseltmenin lüzumu yok fakat yine buralardayım ve arada bir üç beş kelime karalıyor olmayı planlıyorum.
*Bahar kokusunun ortaya çıktığı şu günlerde, albümümde olgunlaşmış bir fotoğrafla, sağlıcakla. Anahtarını iade et, metroyla efendi efendi otele dön. Hayır, valize sığma ihtimali yok. Tamam, o da seni çok özleyecek...
%d blogcu bunu beğendi: