Skip to content

AUDI A3 SPORTBACK 1.6 TDI AMBITION S-TRONIC

_MG_1305

Üzerinden ikinci kez geçtiğim ıssız yol, tekrar karşılaşmamızı ummuyormuş gibi sevinçle selam veriyor. Hemen yandaki otoban yapılmadan önce insanları ulaştırmak ona düşüyormuş fakat şimdilerde tarlalarına giden üç beş köylü amcadan ve süspansiyon testi yapan bir otomobil yazarından başkası uğramıyormuş buralara. Dümdüz bir çizgide, sinüs dalgası formunda kıvrılıp giden bu yolu ilk kez Skoda Octavia testinde geçmiştim. Şasi ve motoru A3 ile birebir aynı olan Octavia, bu yolda 200’ü görünce kanatlanacak gibi olmuş ve beynimdeki kanı bir aşağıya bir yukarıya savurmuştu.

A3 mü? Önce şu kelimeler geçiyor beynimden: “Motor aynı olduğu halde bu alet daha mı yavaş ney?” Sonra kadrana bakıyorum ve 200’ün üzerinde bir şeyler çarpıyor gözüme. Oysa yandaki otobanın ‘bal dök yala’ asfaltında 130’la gidiyor gibiyim. Ne ciddi bir rüzgar ve yol gürültüsü, ne de savrulma… Beynimdeki kan hafifçe dalgalanıyor o kadar. Yuh Audi!

_MG_1347

Olayı birkaç saat geriye sarıp baştan başlayalım: Kırmızı ayakkabılarıma ve kırmızı çantama uyumlu olduğu için daha ilk görüşte kanımı ısıtan test aracımın tasarımını incelemeye koyuluyorum. Bir önceki A3’e göre en radikal değişim depo kapağında yapılmış?! Yuvarlaktan, kareye… Bunun haricinde daha gergin ve daha sert hatlı fakat gözümüzün alıştığı Audi formundan çok da uzak olmayan bir A3 var karşımda. Tüm Audi’ler birbirine benzer; alıştık.

_MG_1331

İç mekana ise sadelik hakim. Göz yoran tasarım hileleri ya da tuş kalabalığı falan yok, bunun yerine kullanışlılığın dibine vuran bir kabin var. Direksiyon tasarımına, göstergelerin sadeliğine (yakıt ve sıcaklık göstergeleri müthiş), konsola gizlenebilen multimedya ekranına (A-Serisi‘ne selam ‘çakar’ gibi) ve koltukların tasarımına bayıldım. Arka tarafta yeterli diz ve baş mesafesi var; bagaj ise 3 ceset alır gibi… Sanırım malzeme ve işçilik kalitesinde bir sorun olmadığını söylememe gerek yok. Fakat şu da var ki, ergonomi odaklı iç mekan bir süre sonra fazla sakin, hatta sıkıcı geliyor. Tıpkı hevesle gidilen minik tatil köyünde bunalmak gibi. Yine de kendi sınıfının en iyi iç mekanı A3’te…

_MG_1367

Yolculuk Hızır Yaylası’na. Amanos’un tepesindeki yaylada Rizeli fotoğrafçım Kamil’in memleket hasretini dindirecek bollukta yeşil var. Bense daha çok, yaylaya giden yollarla ilgileniyorum. Bölünmüş yol, stabilize yol, çalışmalar yüzünden toprak yol ve son olarak yaylaya çıkan 15 km’lik tırmanış… Herhangi bir otomobilin sürüş karakterini ortaya çıkaran turnusol güzergahımızda A3 neler yaptı dersiniz?

Yazının başında da demiştim. Sürüş kalitesi öyle yüksek ki, çoğu zaman yavaş gittiğinizi hissediyorsunuz. Yol ve rüzgar gürültüsü minimum düzeyde. Süspansiyonlar, içine bir A3 alabilecek kadar büyük çukurlarda bile işini yapmayı sürdürürken, gövde inanılmaz sıkı hissettiriyor. Burulma yok desem, yalan olmaz. Konsoldan kontrol edilen Drive Select sistemiyle farklı sürüş modları seçmeniz mümkün. Direksiyon sertliği, gaz-şanzıman tepkileri ve süspansiyonlar bir tuşla karakter değiştirebiliyor. Yolculuğun 15 km’lik tırmanış kısmı hariç comfort modunu kullandım ki rahatlık ve dinamizm arasında, düzgün bir dengesi var. Dynamic modunda ise direksiyon sertleşiyor, gaz-şanzıman tepkileri keskinleşiyor ve gövde bariz biçimde daha sıkı durmaya başlıyor. Bu arada direksiyonun çok konuşkan olmadığını belirtmem gerek, çoğu zaman işini yapmakla yetiniyor. A3’ün sürüş karakteri hayat dolu olmasa da tutunma, viraj alma ve ani yön değiştirme olaylarında hiç sorun çıkarmıyor.

Otomobilin fiyatlarına buradan ulaşabilirsiniz. Ve karar;

Üst segmentlere has sürüş kalitesine, ergonomik ve minimalist iç mekanına, genel kalite hissine ve gövde rijiditesine bayıldım.

Daha eğlenceli sürüş karakteri, daha hisli direksiyon ve biraz daha canlı bir iç mekan beklerdim.

Kamil Kaya fotoğraflarının tadını çıkarın;

Diğer test sürüşlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

23 replies »

    • İnanın kısıtlı zamandan ötürü sağlıklı bir ölçüm yapamadım; sizi yanlış yönlendirmek istemem fakat şehir içinde 6-7 civarında yakacağını tahmin ediyorum.

      • Teşekkür ederim yazılarınız gerçekten bilgi verici ve keyifli en yakın zamanda fiat 500L ve honda civic hb dizeli test ederseniz sevinirim 🙂

  1. Audi A3’ü oldum olası sevmedim. Yanlış anlamayın Audi’ye karşı bir antipatim yok aksine Audi’leri çok severim. Ancak A3 şekil itibariyle modernlikten biraz uzak ve bence albenisi de o kadar çok değil. Ancak rijiditesi hayranlık verici gerçekten. Audi’nin uzay şasi adını verdiği bir şasi de R8’de kullanılıyor. Hafif ve güçlü bir şasi. Yakın gelecekte Audi, Aluminium Strong Frame sayesinde tarih yazacaktır. Sonuç olarak diyeceğim; her ne kadar şeklini cismini beğenmediğim bir araç olsa da Audi’nin güvenlikteki muhteşem mühendisliği kendisini Audi A3’te de belli edebilmiş.
    İsmail Bey yazılarınız hem mizahi hemde bilgi açısından çok iyi. Bende bir otomobil yazarıyım bu işten ekmek kazanıyorum ama biz daha resmi yazmaktayız. Ama vakit buldukça blogunuza uğramayı ihmal etmiyorum. Çünkü sizin gayet samimi ve cesur incelemeleriniz yeri geliyor bizlere de yardımcı olabiliyor. Mizahi bakış açınız sayesinde ise açıkçası işimi daha da seviyorum ve yeri geldiğince yazılarıma aktaramasam da incelediğim otomobillerin bagajına kaç ceset sığar buna? diye geçirmeden edemiyorum. Kendinize iyi bakın iyi bir iş çıkarıyorsunuz gerçekten iyi ki sitenize rast gelmişim diğer bütün araba sever dostlarıma hayırlı yolculuklar dilerim.

    • Merhaba,

      Audi olayında çok farklı değiliz aslında. Hatta ben sadece A3’e değil, R8 ve bir önceki nesil RS4 Avant hariç, hiçbir modern Audi’ye yakınlık duymadım. Fakat güncel A3’e biner binmez tavanda ön camın orta hizasından arka kısma kadar uzanan çıkıntıyı görünce ‘rijit rijit rijit’ seslerini duyar gibi olmuştum. Sadece iç mekana kalsa Golf, A3’ün içinden geçer fakat aynı altyapıya rağmen çok daha ‘bütün’ bir gövde buldum, sahiden iyi iş.

      Güzel kelimelerinize gelirsek, bence benim informal tarzımı taşıyın yazılarınıza 🙂 Ben aynı zamanda evo’nun çevirmeniyim ve evo gibi ulusal ve ciddi bir derginin en kıymetli makalelerini sokak ağzıyla çeviriyorum. ‘Not only but also’ kalıbını ‘hem nalına hem mıhına’ diye çeviren bir adam var evo’da 🙂 Fakat çok güzel geri bildirimler alıyorum, bu yüzden nerde yazarsam yazayım blogdaki kadar rahat olmaya çalışıyorum.

      Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Arada uğrayın 🙂

      Selamlar, sevgiler.

  2. A3 gerçekten güzel bir araç fakat golfle mukayese edildiğinde aradaki fiyat farkını biraz fazla buluyorum. AMS ve Autobild’in karşılaştırmalı testlerinde de golf totalde a3’ten hatta bu sınıftaki tüm modellerden daha yüksek puanlar almayı başaran bir model. Sizce golf hakikaten bu sınıfın en iyisi midir? Veya a3’ten bütün olarak daha iyi bir araç mıdır?

    • Merhaba Said Bey;

      Eskiden A1’den inip Polo’ya bindiğinizde “hmm, aradaki 20bin lira buralara harcanmış” diye düşünürdünüz. Golf 7 o kadar iyi bir otomobil ki A3’e puan kaybettiriyor. Benzinli ve manuel şanzımanlı bir Golf, C segmentindeki tüm otomobillere boy boy koyuyor. Dizel ve otomatik bir Golf ise C segmentinin tüm otomobillerinde boy boy değil, insani olarak koyuyor.

      Netice olarak Golf koyuyor çünkü fiyat/kalite oranı kusursuz.

      • İsmail bey haklı kiraladığım dizel otomatik golf ile 6000 km yol yaptım çoğu uzun yoldur bir çok araçla kapıştım volvo s60 ından bmw 4.28 ine e350 sinden audi a4 üne kadar golfle aynı klansmandakileri saymıyorum bile hele hele e350 ile kapışmamız efsanedir 300 km birbirimizi kovaladık ve nakavt biraz trafiğin olduğu bir yolda aynamda kayboldu manuel benzinliyle ne yapar çok merak ediyorum

  3. Yine Audi, yine sürücüsünü işin içine katmayan ama geri kalan hemen her konuda master yapmış bir otomobil.

    Sanki Audi’nin yönetim kurulundaki birisi mühendisleri gizlice toplamış da onlara
    ” Beyler ne olursa olsun kesinlikle sürücü otomobili üretmiyoruz tamam mı? Mümkün mertebe önden çekişli üretiyoruz. Asla arkadan itişli üretmiyoruz. Onun yerine Quattro yapıyoruz ama Quattro diye sattığımız otomobillerin bile çoğunu önden çekişli karakterinde üretiyoruz anlaştık mı? Ama geri kalan her konuda çok iyi otomobiller yapıp milletin kafasını karıştırıyoruz. BMW’cilerin aklı çelinmekle çelinmemek arasında sürekli gidip geliyor. İkilemde bırakıyoruz onları.
    Hadi aslanlarım benim, gidin ve otomobil meraklılarının kafasını iyice karıştırın, ikilemde kalsınlar, karar veremesinler, düşünüp düşünüp iyice manyak olsunlar. Hadi koçlarım! ” demiş gibi.

    Gece gece yine kafamı karıştırdın Audi. Seni çok sevmekle hiç sevmemek arasında gidip geliyorum. Bir türlü vazgeçmedin şu inadından.

  4. Selamlar. Bu aracı alınabilir kılan nedir? Yakın zamanda golf,a3,leon tdi dsg kullandım inanın en hoşuma giden leon oldu ve şu an led farlı tdi leon sahibiyim. En son leonu test ettim hatta aklımda bile yoktu. İyi ki de gitmişim. Çoğu araçta opsiyon bile sunulmayan led farlar bu araçta varken neden 30bin tlden fazla para verip audi almalıyım? İç plastik kalitesi,torpidonun halı kaplaması,gizlenebilen ekranı mıdır bu farkı çıkaran?

    • Merhaba

      Daha evvel, A3 ve Golf arasındaki kalite farkı kendisini bariz belli ederdi fakat şu an Golf/Leon o kadar iyi fiyat/kalite oranına sahipler ki A3’ten puan çalıyorlar. Testler boyunca A3’te gördüğüm en büyük artı, gövdesinin biraz daha rijit, süspansiyonlarının ise biraz daha kaliteli oluşu idi. Peki o farka değer mi? Asla. Bu yüzden tercihinizin doğru olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

  5. Yazılarınızı zevkle okudum ve samimi buldum. Biraz zorlayarak a3 alabilirim. Golf 7 ile arasındaki fiyat farkına değer mi.? Birde 2 elde hangisi daha çok kaybettirir? Yanıtlarsanız çok sevinirim. Teşekkürler.

  6. Merhaba,
    Şuanki aracım golf 7 highline dizel. Aracım ile 100 km nin üzerine çıktığımda sürücü tarafı kelebek camın oradan rüzgar sesi ve uğultusu alıyor araç. Ayrıca bazı zamanlarda kısa süreli gidişlerimde bile araç hararet yapıyor fan çalışıyor. Bu durumları yetkili servise iletttim normal diyor bişey yapamadılar.Bu yüzden araçtan soğudum.

    Audi a3 sportback ambiente dizel araç almayı düşünüyorum. Aynı platformda üretilen a3’de de bu sorunları yaşarmıyım? a3 konfor konusunda ve sürüş özellikleri bakımından golfe göre nasıldır? tavsiye edermisiniz?

    Şimdiden ilginize tşk ederim, saygılarımla.

  7. golf e de bindim audi a3 e de bindim…

    golf 7 yide sürdüm a3 8v(2014) kasasınıda sürdüm

    golf ile a3 arasında sürüş dinamikleri arasında o kadar çok fark varki fiyat farkını rahatlıkla hissettiriyor aracın içinde kalite kokuyor ww araçlara bindiğinizde amaroktada aynı malzeme poloda da aynı malzeme golftede aynı malzemeyi görürsünüz…

    audi premium havasını size iç mekanı ve süspansiyonları ile sürüş hissiyatı sürüş dinamikleri ile hissetirirken golf tamamen yanında sönük kalıyor…golf ile a3 ü kıyaslamak sıkı bir vw fanboyluğu gerektirir..

    • ben de aynı ikilemde kalıp, ikinci elini düşünerek a3 1.6 tdi tercih ettim ama volvo v40 d2 advance’in kabini akıldan kolay kolay çıkmıyor. akıl ile kalbin savaşı resmen.

      • Arkadaşlar 2015 aralığında ambetion tdi sportback a3 aldım..bir kere şunu soylim golf ile aynı firma olmasına rağmen golf ten kalite yol tutuşu ve artıları ile a3 önde…geleyim araca yolda istediğiniz hareketi hızlanma sollama virajlarda sert kullanım herşey a3 ile çok kolay ne kadar sert kullanırsanız kullanın yakıt ortalama 6 yi geçmiyor ve şunu unutmayın kırmızı yeni kasa a3 ile bütün gözler üstünde olur

  8. İsmail Bey
    2015 Audi A3 Sporbackt? Bu aracın amortisörleri ile ilgili bir sertlik, konforsuzluk sorunu var mı? Aracı alma kararımızı etkileyecek kafamıza takılan bir soru bu. Bir çoğu Amortisörün çok sert olduğunu ve bu nedenle iç ortamada keyifsizliğe yol açtığını söylüyor… Bu doğru mu? sadece bu husustan dolayı gözümüz korktu. Rica ederim lütfen bu konu hakkında ufakta olsa bir cevap verin… Cevabınızı 4 gözle bekliyorum

  9. Test ettiğiniz bu modeldeki sürüş modları süspansiyonlara etki etmiyor.kanımca piskolojik bir yanılma yaşamışsınız.bildiğim kadarıyla süspansiyon kontrollü a3 türkiyede yok.

    Yazılarınızı okumaya doyamıyoruz son derece akıcı. Zaten araba manyağı olarak broşür bilgilerine sahibiz.siz bize aracın ruhunu anlatıyorsunuz bunun için ayrıca teşekkür ederim.

    Süspansiyonla ilgili yorumu yazmadan da edemedim.(eski bir 1.6 tdi ambition sedan drive select li model sahibi olarak)

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Aydınlatması olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve süratinize rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar beyaz bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının, parlayan asfaltın başrol paylaştığı bir kısa film başlardı. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda otomobil sıcaklığın, bense nefesimin normale dönüşünü beklerdim. Eve dönüşümüz ise, içinde tombul şişe efes tüketilen şahinlerin hızıyla gerçekleşir, bu sırada sahneyi çoğunlukla David Gilmour alırdı. Burayı gece geçmeyeli uzun zaman oldu, yeşili onurlandıran gün ışığı ise az evvel bahsettiğim kısa filmi kaldıramayacak kadar naiftir. Bu yüzden yeşili, oksijeni ve otomotiv sanatını kararınca tadıp eve dönmek en iyisi. Yeni bir yemeğin keşfinden, yeni bir yıldızın keşfine kıyasla daha fazla mutluluk duyduğunu söyleyen tombul yanaklı bu adamı biraz olsun anladığımı düşünüyorum. Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler’in büyük kısmını okudum. Kitabın kahveyi konu alan ve beni diğer bölümlere göre daha fazla ilgilendiren kısmı ise çoktan bitti. Bu yüzden, konuyu soğutmamak adına, kahve ve alüminyum bahsiyle ilgili üçüncü gönderimi yazmak istedim.
İlk kahve ağacı Arabistan’da bulunmuş ve dünyanın farklı yerlerine buradan taşınmıştır. Ne var ki, en lezzetli kahveler halen Arabistan’da yetişenlerdir. Bir inanışa göre, koyunlarını otlatmaya çıkaran bir çoban, kahve taneciklerini yiyen hayvanların diğerlerine kıyasla daha canlı olduğunu gözlemlemiş ve kahvenin hikayesi böyle başlamış. Brillat-Savarin kahveyi bulan kişi kadar, kahve taneciklerini kavurmayı akıl eden kişinin de onurlandırılması gerektiğine inanıyor çünkü damağımızı okşayan kahve tadı, tamamen karbonlaşmanın sonucunda ortaya çıkan aromaların ve özgün yağların ürünü.
“Kahvenin geceleri uykularını kaçırmadığı kişiler, gündüz uyanık kalabilmek için bolca kahve içenlerdir…” Yazarın bu cümlesi, hazırlık sınıfını saymazsak altı yılda mezun olabildiğim mühendislik fakültesi hayatımın soru işaretlerinden birini pek güzel yok ediyor. Hayatımın hiçbir döneminde kahve içtiğim için uykusuz kalmış yahut sabahlamak maksadıyla kahveye sarılmış değilim. Öte yandan, özellikle son bir yıldır, günün ilk kahvesini içene kadar tam anlamıyla ayılamıyor ve hakkıyla ısınmamış bir sıralı altı silindirli gibi tuhaf sesler çıkarıyorum. 
Fakat benim gibiler için kötü haberler veriyor Brillat-Savarin. “Sağlıklı bir insan günde iki şişe şarap içerek uzun yıllar yaşayabilir fakat aynı miktarda kahve ile çok uzun süre dayanamaz,” diyor. Buna gerekçe olarak ise, kahvenin göründüğünden çok daha ciddi bir uyarıcı olmasını öne sürüyor. Uyarıcı demişken, az sonra gecenin ikinci kahvesini demleyecek ve Balzac’ın Modern Çağ Uyarıcıları Risalesi’ni üçüncü kez okuyacağım. Belki bu kez yazarı kıskanmayı bırakır ve kahveyle ilgili araştırmalarıma huzurla devam edebilirim… Ülkemizin küfür ihracatında önemli bir paya sahip olan Adana'nın, Nisan ayında böylesine romantik bir şehre dönüştüğünü görünce, kebap yemekten vazgeçip portakallı ördek hayalleri kurmaya başladım. Koca bir şehrin henüz açan portakal çiçeklerinden dolayı türüm türüm koktuğunu düşünün. Bahara alerjili sol gözümdeki kızarıklığı dahi unutturan bu nefis kokunun ılık esintilerle taşınması ise bambaşka bir keyif. Ancak yaz tatilinin üçüncü ayındaki ilkokul çocuklarında bulunacak türden bir akşam miskinliğiyle, kendimi kaldırım kafelerinden birine attım. Derken, iki kulağının üzeri sigaralı bir çocuk yanaştı ve alır mısın abi dedi. Sigara içmiyorum, dedim. B*k iç dedi... Kendime gelmiş ve ciğere düşmek vaktinin geldiğini anlamıştım. Aramıza yaklaşık bir yıl önce katılan ve fotoğrafın üst kısmında arzı endam eden M3 yüzünden, konfor alanımızda ciddi bir daralma oldu. Bilstein marka sofistike süspansiyonların alçalttığı gövde yüzünden orada burada apaçi damgası mı yemedik; Turner Motorsport üretimi kompetisyon grade yürüyen aksam parçaları yüzünden her kasiste böbreklerimiz mi kopmadı; Sparco yarış koltukları yüzünden uzun yolculuklarda felç mi olmadık... M3'ün tamamen piste odaklanan ve fabrika ayarlarından bir hayli uzak olan karakteri Naz'daki zarafete, Ümitcan'ın Impreza'sındaki efendiliğe karşı olarak doğmuş gibiydi. Fakat bugün ilginç bir şey oldu ve ilk kez piste çıkardığımız M3, hiç görmediğimiz kadar mutlu bir otomobile dönüşüverdi. Yarış koltuklarının, yarış süspansiyonlarının ve hafiflik maksadıyla sökülmüş parçaların bir anlam ifade etmeye başladığı o anları deneyimlemenizi isterdim. Trafikteki avuçları terli, anksiyete dolu M3 gitti; aylar sonra evine dönmüş gibi davranan bir M3 geldi. Bu deneyimin Spa'yı, Ring'i, Laguna Seca'yı hak ettiği konusunda hemfikir olduk ve pistte hızlı turlar attığımız otomobilimizle mutlu mesut eve döndük. Darısı Eau Rouge'ların, Karussell'lerin, Corkscrew'lerin başına... Kahve ile alüminyum arasındaki romantik bağı fark ettikten sonra, bir önceki gönderimde de bahsettiğim üzere, iki kitap sipariş ettim. Bu kitaplar kafein ve alüminyum aşkının analizine kahve ile başlamamı sağlayacak. Daha doğrusu sipariş verirken düşündüğüm buydu…  Ne var ki, aydınlanma çağının aydınlarından biri olan Brillat-Savarin’in Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler isimli eserinde farklı ve fazlasıyla heyecan verici bir dünya buldum. Gerçek bir yemek sever olan yazar, yemek kültürünün pis boğazlılık ile karıştırılmasından duyduğu rahatsızlıkları ve önemli bir bilim dalı olarak gördüğü gastronominin inceliklerini anlatıyor kitabında. Brillat-Savarin gibi bir aydının düşüncelerinde, kendi fikir dünyamdan bazı renkler yakaladığımı söylersem umarım cüretimi hoş görürsünüz. Fakat bir otomobil sever olarak, otomobil sevdası ile apaçiliğin karıştırılmasından duyduğum rahatsızlığın, 18. yüzyıl aydınlarından biri tarafından yemek kültürü konusunda hissedildiğini görünce kendimi biraz arkalanmış hissettim. Kim bilir, belki otomobil kültürüne ve otomobillere dair ömürlük notlarım bir gün kitap olur ve adını Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler koyarım…
Sağdaki eser ise, az evvel bahsettiğim kitabın sonsözü olarak, Balzac tarafından kaleme alınmış. Bu durumda Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler’in sonsözünü Jeremy Clarkson yazmalı… Balzac, modern zaman uyarıcıları olarak isimlendirdiği beş maddeye dair düşüncelerini ve tecrübelerini anlatıyor incecik kitabında. Bu arada beş maddeden birinin kahve olduğunu sanıyorum tahmin etmişsinizdir. Kitapları bitirmem biraz zaman alacak gibi görünüyor fakat acelem yok. Çünkü her cümlesinden ilham sızan bu aydınları anlamak ve hissetmek aceleye gelmemeli.
Kahve ve alüminyum hikayemin sonraki gönderileri, görseldeki kitaplardan aldığım notlardan oluşacak ve bu eserlerin ardından, sıra birkaç bilimsel makaleye gelecek. Böylece, gidişatından huzursuz olduğum ve bir an önce emekliye ayrılmasını beklediğim gezegenimizin iki yüz elli yıl önceki güzel günlerinde, biraz olsun huzur bulabileceğim. Hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan alüminyum ile modern insanın hiperaktivite ihtiyacını karşılayan ve aynı şekilde hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan kahve.
Kendi zamanındaki teknolojik sınırların belini kıran ve Octane dergisinin Nisan kapağını harikulade poposuyla süsleyen Porsche 959 sayesinde, bugün alüminyumu düşündüm. Alüminyumu düşünmek tuhaf bir ifade oldu farkındayım… Ne var ki, tekerlek üzerinde hareket eden herhangi bir nesneye ilgi duyup da, alüminyumdan etkilenmeyecek birileri yoktur diye tahmin ediyorum. Her açıdan erotik, her açıdan tahrik edici bir materyal.
Alüminyum konusundaki gözü dönmüş yaklaşımım, kahve tüketimi için de geçerli. Kahve içtiğim ‘fincanın’ ölçüsü ne tür bir yaklaşımdan bahsettiğimi gösteriyordur sanıyorum. Porselenden imal edilmiş bir espresso fincanındaki zarafet yetmezmiş gibi, bu fincanı işaret parmağıyla havada tutarak zarafete zarafet katan ve aynı anda diğer elindeki geleneksel edebiyat dergisini okuyan birinin naifliğine sahip olduğumu düşünmüyorum. Zira üç shot espressonun üzerine, yaklaşık yarım litrelik bir porsiyona ulaşana kadar, koyduğum kaynar suyun sıcaklığı ile Porsche 959’un poposundaki sıcaklığı bir araya getirmeyi tercih eden biriyim.
Bugün alüminyumu düşündüm. Kahve içiyordum. Sonra konuyla ilgili bir şeyler okumaya başladım. Minik metinler birkaç makaleye, birkaç makale ise sipariş edilmiş birkaç kitaba dönüştü. Kafein ile alüminyumun aşk hikayesi bütün uykumu kaçırmış, içim uzun bir yolculuğa çıkacak olmanın heyecanıyla dolmuştu. Galt MacDermot’un Coffee Cold’u çalıyor, bense bu hikayenin neresinden tutunsam diye düşünüyordum.
Hazır olun, buralar biraz kahve kokacak… Biraz da alüminyum. Weihenstephaner köpüğüm #naz #bmw #z3coupe #shootingbrake #bmwrepost Bunca zamandır neredeydim?
* 1.7 litrelik dizelim ve JDM çıkartmalarımla Vauxhall Team Turkey buluşmalarında Doblo mu kovalıyorum? Hayır dostlar, hayır.
*E5’te makas atarken ölmüş olabilir miyim? Hayır, ölmedim. Hamdolsun, trafikte oldukça bilinçli kullanıyorum. Trafikte insan gibi hareket eden fakat sorumsuz, bencil ve cahil yaratıklar yüzünden kaybettiklerimiz için burada biraz durup düşünelim. Toprağın bol olsun Erdal Tosun. *Seksi bir İtalyan otomobiliyle sürüş yaparken, ilk kasiste başıma düşen sunroof yüzünden hastanelik oldum desem? Suçu İtalyanlara atmanın lüzumu yok. Yonca yapraklı Julya’yı severek izliyoruz.
*Jeremy Clarkson ve ekibinin karşı konulamaz ürünü yüzünden torrent sitelerinde kaybolmuş ve müsaade istemeden açılan arsız reklamlardan birine dönüşmüş de olabilirim. Şaka bir yana, The Grand Tour rüya gibi olmuş. Top Gear’ımızın eski samimiyetini arattı ama buna da şükür.
*Uygun fiyatlı bir Amerikan cipini yükseltip, ekstrem spor yaptığımı sanarak ekstrem bir bira içicisine dönüşmüş olma ihtimalimi düşündüyseniz, hayır. Göbeğim yok ve ezik değilim.
*Fakirlikten motosiklete düşecek gibi olduğum doğrudur fakat motosikletten düştükten sonra üzerimden hafif ticari geçmesini istemedim, vazgeçtim. İstanbul’da benlik bir iş değil…
*Bunca zamandır işimdeydim, gücümdeydim ve sosyal mecraların pek sosyal hallerine biraz ara vermek istedim. Durduk yere beklentiyi yükseltmenin lüzumu yok fakat yine buralardayım ve arada bir üç beş kelime karalıyor olmayı planlıyorum.
*Bahar kokusunun ortaya çıktığı şu günlerde, albümümde olgunlaşmış bir fotoğrafla, sağlıcakla. Anahtarını iade et, metroyla efendi efendi otele dön. Hayır, valize sığma ihtimali yok. Tamam, o da seni çok özleyecek...
%d blogcu bunu beğendi: