Skip to content

TAKLACI GÜVERCİN

1374152984463Geçen sene bugün…

Evde miskin miskin oturmaktayım. Bütün pencereler açık, en ufak bir esinti yok. Yanıyorum.

10384470_10204165293318159_1911671370755316330_nKapının önünde o günkü test aracım. Bembeyaz gelinlik içinde…

Eyyüp diyorum kalk allasen, biraz dolaşmaya çıkalım. Evde klima yok, bari arabanın klimasından istifade ederken gazlayalım azıcık.

Eyyüp asosyal adamdır. Sağa sola çıkmayı sevmez.

– Ben anime izleyeceğim, sen git.

– Ama klima var arabada!

– Amuhahadsljfd… (O sırada üstünü giyiniyor)

Neyse çıkıyoruz, ortalık gavur … gibi yanıyor ama.

Gel diyorum, geçen gittiğimiz pınara gidelim.

Arabanın içinde Bülent Ersoy gibi efil efil oturan ev arkadaşım önerimi kabul ediyor. Bu arada bahsettiğim pınar bir dağın zirvesinde. Ulaşmak için yaklaşık bir saat boyunca köy yollarında yardırmak gerekiyor. Ben memnun, Eyyüp memnun usul usul ilerliyoruz mahallede.

Marka model vermeyim diyordum ama vermeden de olmaz ki müdür. Altımızdaki araç üçüncü nesil Leon.

Yeni çıkmıştı o zamanlar. FR donanımlı falan…

Hayır kaderin cilvesine gel. Sen ikinci nesil Leon kullanan heriflere o kadar yardır; modifiye suç değil, çünkü eşşeğin z*kinden dolayı diye dalganı geç; sonra tut trafikteki ilk kazanı Leon’la yap… Olacak iş mi yahu!

Neyse hacım, arabanın dikkatimi çeken ilk yanı motor yazılımı oluyor. Gaz tepkileri, devir çevirme iştahı falan VAG standartlarını düşününce şahane. Şöyle söyleyeyim, ikinci viteste gaza oturunca kafasını deli gibi oynatmaya başlıyordu. Zaten garibanın gözlemleyebildiğim iki detayından biri bu oldu…

Şehir merkezinden uzaklaşıp, inin cinin çift kale maç yaptığı köy yollarına ulaşmamızla birlikte tempoyu artırıyorum. Eyyüp benim yanımda yolculuk ederken sarsılmaya, kafasını cama çarpmaya falan çok alışkındır. O yüzden istifini hiç bozmadan, Leon’un multimedya sistemine pair ettiği telefonumdan Pink Floyd klasikleri seçmekle uğraşıyor.

Pink Floyd’u severim. Şu dünyada beni yaşlandıkça kaygılandıran iki insan var. Dedem ve David Gilmour. Ölümlerini görmek, düşünmek istemiyorum. İşte öyle severim Pink Floyd’u.

Bizim Eyyüp ölüyü gaza getirecek cinsten bir seçim yaptı: Hey You

Yukarıdaki sahnenin bir köy yolunda geçen gazlamalı versiyonunu düşünün. Aynen öyleyiz. Keyiften (elbette müziğin ve otomobilin verdiği keyif, yanlış anlama olmasın) hafif hafif sırıtarak asıldıkça asılıyorum gaza… Ayrıca arabanın multimedya sistemini beğendiğimizden falan konuşuyoruz.

Bu arada geçtiğimiz yolu daha evvel defalarca kullanmıştım. Ama ters yönde… Yani pınara gidiş yönünü ilk kez geçiyordum.

Yolda hiç sert viraj yok. En azından aklımda öyle kalmış. 120-130 çok rahat yiyor ki limitlere o kadar yakın olduğum da söylenemez…

Eyyüp’ün kafa yine telefonda, sarsıla sarsıla şarkı seçiyor. Hey You’dan sonra ne çaldı inanın hatırlamıyorum. Hatırladıklarımsa şöyle;

Tepeli bir sol viraja yaklaşık 130 km/s ile yaklaşıyorduk. Viraj kör olduğu için güvenliği elden bırakmamak adına!? 90-100 civarı bir şeye yavaşladım ve çizgimi ayarlayıp motorun tork bandında kalacak şekilde dengeli gaz verdim…

Tepeye çıktığımızda ise tek gördüğüm şey bir mısır tarlasıydı. Virajın tuzağına düşmüştüm resmen. O yolu tasarlayan mühendise oksijen veren ağacın yaprağına kadar küfürler ederken, sağ ayağım halen gazdaydı. Abimiz Colin McRae ya, arabayı şarampole düşürüp yola geri dönme derdinde.

Meğer tarla ile yol arasında yaklaşık iki metre derinliğinde, içerisinde okkalı kayaların olduğu bir kısım varmış…

Eyyüp’ün kafası o ana kadar halen telefondaydı. Garibim olayları anlayıp, elini cam üzerindeki tutamaca attığı anda ilk kayaya alttan saplandık ve sağ ön cam basınçtan patlayıp bizimkinin koluna dövme yaptı.

Kayalar bitecek gibi değil. Direksiyona sıkı sıkı tutunmuşum, kemerim kilitli, her darbede küfür ediyorum.

En son bir kayaya sol önden çarpıp (jantı lastikten ayıran darbe) yuvarlanmamızla birlikte hava yastığıma bir öpücük veriyorum ve sağa yatmış vaziyette duruyoruz.

– İyi misin? (suratımda irite edici bir sırıtma)

– Senin ben a… koyayım! İyim ben, sende bişi var mı?

– Yok yok, dur bir çıkalım da… (hala gülüyorum)

Sol ön camı açıp ayağımı orta konsola dayadıktan sonra kemerimi çözdüm ve kollarımı dışarı aldıktan sonra arabanın sol yanına tırmandım. Sonra Eyyüp’ü çıkardım ve kenarda bir yere oturduk.

– Kaza şoku diye bişi varmış, oldu mu sende?

– Yoo

– Bende de… (burada gereksiz bir kahkaha koptu ki küçük çaplı beyin sarsıntısı yüzünden olmalı)

Serinlemeye çıktık ya sözde, tarlanın üzerinde en ufak bir gölgelik yok. Güneşin bağrında kalmışız. Firmayı arayıp çekici istedikten sonra, Jandarmaya da haber verdik ve tişörtümü çıkardığım gibi uzandım toprağın üstüne.

Fakat güneşlenmek ne mümkün! Oraya gelene kadar tek bir insan bile görmemişken, köylüler sanki bir doğa olayı gibi toplanıverdi etrafa. Hepsinden bir soru. Arabanın içine bakanları mı ararsın, yaralılar nerede diye soranları mı…

Eyyüp her gelene farklı bir hikaye anlatıyor;

Abi arkadaş biraz acemiydi…

Abi araba kiralıktı…

Abi araba emanet, kaskosu da yok…

İki üç saat güneşin bağrında, kurutmalık kayısı gibi kaldıktan sonra çekici, Jandarma vs. geldi, arabayı yükledik. Sağolsun çekicinin şoförü bizi eve atıverdi.

Çamurlu kıyafetlerimi çıkardıktan sonra bir duş aldım ve ertesi sabah uyanıp da vücudumdaki bütün kas tellerinin ağrıdığını fark edene kadar mışıl mışıl uyudum… Eyyüp’ün gövdesinde ise maşallah formunda bir mor şerit vardı.

***

İki hafta sonra firmadan aradılar.

İsmail Bey arabanın plakasını bulamıyoruz sizde mi? diye…

Ben ne bileyim, sanki her gün araba mı pert ediyoruz, meğer pert araçların plakası teslim ediliyormuş. Bahsi geçen plaka ise cifle temizlenmiş, gıcır gıcır vaziyette kitaplığımda duruyor.

Evet bende, dedim.

Onu bize ulaştırırsanız seviniriz, dedi telefondaki ses.

Sis farı da lazım mı? dedim.

O sizde kalsın! dedi kızcağız ‘asa sende kalsın dayı’ der gibi…

Plakayı götürdüğümde ise üstü örtülmüş bir Leon buldum. Okşayıp özür diledikten sonra o günkü test aracım olan 116d ile köy yollarında gazlamaya gittim.

Reklamlar

11 replies »

  1. Koptum gülmekten. Bir kaza, özünde trajik olan, bunu en iyi yaşayanların bildiği durum, ancak bu kadar eğlenceli nakledilebilir. Geçmiş olsun tabi, canınız sağolsun.

  2. Cam açsana Cam
    (dagorlach size bir titerişim gönderdi)
    (dagorlach size bir titerişim gönderdi)

  3. Hocam inanın çok farklı bir yazarsınız. Içerik oluşturma tekniginize bayıldım. Oyun kuşu içeriği düşündüm lakin helal olsun. Sizin gibi yazabilseydim inanın daha farklı her de olurdu web sayfam. Ama sizden ilham aldım biraz tekniginize dikkat ettim inşallah bir sonraki icerigimde sizinle aynı tekniği kullanacağım hoşçakalın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

"Uyandığımda odanın içinde uçuşan binlerce kristal kelebek bulmayı umuyordum. Perdelerin açıklığından içeri sızan tazecik gün ışığı bazı kelebeklerin kanatlarında kırılacak, yedi renge ayrılacak ve penceremden görünen zirveye değin uzanacaktı. Bense Abarth 124’üme atlayacak ve tanrının küçük çocuğu tarafından karalanmış bir resim defterinin ilk yaprağındaki çizgiler boyunca, gözümün gördüğüne doğru sürüş yapacaktım..." Rahmetli Barkın Bayoğlu başlangıç için yüksek hacimli motosiklet soranların kulağını çekerdi. Aynı şey otomobiller için de geçerli. Hatırlatmak isterim ki sürüş, ellerinizde ve poponuzda hissettiğiniz titreşimlerle ilgilidir. Bu yüzden dört silindirli klasik bir BMW'ye burun kıvırmayın lütfen. Tuz Gölü'nün üstünde Volvo C70'iyle şuursuzca gazlayan, kat kat kıyafetiyle klip arkadaşını adeta çıplak bırakan ve doksanlı yıllarda sadece otomobillerin değil, pop müziğin de yükseklerde olduğunu kanıtlayan bir Hakan Peker... Ayrıca helikopter çekimi otomobili öyle dramatik gösteriyor ki, Hakan Bey hanımefendiyi mi yoksa Volvo'yu mu unutamamış tam anlayamıyoruz. En son ne zaman, erkenden uyanıp sadece sürüş yapmak için dışarı çıktınız? / When was the last time you got up early and went for a drive? Önümüzdeki on yıl içerisinde, ilk gövde Ford Ka'nın orijinal Mini Cooper ile benzer bir çekicilik kazanacağını düşünüyorum. Fırsat varken bir tanesini saklayın derim. / I believe the first gen Ford Ka is going to earn some original Mini Cooper like appeal in the next decade. Get one while you can. Bir zamanlar otomobiller daha küçük, insanlık daha büyüktü. İlk otomobilime her bakışımda bunu hatırlar, doksanları özlerim 🚙 Humanity was larger when the car was smaller. Every single stare at my first car brings this thought and leaves me yearning of the nineties Denizden 1896 metre yukarıda kalan bir Alp geçidinde frenleriniz şişerse, dünya tam olarak böyle görünüyor / This is how you see the world when you are at an elevation of 1896 metres on a Austrian Alpine pass with totally faded brakes #teledials are better for dreams #teledials are better for the environment
%d blogcu bunu beğendi: