Skip to content

BMW 116d

DSC02336

– Karlı bir kış gecesinde 118i‘yle o kadar çok drift yapmıştım ki, yanımda oturan iki A-Serisi manyağı bile eve dönerken “bironsekiz, bironsekiz…” diye sayıklıyordu…

– 1 Serisi’ne vurulmak için ilk ve en büyük neden arkadan çekişli olması. Şayet arkadan çekişli otomobil kullanmak gibi bir zevkiniz, yahut önceliğiniz yoksa sizin için bu segmentte bolca seçenek mevcut. Fakat benim gibi hasta ruhlu bir RWD delisi iseniz, ayrıca kompakt otomobillerden hoşlanıyorsanız, 1 Serisi’ne aşık olmanız işten bile değil.

– Dürüst olayım, 116d’yi teste almadan önceki öngörülerim şunlardı: Tamam, manuel şanzımanlı olması benim için harika bir durum fakat 118i‘ye kıyasla çok daha güçsüz olduğu için, onun kadar eğlenceli olmayacaktır. Daha ekonomik, daha yavaş ve daha sakin bir otomobil…

– Daha ekonomik ve daha yavaş olma konularını tutturdum fakat daha az eğlence mevzuunda feci ama çok feci çuvalladım. Bu konuya az sonra tekrar döneceğiz.

DSC02311

– İç mekan konusunda 118i için söylediklerimi “copy+paste” yapmamda hiçbir sakınca yok. Hızlıca tekrar edelim: Çok fazla plastik hissi var. İç mekan sınıfın bazı çalışkan çocukları kadar ışıltılı değil. Arka tarafta ‘normal boyutlardaki’ bünyeler için yeterli alan var fakat çok fazla hacim beklememeli. Bagaja bütün halde üç, parçalarsanız dört ceset sığar.

– Bu acelenin nedenini merak ediyorsanız, hemen söyleyeyim. Bir an önce sürüş bahsine geçmek!

– Dizel ve eğlence kavramları ancak kova ve başak burçları kadar uyumlu diye biliriz değil mi? Yok öyle bir şey! Daha motoru çalışmadan iyi hissetmeye başlıyorsunuz çünkü anne yemeği kadar lezzetli bir sürüş pozisyonu var. Tasarımından çok haz etmesem de direksiyon elinize cuk diye oturuyor. Hem rahat, hem delice sportif bir sürüş pozisyonundan söz ediyorum.

DSC02313

– 1.6 litrelik dizel çalışmaya başlıyor! Konumu kusursuz ayarlanmış vites koluna uzanıp birinci vitese geçtiğim anda içim titriyor. Cidden abartmıyorum. O nasıl tatlı bir vites geçişidir yareppim! “Yansın ZF’ler, DSG’ler; su veren itfaiyenin…” diye haykırmak istiyorum!

– Kendime gelince debriyajı usulca bırakıyorum. Tık! Stop ettim. Debriyaj alışkanlık gerektiriyor.

– Çok şükür ilerlemeye başladım. Orta konsoldan kontrol edilen ve farklı sürüş modlarını seçmenizi sağlayan sistem yine sahnede… En cimri seçenek olan Eco Pro modundayım. Gaz pedalı çakır keyif olmuş gibi çalışıyor ama anlık tüketim göstergemde 3’lü, 4’lü şeyler okuyorum. Sanıyorum vites geçişleri yüzünden sarhoş oldum!

– Rahat bir otomobil. Focus’tan, Astra’dan daha rahat…

– Ve etraf sakinleşip de favori virajlarımla buluştuğumda yıldız yağmuru başlıyor!

– Otomatik şanzımanlı bir otomobil kullanıyorsanız, en baba çift kavramalıdan da olsa, araçla aranızda mesafe var demektir. Turbo motorlu bir otomobil kullanıyorsanız, en teknolojik motor da olsa, araçla aranızda mesafe var demektir. Otomobile en yakın olmanın formülü atmosferik motor + manuel şanzımandır.

118i‘yi ele alalım. En sevdiğiniz viraja yaklaşıyorsunuz. İkinci vitese düşüp, gaza oturarak virajı yan geçmek niyetindesiniz. Güzel! Fakat otomatik şanzımanın ikinci vitese ne zaman geçeceğini milimetrik olarak ayarlamak için kendinizi sürüşe değil, şanzımana vermelisiniz. Aynı şekilde, maksimum torkunu çok alt devirlerde vermesine rağmen, motorun birkaç yüz devirlik ölü bandını zamanında geçmek için dikkatinizi sürüşe değil, gaz pedalına vermelisiniz.

– Gelelim 116d’ye. Aynı viraja yaklaşıyorsunuz. İkinci vitese ne zaman isterseniz o zaman geçersiniz çünkü elinizin altında manuel şanzıman var. Ayrıca dizel motorun ölü bandına alışmak, aşırı beslemeli bir benzinli turbo motorun ölü bandına alışmaktan çok daha kolay. Sonuç? Neredeyse pürüzsüz sürüş keyfi… 118i‘den bile pürüzsüz! Vites düşür, gaza hafifçe erken çök ve bingo! Yan yan süleyman! Tıpkı böyle.

– Derdimi anlatabildiğimi umarak çok büyük bir laf edeceğim: 116d (1 Serisi demiyorum dikkat edin!) kendi sınıfının MX-5’idir. Motor ve şanzıman bir otomobile ancak bu kadar uyumlu olabilir. O kadar keyifli ki gücü, yüksek hızlara çıkmayı falan unutuyorsunuz ki dizelin yüksek torkuyla istediğiniz zaman zaten yan gidebiliyorsunuz.

– Daha da güzel haberlerim var. Yukarıda yazdıklarımı 100 km’de 5 lt yakıt tüketerek yapabildiğinizi düşünün! İşte o zaman anlarsınız bu otomobile neden aşık olduğumu.

– Hem güzel hem akıllı kız gibi…

Reklamlar

47 replies »

  1. koltuk pozisyonun çok yatık geldi bana ki öyleyse doğru değil o kadar yatırırsan koltuğu uzun kullanımda bel ağrısı çekersin masaj özelliği yok bildiğim kadarıyla bunlarda koltuğun rahatsız eder ben diyeyim de sen yine kaldırma

  2. hep ‘bir de dizeli olsun’ mantigi ile yapilmis oldugunu dusunurdum 116d’nin ancak su andan itibaren, ilk firsatta denemek icin can atiyorum. tesekkurler…

  3. bmw 1.16d mi ,golf7 tdi mi performans ve ön çekiş arka çekiş açısından yardım hangisi daha iyi.

      • merhaba ismail bey neden golf ? ikisinin arasında gidip geliyorum kararsızlık beni bitirdi.

      • Golf bütün olarak incelenince daha iyi bir otomobil. BMW’nin numarası ise arkadan çekiş ve sürüş keyfi. Yani kullanıcının sportif sürüşle alakası yoksa kesinlikle Golf tercih etmesi gerekir ama yok, yan gitme meraklısı ise BMW alır.

    • Eşİmin golf 6 var bende s40 volvo 2009 ikisi arasında golf daha yumuşak ve yolda yağ gibi gidiyordu sonra bmw116d aldım 1hafta kullandım meğersem kamyon kullanıyormuşum..BMW gerçekten çok farklı…

      • Gercekten 116d guzel bir aracmi bende almayi dusunuyorum yakit performas nasil 116 mi tercih etmeliyim yada 116 dmi performans seviyorum dizeli diger dizel araclara gore dahami hizli ornek ford focus yada kia ceed saat leon gibi

  4. Herşey çok güzel ama özellikle mobil den girdiğimizde facedeki videoları izleyemiyoruz ve eğer siz Youtube a yüklerseniz hem bizlerin mahdurluğu düzelir hemde çok daha fazla bir izleyici kitlesine ulaşırsınız.

    İyi akşamlar

    • Bence bu sorunun en sağlıklı cevabını şöyle alabilirsiniz: Bir bayide aracınızın aynısını test edin, bakın zira çok veya az sallanma algısı kişiden kişiye değişebilir.

  5. haklısınız ama kahramanmarşta yaşıyorum servis ve bayi yok bir önceki aracım passat 1.6 tdi ydi vites topuzu hiç titremiyordu ilginize teşekkürler

  6. 1.16d araç almayı düşünüyorum golf 7 ye 10 üzerinden 9 veremiştiniz peki 1.16 d modeline 10 üzerinden kaç verdiniz. Golf 7 higline dizel 70500 e bıraktılar 1.16d yi 77000 sizce hangisi mantıklı.

    • Golf bütün olarak incelenince sahiden çok sıkı bir otomobil fakat BMW’nin sürüş keyfi gibi bir silahı var. Sorunuzun cevabını aslında sizin ihtiyacınız belirleyecek. Sürüş keyfi ve arkadan çekiş ne kadar önemli sizin için?

  7. Yazılarını keyifle okuyorum ancak arkadan çekiş lafı çok gözüme batıyor; arabalar ya önden çekişli olur ya arkadan itişli ya da 4×4. son olarak BMW her zaman doğru tercihtir bence 🙂

    • Merhaba

      Çekmek ya da itmek değil olay ve maalesef o kadar yanlış kullanılıyor ki, artık doğrusu gözümüzü tırmalıyor. Otomobiller önden-arkadan veya dört tekerlekten tahrikli (çekişli) olurlar. Önden çekip, arkadan itmezler yani 🙂

      Selamlar

  8. İyi günler. öncelikle bu keyifli ve güzel inceleme için teşekkürler. Aracımı yenileyeceğim ve bütçem dahilinde ya 2011 1.6 TDI audi a3 yada bmw 1.16d alacağım. Benzinli bir araç malumunuz olan cebe soktuğu incir ağacı dolayısıyla düşünmüyorum, seçenek olarak bu bantta (2. el alacağımı da varsayarsak) bu iki otomobil kalıyor. Volvo v40’ın tasarımını; A serisinin de 2. ellerinin neredeyse 0’larından fazla satılmasını sevmiyorum ve seçenek dahilinde görmüyorum. Kriterim ilk olarak sportif agresif bir görünüş ve iki aracın da görüntüsünü beğeniyorum ve BMW yeni yüzüyle eski kasa a3’den bir adım önde gibi. Sizce tercihim hangi doğrultuda olmalıdır?

  9. sinan koçve and’ın 116d ile istanbulpark macerasından sonra bu arabaya aşık olmuştum(hafiften çirkin ördek yavrusu olsada) 😀 bu testi de bi çırpıda okudum,yazı çok eğlenceli 🙂 yalnız sitenin arayüzü bi garip..

  10. Slm arabayı kısaca test edip aracı aldım sonra sizin ince lemenizi okudum. Tam düşündüğüm ve hissetiklerimi yazmışsınız. Ne bagajı ufak nede motoru isteksiz. Tambir BMW. Vites ve direksyon ele iyi oturuyor direksyon hasasiyeti çok net. Bu benim 6. araçım reno 9 dan 106gti ye kadar türlü türlü araç kullandım bunun verdiğ sürüş hissiyatı hiç birinde yoktu. Bu arada 400 € ya cruise de takıla biliyor 1 serisine. Bayiler pek söylemiyor iş çıkarmayalım diye ama almayı düşünen siparişe cruise’uda eklesin derim.

  11. Selam İsmail bey. Benim sorum vergisi ve sigortası kaskosu yönünde olacak. Şöyle söyleyim, küçük bir maaş ile birikim yaptım, hayalimdeki gibi sıfırına gücüm yetmiyor ama 5-6 yaşında bir 116d alsam, yıllık ortalama ne kadar paramı yer? Tesekkürler.

  12. bu 30 a yakın arabam yaş 49 mersedes dahil araba 230 tlye 950 km yol uzun yuolda hız 170 200 arası manyak bi makine

  13. a3 ve 1.16 arasında kararsız kaldım. donanım için a3’e kaymış durumdayım. İkisini kıyaslarsak siz ne dersiniz ?

  14. Keyifli ve faydalı bir inceleme sonrasında bir sorum olacak:
    Sıkıştırılmış bir bütçeyle bmw 116d parasını denk getirdik diyelim. Ve aldık. Hep gözümüze sokulan” bakım fiyatları cok pahalı” cümlesinden ne denli korkmalıyım?
    Bir de 116d sık sık arıza veren ya da sorun cıkaran bir araç mıdır? Bu konuda ne dersiniz?

  15. Bmw 116d ed sınıfı. Aracın vitesi cok sarsıyor titretiyor elimizdeken adeta cok fazla hissediliyor. Merak ettigim hepsindemi böyle yoksa benm kullandıgımdanı bir sıkıntı var aklıma takıldı ve acayıp midemi bulandırdı? Cevap verirseniz cok sevinirim.
    Teşekkür edrim şimdiden..

  16. Okuduğum en güzel,akıcı ve eğlenceli test yazısı idi. Şu sıralar bende 116d almayı düşünüyoedum ve aslında çokta istekli değildim ama bu yazıdan sonra mutlaka bi test sürüşü yapıp sahip olmak istiyorum, teşekkürler. 😉

  17. Siteye yeni denk geldim. Pek teknik bir inceleme olmasa da 🙂 okumak gayet keyifliydi. Eğer nasipse ödemeyi yaptım ve BM 116d’m cuma günü elimde olacak. Bu rada BMW 1’lerde çok çılgın bir kampanyası var Borusanın bilginiz olsun. Son olarak arabanın 33 plakasına ayrıca vuruldum:) Emeğinize teşekkürler

  18. 116 d’mi golf 7’mi sorusunu soran arkadaşlar
    bir dakika 1 16 d sadece a 3 le kıyaslanır, tamam golf 7 iyidir a3 le kıyaslandığında fiyat farkına değermi belki tartışılır(ki bana göre bu fiyat farkına kesinlikle değer) ama golf 1 kasa ve a3 le kıyaslanamaz

  19. bmw 118i ile mini cooper arasinda gidip geliyorum. Arkadan cekisi zorlayacak bir sportif surus hastasi degilim. 3 silindir turbo ilerde sorun cikarir mi ? ikisinden hangisini tavsiye edersiniz ?

  20. İsmail bey lütfen yardım BMW 116 mı 118 mi disel mi benzin mi hangisi daha az yakıyor sizce 10 senedir Honda Jazz kullandım

  21. merhaba ismail bey bi sorum olacak bmw 120 ler nasil tavsiye edermisiniz yada bmw tavsiye edermisin bmw hakinda cok seyler soyleniyor mesala yagisli havalar 120 gidince savurma felan oluyormus arka cekisli arabalarin genelindemi bole saglamilik konusunda konfor konusunda nasil

  22. 1.16 d 2015 model yeni aldım sürüş keyifli yakıt iyi tek sorun bakım aralığı ona sinir oldum. ilk bakımına 17000 de soktum. simdi 9000 olarak gösteriyor(büyük ihtimalle düşürdüler). bunlar otomatik uyarı veriyo. ve yetkili servis çok pahalı tam 1047 tl verdim ilk bakımına..

  23. Merhaba yılda 15000km yapan birisi olarak 116i ile 116d arasında kaldım ayrıca bakım fiyatları dizelde daha çok olması benim uzaklaşmama en büyük sebep yardımcı olursanız cevaplarsanız sevinirim

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Aydınlatması olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve süratinize rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar beyaz bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının, parlayan asfaltın başrol paylaştığı bir kısa film başlardı. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda otomobil sıcaklığın, bense nefesimin normale dönüşünü beklerdim. Eve dönüşümüz ise, içinde tombul şişe efes tüketilen şahinlerin hızıyla gerçekleşir, bu sırada sahneyi çoğunlukla David Gilmour alırdı. Burayı gece geçmeyeli uzun zaman oldu, yeşili onurlandıran gün ışığı ise az evvel bahsettiğim kısa filmi kaldıramayacak kadar naiftir. Bu yüzden yeşili, oksijeni ve otomotiv sanatını kararınca tadıp eve dönmek en iyisi. Yeni bir yemeğin keşfinden, yeni bir yıldızın keşfine kıyasla daha fazla mutluluk duyduğunu söyleyen tombul yanaklı bu adamı biraz olsun anladığımı düşünüyorum. Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler’in büyük kısmını okudum. Kitabın kahveyi konu alan ve beni diğer bölümlere göre daha fazla ilgilendiren kısmı ise çoktan bitti. Bu yüzden, konuyu soğutmamak adına, kahve ve alüminyum bahsiyle ilgili üçüncü gönderimi yazmak istedim.
İlk kahve ağacı Arabistan’da bulunmuş ve dünyanın farklı yerlerine buradan taşınmıştır. Ne var ki, en lezzetli kahveler halen Arabistan’da yetişenlerdir. Bir inanışa göre, koyunlarını otlatmaya çıkaran bir çoban, kahve taneciklerini yiyen hayvanların diğerlerine kıyasla daha canlı olduğunu gözlemlemiş ve kahvenin hikayesi böyle başlamış. Brillat-Savarin kahveyi bulan kişi kadar, kahve taneciklerini kavurmayı akıl eden kişinin de onurlandırılması gerektiğine inanıyor çünkü damağımızı okşayan kahve tadı, tamamen karbonlaşmanın sonucunda ortaya çıkan aromaların ve özgün yağların ürünü.
“Kahvenin geceleri uykularını kaçırmadığı kişiler, gündüz uyanık kalabilmek için bolca kahve içenlerdir…” Yazarın bu cümlesi, hazırlık sınıfını saymazsak altı yılda mezun olabildiğim mühendislik fakültesi hayatımın soru işaretlerinden birini pek güzel yok ediyor. Hayatımın hiçbir döneminde kahve içtiğim için uykusuz kalmış yahut sabahlamak maksadıyla kahveye sarılmış değilim. Öte yandan, özellikle son bir yıldır, günün ilk kahvesini içene kadar tam anlamıyla ayılamıyor ve hakkıyla ısınmamış bir sıralı altı silindirli gibi tuhaf sesler çıkarıyorum. 
Fakat benim gibiler için kötü haberler veriyor Brillat-Savarin. “Sağlıklı bir insan günde iki şişe şarap içerek uzun yıllar yaşayabilir fakat aynı miktarda kahve ile çok uzun süre dayanamaz,” diyor. Buna gerekçe olarak ise, kahvenin göründüğünden çok daha ciddi bir uyarıcı olmasını öne sürüyor. Uyarıcı demişken, az sonra gecenin ikinci kahvesini demleyecek ve Balzac’ın Modern Çağ Uyarıcıları Risalesi’ni üçüncü kez okuyacağım. Belki bu kez yazarı kıskanmayı bırakır ve kahveyle ilgili araştırmalarıma huzurla devam edebilirim… Ülkemizin küfür ihracatında önemli bir paya sahip olan Adana'nın, Nisan ayında böylesine romantik bir şehre dönüştüğünü görünce, kebap yemekten vazgeçip portakallı ördek hayalleri kurmaya başladım. Koca bir şehrin henüz açan portakal çiçeklerinden dolayı türüm türüm koktuğunu düşünün. Bahara alerjili sol gözümdeki kızarıklığı dahi unutturan bu nefis kokunun ılık esintilerle taşınması ise bambaşka bir keyif. Ancak yaz tatilinin üçüncü ayındaki ilkokul çocuklarında bulunacak türden bir akşam miskinliğiyle, kendimi kaldırım kafelerinden birine attım. Derken, iki kulağının üzeri sigaralı bir çocuk yanaştı ve alır mısın abi dedi. Sigara içmiyorum, dedim. B*k iç dedi... Kendime gelmiş ve ciğere düşmek vaktinin geldiğini anlamıştım. Aramıza yaklaşık bir yıl önce katılan ve fotoğrafın üst kısmında arzı endam eden M3 yüzünden, konfor alanımızda ciddi bir daralma oldu. Bilstein marka sofistike süspansiyonların alçalttığı gövde yüzünden orada burada apaçi damgası mı yemedik; Turner Motorsport üretimi kompetisyon grade yürüyen aksam parçaları yüzünden her kasiste böbreklerimiz mi kopmadı; Sparco yarış koltukları yüzünden uzun yolculuklarda felç mi olmadık... M3'ün tamamen piste odaklanan ve fabrika ayarlarından bir hayli uzak olan karakteri Naz'daki zarafete, Ümitcan'ın Impreza'sındaki efendiliğe karşı olarak doğmuş gibiydi. Fakat bugün ilginç bir şey oldu ve ilk kez piste çıkardığımız M3, hiç görmediğimiz kadar mutlu bir otomobile dönüşüverdi. Yarış koltuklarının, yarış süspansiyonlarının ve hafiflik maksadıyla sökülmüş parçaların bir anlam ifade etmeye başladığı o anları deneyimlemenizi isterdim. Trafikteki avuçları terli, anksiyete dolu M3 gitti; aylar sonra evine dönmüş gibi davranan bir M3 geldi. Bu deneyimin Spa'yı, Ring'i, Laguna Seca'yı hak ettiği konusunda hemfikir olduk ve pistte hızlı turlar attığımız otomobilimizle mutlu mesut eve döndük. Darısı Eau Rouge'ların, Karussell'lerin, Corkscrew'lerin başına... Kahve ile alüminyum arasındaki romantik bağı fark ettikten sonra, bir önceki gönderimde de bahsettiğim üzere, iki kitap sipariş ettim. Bu kitaplar kafein ve alüminyum aşkının analizine kahve ile başlamamı sağlayacak. Daha doğrusu sipariş verirken düşündüğüm buydu…  Ne var ki, aydınlanma çağının aydınlarından biri olan Brillat-Savarin’in Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler isimli eserinde farklı ve fazlasıyla heyecan verici bir dünya buldum. Gerçek bir yemek sever olan yazar, yemek kültürünün pis boğazlılık ile karıştırılmasından duyduğu rahatsızlıkları ve önemli bir bilim dalı olarak gördüğü gastronominin inceliklerini anlatıyor kitabında. Brillat-Savarin gibi bir aydının düşüncelerinde, kendi fikir dünyamdan bazı renkler yakaladığımı söylersem umarım cüretimi hoş görürsünüz. Fakat bir otomobil sever olarak, otomobil sevdası ile apaçiliğin karıştırılmasından duyduğum rahatsızlığın, 18. yüzyıl aydınlarından biri tarafından yemek kültürü konusunda hissedildiğini görünce kendimi biraz arkalanmış hissettim. Kim bilir, belki otomobil kültürüne ve otomobillere dair ömürlük notlarım bir gün kitap olur ve adını Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler koyarım…
Sağdaki eser ise, az evvel bahsettiğim kitabın sonsözü olarak, Balzac tarafından kaleme alınmış. Bu durumda Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler’in sonsözünü Jeremy Clarkson yazmalı… Balzac, modern zaman uyarıcıları olarak isimlendirdiği beş maddeye dair düşüncelerini ve tecrübelerini anlatıyor incecik kitabında. Bu arada beş maddeden birinin kahve olduğunu sanıyorum tahmin etmişsinizdir. Kitapları bitirmem biraz zaman alacak gibi görünüyor fakat acelem yok. Çünkü her cümlesinden ilham sızan bu aydınları anlamak ve hissetmek aceleye gelmemeli.
Kahve ve alüminyum hikayemin sonraki gönderileri, görseldeki kitaplardan aldığım notlardan oluşacak ve bu eserlerin ardından, sıra birkaç bilimsel makaleye gelecek. Böylece, gidişatından huzursuz olduğum ve bir an önce emekliye ayrılmasını beklediğim gezegenimizin iki yüz elli yıl önceki güzel günlerinde, biraz olsun huzur bulabileceğim. Hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan alüminyum ile modern insanın hiperaktivite ihtiyacını karşılayan ve aynı şekilde hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan kahve.
Kendi zamanındaki teknolojik sınırların belini kıran ve Octane dergisinin Nisan kapağını harikulade poposuyla süsleyen Porsche 959 sayesinde, bugün alüminyumu düşündüm. Alüminyumu düşünmek tuhaf bir ifade oldu farkındayım… Ne var ki, tekerlek üzerinde hareket eden herhangi bir nesneye ilgi duyup da, alüminyumdan etkilenmeyecek birileri yoktur diye tahmin ediyorum. Her açıdan erotik, her açıdan tahrik edici bir materyal.
Alüminyum konusundaki gözü dönmüş yaklaşımım, kahve tüketimi için de geçerli. Kahve içtiğim ‘fincanın’ ölçüsü ne tür bir yaklaşımdan bahsettiğimi gösteriyordur sanıyorum. Porselenden imal edilmiş bir espresso fincanındaki zarafet yetmezmiş gibi, bu fincanı işaret parmağıyla havada tutarak zarafete zarafet katan ve aynı anda diğer elindeki geleneksel edebiyat dergisini okuyan birinin naifliğine sahip olduğumu düşünmüyorum. Zira üç shot espressonun üzerine, yaklaşık yarım litrelik bir porsiyona ulaşana kadar, koyduğum kaynar suyun sıcaklığı ile Porsche 959’un poposundaki sıcaklığı bir araya getirmeyi tercih eden biriyim.
Bugün alüminyumu düşündüm. Kahve içiyordum. Sonra konuyla ilgili bir şeyler okumaya başladım. Minik metinler birkaç makaleye, birkaç makale ise sipariş edilmiş birkaç kitaba dönüştü. Kafein ile alüminyumun aşk hikayesi bütün uykumu kaçırmış, içim uzun bir yolculuğa çıkacak olmanın heyecanıyla dolmuştu. Galt MacDermot’un Coffee Cold’u çalıyor, bense bu hikayenin neresinden tutunsam diye düşünüyordum.
Hazır olun, buralar biraz kahve kokacak… Biraz da alüminyum. Weihenstephaner köpüğüm #naz #bmw #z3coupe #shootingbrake #bmwrepost Bunca zamandır neredeydim?
* 1.7 litrelik dizelim ve JDM çıkartmalarımla Vauxhall Team Turkey buluşmalarında Doblo mu kovalıyorum? Hayır dostlar, hayır.
*E5’te makas atarken ölmüş olabilir miyim? Hayır, ölmedim. Hamdolsun, trafikte oldukça bilinçli kullanıyorum. Trafikte insan gibi hareket eden fakat sorumsuz, bencil ve cahil yaratıklar yüzünden kaybettiklerimiz için burada biraz durup düşünelim. Toprağın bol olsun Erdal Tosun. *Seksi bir İtalyan otomobiliyle sürüş yaparken, ilk kasiste başıma düşen sunroof yüzünden hastanelik oldum desem? Suçu İtalyanlara atmanın lüzumu yok. Yonca yapraklı Julya’yı severek izliyoruz.
*Jeremy Clarkson ve ekibinin karşı konulamaz ürünü yüzünden torrent sitelerinde kaybolmuş ve müsaade istemeden açılan arsız reklamlardan birine dönüşmüş de olabilirim. Şaka bir yana, The Grand Tour rüya gibi olmuş. Top Gear’ımızın eski samimiyetini arattı ama buna da şükür.
*Uygun fiyatlı bir Amerikan cipini yükseltip, ekstrem spor yaptığımı sanarak ekstrem bir bira içicisine dönüşmüş olma ihtimalimi düşündüyseniz, hayır. Göbeğim yok ve ezik değilim.
*Fakirlikten motosiklete düşecek gibi olduğum doğrudur fakat motosikletten düştükten sonra üzerimden hafif ticari geçmesini istemedim, vazgeçtim. İstanbul’da benlik bir iş değil…
*Bunca zamandır işimdeydim, gücümdeydim ve sosyal mecraların pek sosyal hallerine biraz ara vermek istedim. Durduk yere beklentiyi yükseltmenin lüzumu yok fakat yine buralardayım ve arada bir üç beş kelime karalıyor olmayı planlıyorum.
*Bahar kokusunun ortaya çıktığı şu günlerde, albümümde olgunlaşmış bir fotoğrafla, sağlıcakla. Anahtarını iade et, metroyla efendi efendi otele dön. Hayır, valize sığma ihtimali yok. Tamam, o da seni çok özleyecek...
%d blogcu bunu beğendi: