Skip to content

KÖTÜ SÜRÜCÜNÜN EVRİMİ

car-humor-joke-funny-traffic-smart-gas-station-petrol-stupid-driverModel yılı itibarı ile artık klasik olmuş abiler, ablalar (o abiler değil, sakin olun millet) gibi konuşmak istemiyorum ama nesil bozuldu. Bozmaz bozmaz dedik yine bozuldu. Önünü alamadık… Çok bozuldu. Ne var ki ‘çocuklar tv’den beri gelmiyor’ diye hayıflanacak değilim zira bu yazıda genç kuşağın farklı bir bölümünü irdelemek istiyorum: Yeni nesil sürücüleri…

Evvela ‘yeni nesil sürücü’ kavramını izah etmeme izin verin: Ben bu nesli otomobil kullanmaya 2000′li yıllardan sonra başlayan sürücüler olarak tanımlıyorum. Üç harflilerin (ABS, ESP, TCS, RTE) yaygınlaşmaya başladığı o dönemden sonra sürüş tecrübesi o kadar ciddi değişimlere uğradı ki, sürücüler de değişti. Daha doğrusu evrildi…

Limit fren tekniği diye bir şey vardı mesela. ABS’yle birlikte tarih olan…

ESP eski zamanlarda çok çok parti ismi olabilecek bir kısaltma iken, şimdilerde yeteneksiz sürücüler sendikasının avukatı tarafından kullanılıyor.

RTE’nin ne işe yaradığını ise zaten hepimiz ziyadesiyle biliyoruz…

Çok değil, bundan 20 yıl öncesine giderek size hayallerimi süsleyen Ferrari’den bahsetmek istiyorum. 355′ten… Yollara çıktığı dönemde kullanılabilirliği ve uysallığıyla kimilerinin eleştirdiği, kimilerinin ise çok sevdiği F355′le, günümüzün yıldızı 458′in hikayeleri arasında ortak bir nokta var: Otorite kabul edilen birçok otomobil yazarı bu iki bebek için de ‘bu zaman kadar kullandığım en iyi Ferrari’ gibi laflar etmişlerdi. Dahası, milliyetçi İngilizler bile 458 vs 12C karşılaştırmalarında İtalyan aygırını defaatle birinci seçmekten geri durmamışlardı. İşin özü 355 de, 458 de kendi zamanlarının en parlak spor otomobilleri…

Elimizde aynı markanın 20 yıl arayla piyasaya çıkan iki efsane modeli var;

Biri manuel, diğeri otomatik,

Birinde kontrolü kaybedince işler elllerinize ve ayaklarınıza kalır, diğerinde ESP var,

Biri kolay kullanım konusunda ün yaptığı halde sürücülük yetenekleri gerektirir, diğerini bir babaanne bile rahatlıkla kullanabilir,

Birinde yan gitme açısını gaz ve direksiyon ayarlar, diğerinde elektronik bir yardımcı…

Örnekleri uzatmak mümkün

Otomobiller ılıklaştıkça sürücüler de ılıklaşıyor millet! Otomatik şanzıman yüzünden körelen bir sol ayak, sol ayak freninde ne kadar iyi olabilir? Yahut ABS sayesinde frene abanmaya alışan (tabi ABS’nin mantığını biliyorsa) bir sağ ayaktan, limit fren hassasiyeti beklenir mi? ESP olayına ise tek bir soru yetecek: En son ne zaman tam kontra ile otomobil kontrol ettiniz?

Daha hızlı giden, daha az tüketen ve daha sert karakterli otomobil çağımız maalesef sürücülük yeteneklerimize sert yumruklar indiriyor. Bende ise çok basit öneriler var;

Hepimiz abazan bir mekanik sürüş makinesi toplayacak kadar zengin değiliz. Bu yüzden hiç değilse, haftada bir sıkı rakiplerle go-kart yarışı yapın. Bu sayede temel sürüş yetenekleriniz daha uzun ömürlü olacağı gibi, çok güzel kafa (aman kafa kopmasın da) dağıtabilirsiniz.

Para var, huzur var tayfasından iseniz, gidin kendinize arkadan çekişli mekanik bir otomobil toplayın. Kilitli diferansiyeli, yarım takla kafesi ve ayarlanabilir süspansiyonları da olsun. Bu türden bir canavar, günlük kullanımlar için çok uygun olmasa da, en azından hafta sonları hem eğlenmek, hem de öğrenmek için idealdir. Böylece metrelerce yan giderek eğlenmenin tadını çıkarırken, sürüş yeteneklerinize de sahip çıkmış olacaksınız.

BMW’nin otomatik drift sistemine selam ve saygılarımla!

Reklamlar

13 replies »

  1. peki ya abs’li araba kullanırken limit fren eşiği gözeten arada kalmış nesil?

    ya da kontraları esp tarafından s.k.len nesil :/

  2. Arabaya bin debriyaja bas yarım kontak çevir … ışıklar söndü çalıştır , vitesi boşa al , Turbonun yağlanmasını bekle , ESP yi kapat , vitesi 1 e al ve gazla. 94 doğumlu bir otomobil hastasının her sabah 8 de yaptığı işlemler 🙂 Param olsa da 116d alsam 😦 & ileri manuel şanzuman 1.4 crdi kia rio da idare ediyor ama 🙂

  3. 2000 sonrası araç kullanmaya başlayıp 77 model anadol’la başlayan, 87 taunus’a çok sonra anca geçen de var. şimdi limit freni kaçırdım aha kilitleniyor derken bir anda devreye giren abs’nin sesinden korkuyla zıplıyor onlar da, noluyo lan diyerek.

  4. Motor sesine duyup vites değiştirmek gibisi olmuyor sanırım. Manuel vitese selam ve devam 🙂

  5. Türkiye genelindeki pist sayısı, katılım şartları, yollardaki asfalt kalitesi gibi faktörler göz önüne alındığında “sportif” özellikli araçlardan keyif almak oldukça zor. Gece geç saati bekleseniz bu sefer de kamyon trafiğine denk gelirsiniz. Normal saatlerde gazladığınızda da trafikte antipatik oluyor veya ceza yiyorsunuz… Sol ayak freni veya kontra verme gibi işler daha çok pistte veya boş yolda uygulanabilir ve ihtiyaç duyulan teknikler.

    Diğer yarı otomatik şanzımanları bilmiyorum ama dsg ve zf gayet güzel çalışıyor.
    Yolda veya pistte drift yapmak benim ilgimi çekmediği için de 15 yıl manuel’den sonra otomatik vites harika geliyor şu an.

  6. 2014 yazında araç kullanmaya başlamış, ilk aracı 1978 model Ford Taunus olan,Heel And Toe tekniğini ayar tutmayan rölantisini desteklemek amacıyla kendiliğinden öğrenen, 4,5 metrelik arabayı tek hamlede park edebilen, yeni nesil hb lerden nefret eden ve kanı tıpkı hararet yapmış bir motor gibi kaynayan bu genç kardeşin sana selam ve saygılarını sunuyor 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Çalışmaktan keyif alanlarda bugün... #boyatakıntısıolanaramasın Detaylara takılmak büyük resmi görmenizi engellemez. Büyük resim dediğimiz, detayların tamamı değil mi ki? Klasik müziği anlamak, sindirmek ve bundan keyif almak pek de kolay bir iş değil. Bestekarın yaşadığı dönemi, yarattığı ya da takip ettiği akımı, hocalarını falan bilmek gerekir en azından. Durum otomobillerde de aynı... Döneme, tasarım diline, bestekara yani tasarımcıya, markaya, rakiplere ve ilgili sınıfın tarihine hakim olmadan; üç beş beygirlik ezberle otomobil yorumlayınca Another Brick in the Wall 'icra eden' Serdar Ortaç'tan farkınız kalmıyor. Münih'te dolaşırken karşılaştığım bu turuncu metal heykeli uzun uzun incelemiş, filmli kamerama birkaç kare kaydetmiş ve üç beş kelime not almıştım. Paylaşmak bu güzel Cuma gününe kısmetmiş. "Uyandığımda odanın içinde uçuşan binlerce kristal kelebek bulmayı umuyordum. Perdelerin açıklığından içeri sızan tazecik gün ışığı bazı kelebeklerin kanatlarında kırılacak, yedi renge ayrılacak ve penceremden görünen zirveye değin uzanacaktı. Bense Abarth 124’üme atlayacak ve tanrının küçük çocuğu tarafından karalanmış bir resim defterinin ilk yaprağındaki çizgiler boyunca, gözümün gördüğüne doğru sürüş yapacaktım..." Rahmetli Barkın Bayoğlu başlangıç için yüksek hacimli motosiklet soranların kulağını çekerdi. Aynı şey otomobiller için de geçerli. Hatırlatmak isterim ki sürüş, ellerinizde ve poponuzda hissettiğiniz titreşimlerle ilgilidir. Bu yüzden dört silindirli klasik bir BMW'ye burun kıvırmayın lütfen. En son ne zaman, erkenden uyanıp sadece sürüş yapmak için dışarı çıktınız? / When was the last time you got up early and went for a drive? Önümüzdeki on yıl içerisinde, ilk gövde Ford Ka'nın orijinal Mini Cooper ile benzer bir çekicilik kazanacağını düşünüyorum. Fırsat varken bir tanesini saklayın derim. / I believe the first gen Ford Ka is going to earn some original Mini Cooper like appeal in the next decade. Get one while you can. Bir zamanlar otomobiller daha küçük, insanlık daha büyüktü. İlk otomobilime her bakışımda bunu hatırlar, doksanları özlerim 🚙 Humanity was larger when the car was smaller. Every single stare at my first car brings this thought and leaves me yearning of the nineties Denizden 1896 metre yukarıda kalan bir Alp geçidinde frenleriniz şişerse, dünya tam olarak böyle görünüyor / This is how you see the world when you are at an elevation of 1896 metres on a Austrian Alpine pass with totally faded brakes
%d blogcu bunu beğendi: