Skip to content

PEUGEOT 308 1.6 e-HDi

DSC02665Peugeot’nun, üzerinde uzun zamandır çalıştığı Golf avcısı sonunda bizim memleketin yollarına ayak bastı. Tuhaftır, Golf‘ü de aynen böyle kapalı ve yağmurlu bir günde test etmiştim. Ayrıca Golf testindeki aracın rengi, yukarıdaki yavruyla bire bir aynı idi.

Kardeşlerim! Olayın zamanlamasına dikkatinizi çekmek istiyorum. İşte bunlar hep C segmenti lobisinin işleri…

308’in detaylarını teker teker irdeleyelim;

Dizel otomatik meraklılarından biriyseniz üzgünüm. Yeni 308 şimdilik yalnızca manuel şanzımanla satılıyor. Beklediğiniz şey, 2015 yılında burada olacak.

Test aracım 1.6 litrelik dizel motorla yürüyen 308 modellerinin en dolusu, yani Allure versiyonu. 115 bg gücündeki bu motoru anlatma ihtiyacı bile hissetmiyorum zira şu an satın alabileceğiniz en iyi dizel ünitelerden biri. Çok hassas bir tüketim ölçümü yapma şansım olmadı fakat şehir içinde -kullanım tarzına da bağlı olarak- 5 lt/100 km civarında tüketeceğini söyleyebilirim.

Modüler şasi modasına PSA grubu da uydu. EMP2 (Efficient Modular Platform) isimli bu şasi, yeni 308’in, bir önceki 308’e kıyasla, 140 kg daha hafif olmasında önemli bir pay sahibi. Bu platformun sürüşe etkilerini az sonra konuşacağız.

DSC02666

Dış tasarımla ilgili yorumlar yapmayı sevmediğimi bilirsiniz. Sinirli 308’in tasarımı genel olarak çok hoşuma gitse de, bazı açılardan tuhaf göründüğünü hissediyorum. Örneğin C sütunları nedense gözümü tırmalıyor. Ayrıca otomobilin eskisinden daha basık tasarlandığını da söylemekte yarar var. Fakat ben ne söylersem söyleyeyim, tasarımla ilgili notu kullanıcının zevkleri belirler.

Geldik 308’in en kuvvetli silahına: İç Mekan…

DSC02684308’in içi, sınıf liderliğine oynayacak kadar iddialı. Kabin tasarımı çok sade, çok şık. Malzeme kalitesi ise bu sınıf için gayet iyi. Konsolun üzerindeki yumuşacık plastikleri epey elledim doğrusu.

Otomobilin konsolunda toplam beş tane tuş (yazının sonundaki galerinden görebilirsiniz) var. Evet, sadece beş tane! Diğer bütün fonksiyonları konsolun üzerindeki dokunmatik ekrandan idare ediyorsunuz. Bu ekranın altıgen formlu tasarımı ve gözle görülür biçimde sürücü tarafına dönük olması çok hoş detaylar fakat kullanımının alışkanlık istediği de bir gerçek.

DSC02677

Minik direksiyon simidi yine sahnede. Neyse ki bu kez, kadranla aranıza 208’de olduğu kadar girmiyor. Daha doğrusu kadranı okuyabilmek için 208’deki gibi koltuk ayarıyla boğuşmak zorunda kalmıyorsunuz. Bu arada koltuklar oldukça şık ve yanal destek konusunda problemsiz fakat minder kısmı iki yönlü ayarlanabilse popom daha mutlu olurdu.

Cam kontrol düğmelerini kullanırken kalite hissi epey coşuyor. Gösterge tasarımı çok şık ve saat yönünün tersine hareket eden devir saati hoş bir detay. İşte kabinin neresine baksanız bunun gibi kalite kokan minik detaylarla (çalıştırma butonu, 208 GTi‘dan aşina olduğumuz vites topuzu gibi…) karşılaşıyorsunuz. Kabinin ambiyansına sahiden bayıldım. Peugeot’dakiler birçok yerde ‘Bu da böyle oluversin canım…’ dememiş, en iyisini yapmaya çalışmış. Bravo!

Tamam kabin tasarımı ve genel kalite hissi çok iyi. Peki kullanışlılıktan ne haber? Önce arka koltuklardan başlayalım. Aracın basık tasarımına bir de devasa cam tavan eklenince, saçlarınızın tavanı süpürdüğünü hissediyorsunuz. Çok uzun boylu yolcular arkada baş mesafesi sorunu yaşayabilir. Diz mesafesi ise sınıf ortalamasının çok gerisinde kalmıyor; durumu idare edebilir.

Bagajda işler Peugeot adına epey yolunda. Belki de bu, diz mesafesinden çalınan birkaç cm’nin nimetleridir. 308’in bagajı bütün rakiplerinden daha geniş ve bu haliyle ortalama ölçülerdeki dört insan cesedi taşıyabilir.

DSC02670

Evet, cesetlerimizi de yüklediğimize göre, artık yola çıkabiliriz. Sürüşün ilk birkaç yüz metresindeki izlenimler inanılmaz önemlidir. Buyurun benim ilk izlenimlerime;

-Ses izolasyonu sınıf liderliğine oynar. Kabindeki motor sesi dizel bir araç için çok çok başarılı seviyelerde. Ayrıca yol ve rüzgar gürültüsü konularında da sıkıntı yok.

-Debriyaj ve vites geçişleri tanıdık bir Peugeot mottosunu yeniden hatırlatıyor: Günlük kullanıma uygun ol. Hem debriyaj, hem de vites geçişleri sportifliğin kıyısından köşesinden geçmiyor. Tamamen yumuşaklığa ve kullanım kolaylığına adanmış gibiler…

-Geri görüş çok başarılı değil çünkü arka cam epey minik.

-Elektrik destekli direksiyon his anlamında ölü ama en azından yön değiştirme konusunda en ufak bir uyuşukluk göstermiyor.

-Modüler platformun direnci sürüş yaparken gayet rahat hissediliyor. Yanal tutunma limitleri ve gövde burulmaları sınıf ortalamasının gerisinde kalmıyor.

Kısaca 308’in işine bakan ve rafineliğiyle öne çıkan bir sürüş karakteri var.

Bugün her zamankinden daha uzun yazdım, farkındayım. 308’in notunu verelim;

Fransız Öpücükleri; 

İç mekandaki genel kalite hissi ve sadelik

Çok başarılı dizel motor

Rafine sürüş özellikleri

Alman Öpücükleri;

Şimdilik otomatik şanzıman seçeneği  yok

Bazı açılardan tuhaf görünüyor

Sürüş karakterine biraz daha heyecanlı dokunuşlar gerek

Aracın fiyatlarına buradan; yaptığım diğer testlere ise şuradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

22 replies »

  1. iyi geceler abi, biz yerli yersiz tutarlı tutarsız PSA grubu arabalarına sövenleri dövme derneğinden geliyoruz ve size teşekkür plaketi yaptırdık.

    bence aşırı derecede güzel bir araba olmuş. içindeki sadelik umarım herkese örnek olur.

    ama websitesinde tanıtılan tüm teknolojiyle beraber almak istersek 77.000 istiyorlar.
    gerçi adaptif cruise control, şerit uyarı sistemi falan ne kadar işe yarar bilinmez….

    • günaydın

      ben de ‘o paraya ikinci el, temiz bir vw alınır’ derneğini molotoflama derneğindenim.

      iç mekanı sahiden çok iyi fakat uzun vadede ne kadar dayanıklı olacağını merak ediyorum. 100.000’de deformasyon belirtileri çok açık olmazsa, 308’in içi sınıfının en iyisidir demekten çekinmem doğrusu.

      O minik teknolojik zımbırtılar çok güzel çalışıyor ama ne kadar ihtiyacımız var bilinmez tabi 🙂

    • Yeni 308 gayet dinamik ve istediğim gibi olmuş PSA motoru çok seviyorum, sadece motor tek başına lider diyrm.

  2. İsmail Bey biraz sıradan bir soru olabilir ama cevap bulması bence güç olduğu için ve sizin hem golf hem 308 kullanmanızdan yola çıkarak golf7 mi yoksa yeni 308 mi? Teşekkürler…

    • Sıradan değil ama sahiden zor bir soru 🙂

      Kullandığım otomobil farklı görünsün, en iddialı olduğu konu ses yalıtımı ve iç mekan ambiyansı olsun diyorsanız 308’in şansı çok yüksek. Yollarda yeni olması VW tasarımına alışan gözler için bence önemli bir artıdır.

      Yok ben mantık insanıyım derseniz de, Golf orada duruyor olacak 🙂

      • Öncelikle hızlı cevap için çok Teşekkürler…
        Tasarım anlamında bence her iki araçda sıradan ama 308 golf e kıyasla bir adım önde. iç mekan konusunda ise pejonun i-cocpit uygulaması çok hoş sanırım benim tercihim yeni308

  3. İsmail Bey ben 10 yıllık bir pug kullanıcısıyım şu anki aracım 2011 207 kim ne derse desin ondan önce de 206 kullandım bakımlar hariç araba beni servise götürmedi. Benim tek sıkıntım kapı kapanmasındaki tok sesin araçlarımda olmayışı. Şu an içim gıdıklanıyor ve yorumlarınızı önemsiyorum aracın bence en önemli noktalarından biri kapı sesleri tok muydu yoksa bilindik pug sesi miydi?

  4. Ismail Bey cok alakasiz bir soru olacak, eger fiyatini, bakim ucretini, yakiti goz onunde bulundurmasaydiniz su araclardan hangisi one cikardi?
    -VW Golf 1.2 105hp DSG
    -Ford Focus 1.0 Ecoboost 125hp Manuel
    -Toyota Auris Hybrid
    -Peugeot 308 1.2 82hp

    Tesekkurler

    • Focus’u alırdım çünkü çok iyi yol tutar,
      Golf’ü alırdım çünkü bütün olarak en iyisi o,
      308’i iç mekanı ve rafineliği için tercih edebilirdim,
      Toyota mı? Hm…

  5. İsmail Bey mrb,
    Bende showroomda inceledim C sınıfında hemen hemen tum araclari kullanmisimdir.
    Fransız aracları icin bende su yargı vardı: “showrooma git ve ammaaan yinemi” deyip 5 dk icinde geri donerdim.
    Bu sefer bi baktım yarım saat incelemisim bu araci. Abartmıyorum C sınıfında suan bence rakipsiz gorunuyor. Pug da devrimdir bu.
    Yalniz arac emsallerine nazaran cok hafif bu bir dezavantaj olabilir mi? Her nekadar bekleyip gorecegiz desenizde ic gudulerinize ve malzeme kalite hissiyatınıza gore uzun vadede sizce uzun sure dayanır mı?
    Bir de kullanımı cok yumusak demissiniz ,sizce İstanbul sehirici dur-kalk trafikte manuel vitesi cok yorucu olurmu?
    simdiden tesekkur ederim.

    • Kullanımı değil de, kontrolleri yumuşak dedim. Yani debriyajı, direksiyonu, vites geçişleri… Sürüş karakteri o kadar da yumuşak değil ki bu da dinamizmi artırıyor.

      İnanın ne kadar dayanır hiçbir fikrim yok. Ne desem havada kalır. Manuel şanzımanı, herhangi bir manuelden daha yorucu olmayacaktır, orası kesin.

  6. Yorumlar da dahil tek bir solukta okudum. Türkçe müthiş bir içerik hazırlamışsınız, devamını dilerim. Ben de 8 senedir Peugeot 206 kullanıcısıyım ve artık üst segmentlere geçme vakti geldi diye düşünüyorum. Yeni 308’i showroomun önünden geçerken “hadi bi deneyeyim” diyerek kullandım. Önden Golf, arkadan Audi A3 izlenimi aldım. Sürüş de keyifliydi. Peugeotta oturgaçlı götürgeç modundan evinizin salonu konforuna doğru bir geçiş hissediyorum. Rahat bir ortam ve fazlasıyla multimedya… Yeni 308 fikrimde keskin bir viraj oluşturdu. Şu an otomatik vitesi bekliyorum sanırım 🙂

  7. nasıl geldim lan ben bu siteye, her neyse baktım araçları test etmişsin ve genel olarak araçlar hakkında dikkate alınacak tavsiyelerin var..E benim bu kadar param yok o işi nasıl halledicez. o yüzden 2. el eski dizel 308lere bakıyorum onlar hakkında bi bilgin varmı şöyle 2011 model falan, tabi alternatif olarak aynı model dizel focus titanium, yada astra falan filan inter milan..bütçem 40 bin dahasıda yok amk. c segmentine binemicekmiyiz

    • Focus derim çünkü dayanıklı oluyor. 308 kullanan bir arkadaşım var ve aracından çok memnun fakat arabasına çok iyi bakar. Demek istediğim jilet gibi temiz olacaksa neden olmasın. Ama başta da dediğim gibi Focus’ların bileği sağlam oluyor.

      Bütçeniz az daha cüsseli olsa seçenekleri çoğaltmak mümkündü fakat B segmentinin dizel otomatiklerin olmuş 60 bin lira… Ne desek boş.

  8. iyi akşamlar ismail bey benim hyundai i30 gdi elite otomatik var tavsiyeniz i30 mu peugeot 308 thp allure mi teşekkürler

  9. İsmail Bey gönderdiğim maile cevap yazdığınız için buradan teşekkür ederim. Test yazınızı okudum elinize sağlık. Sanırım şuan dizel 308 lerde 35bine 20 ay sıfır faiz kampanyası var. Bu da aklımı çelmiyor değil. Ama sanırım hepimizin aklında ki soru şu: uzun dönemde bu araba dökülür mü? Peugeot için genel olarak böyle bir marka algısı var siz ne dersiniz?

  10. merhaba İsmail Bey,

    2014 Ekim kampanyası başlatmış 35bin tl 20 ay 0 faiz. Aracın dizel fiyatı 65 bin tl civarı. Ancak 2013 model 10-20 bin km deki ikinci el fiyatları malum ilan sitesinde (fiyatları şu sıra yüksek olmasına rağmen) 45 bin tl civarı. 1 yaş için 20 bin tl çok geldi bana. Bu aracın 2. eli neden çok düşük olabilir. Ben de 2013 Accent Blue Prime 1.6 dizel var. Sıfırı 59 bin tl civarı. Bayiden 56-57 bin tl ye sıfır alınabiliyor. Ancak 48-50 bin tl civarı gidiyor. Şuan aracımı 50 bin tl civarına satmak üzereyim. Benim aracım çok değer kaybetmiyor da peugeot 308 neden bu kadar değer kaybediyor anlamış değilim. Düşüncenizi merakla bekliyorum.tşk

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Aydınlatması olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve süratinize rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar beyaz bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının, parlayan asfaltın başrol paylaştığı bir kısa film başlardı. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda otomobil sıcaklığın, bense nefesimin normale dönüşünü beklerdim. Eve dönüşümüz ise, içinde tombul şişe efes tüketilen şahinlerin hızıyla gerçekleşir, bu sırada sahneyi çoğunlukla David Gilmour alırdı. Burayı gece geçmeyeli uzun zaman oldu, yeşili onurlandıran gün ışığı ise az evvel bahsettiğim kısa filmi kaldıramayacak kadar naiftir. Bu yüzden yeşili, oksijeni ve otomotiv sanatını kararınca tadıp eve dönmek en iyisi. Yeni bir yemeğin keşfinden, yeni bir yıldızın keşfine kıyasla daha fazla mutluluk duyduğunu söyleyen tombul yanaklı bu adamı biraz olsun anladığımı düşünüyorum. Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler’in büyük kısmını okudum. Kitabın kahveyi konu alan ve beni diğer bölümlere göre daha fazla ilgilendiren kısmı ise çoktan bitti. Bu yüzden, konuyu soğutmamak adına, kahve ve alüminyum bahsiyle ilgili üçüncü gönderimi yazmak istedim.
İlk kahve ağacı Arabistan’da bulunmuş ve dünyanın farklı yerlerine buradan taşınmıştır. Ne var ki, en lezzetli kahveler halen Arabistan’da yetişenlerdir. Bir inanışa göre, koyunlarını otlatmaya çıkaran bir çoban, kahve taneciklerini yiyen hayvanların diğerlerine kıyasla daha canlı olduğunu gözlemlemiş ve kahvenin hikayesi böyle başlamış. Brillat-Savarin kahveyi bulan kişi kadar, kahve taneciklerini kavurmayı akıl eden kişinin de onurlandırılması gerektiğine inanıyor çünkü damağımızı okşayan kahve tadı, tamamen karbonlaşmanın sonucunda ortaya çıkan aromaların ve özgün yağların ürünü.
“Kahvenin geceleri uykularını kaçırmadığı kişiler, gündüz uyanık kalabilmek için bolca kahve içenlerdir…” Yazarın bu cümlesi, hazırlık sınıfını saymazsak altı yılda mezun olabildiğim mühendislik fakültesi hayatımın soru işaretlerinden birini pek güzel yok ediyor. Hayatımın hiçbir döneminde kahve içtiğim için uykusuz kalmış yahut sabahlamak maksadıyla kahveye sarılmış değilim. Öte yandan, özellikle son bir yıldır, günün ilk kahvesini içene kadar tam anlamıyla ayılamıyor ve hakkıyla ısınmamış bir sıralı altı silindirli gibi tuhaf sesler çıkarıyorum. 
Fakat benim gibiler için kötü haberler veriyor Brillat-Savarin. “Sağlıklı bir insan günde iki şişe şarap içerek uzun yıllar yaşayabilir fakat aynı miktarda kahve ile çok uzun süre dayanamaz,” diyor. Buna gerekçe olarak ise, kahvenin göründüğünden çok daha ciddi bir uyarıcı olmasını öne sürüyor. Uyarıcı demişken, az sonra gecenin ikinci kahvesini demleyecek ve Balzac’ın Modern Çağ Uyarıcıları Risalesi’ni üçüncü kez okuyacağım. Belki bu kez yazarı kıskanmayı bırakır ve kahveyle ilgili araştırmalarıma huzurla devam edebilirim… Ülkemizin küfür ihracatında önemli bir paya sahip olan Adana'nın, Nisan ayında böylesine romantik bir şehre dönüştüğünü görünce, kebap yemekten vazgeçip portakallı ördek hayalleri kurmaya başladım. Koca bir şehrin henüz açan portakal çiçeklerinden dolayı türüm türüm koktuğunu düşünün. Bahara alerjili sol gözümdeki kızarıklığı dahi unutturan bu nefis kokunun ılık esintilerle taşınması ise bambaşka bir keyif. Ancak yaz tatilinin üçüncü ayındaki ilkokul çocuklarında bulunacak türden bir akşam miskinliğiyle, kendimi kaldırım kafelerinden birine attım. Derken, iki kulağının üzeri sigaralı bir çocuk yanaştı ve alır mısın abi dedi. Sigara içmiyorum, dedim. B*k iç dedi... Kendime gelmiş ve ciğere düşmek vaktinin geldiğini anlamıştım. Aramıza yaklaşık bir yıl önce katılan ve fotoğrafın üst kısmında arzı endam eden M3 yüzünden, konfor alanımızda ciddi bir daralma oldu. Bilstein marka sofistike süspansiyonların alçalttığı gövde yüzünden orada burada apaçi damgası mı yemedik; Turner Motorsport üretimi kompetisyon grade yürüyen aksam parçaları yüzünden her kasiste böbreklerimiz mi kopmadı; Sparco yarış koltukları yüzünden uzun yolculuklarda felç mi olmadık... M3'ün tamamen piste odaklanan ve fabrika ayarlarından bir hayli uzak olan karakteri Naz'daki zarafete, Ümitcan'ın Impreza'sındaki efendiliğe karşı olarak doğmuş gibiydi. Fakat bugün ilginç bir şey oldu ve ilk kez piste çıkardığımız M3, hiç görmediğimiz kadar mutlu bir otomobile dönüşüverdi. Yarış koltuklarının, yarış süspansiyonlarının ve hafiflik maksadıyla sökülmüş parçaların bir anlam ifade etmeye başladığı o anları deneyimlemenizi isterdim. Trafikteki avuçları terli, anksiyete dolu M3 gitti; aylar sonra evine dönmüş gibi davranan bir M3 geldi. Bu deneyimin Spa'yı, Ring'i, Laguna Seca'yı hak ettiği konusunda hemfikir olduk ve pistte hızlı turlar attığımız otomobilimizle mutlu mesut eve döndük. Darısı Eau Rouge'ların, Karussell'lerin, Corkscrew'lerin başına... Kahve ile alüminyum arasındaki romantik bağı fark ettikten sonra, bir önceki gönderimde de bahsettiğim üzere, iki kitap sipariş ettim. Bu kitaplar kafein ve alüminyum aşkının analizine kahve ile başlamamı sağlayacak. Daha doğrusu sipariş verirken düşündüğüm buydu…  Ne var ki, aydınlanma çağının aydınlarından biri olan Brillat-Savarin’in Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler isimli eserinde farklı ve fazlasıyla heyecan verici bir dünya buldum. Gerçek bir yemek sever olan yazar, yemek kültürünün pis boğazlılık ile karıştırılmasından duyduğu rahatsızlıkları ve önemli bir bilim dalı olarak gördüğü gastronominin inceliklerini anlatıyor kitabında. Brillat-Savarin gibi bir aydının düşüncelerinde, kendi fikir dünyamdan bazı renkler yakaladığımı söylersem umarım cüretimi hoş görürsünüz. Fakat bir otomobil sever olarak, otomobil sevdası ile apaçiliğin karıştırılmasından duyduğum rahatsızlığın, 18. yüzyıl aydınlarından biri tarafından yemek kültürü konusunda hissedildiğini görünce kendimi biraz arkalanmış hissettim. Kim bilir, belki otomobil kültürüne ve otomobillere dair ömürlük notlarım bir gün kitap olur ve adını Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler koyarım…
Sağdaki eser ise, az evvel bahsettiğim kitabın sonsözü olarak, Balzac tarafından kaleme alınmış. Bu durumda Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler’in sonsözünü Jeremy Clarkson yazmalı… Balzac, modern zaman uyarıcıları olarak isimlendirdiği beş maddeye dair düşüncelerini ve tecrübelerini anlatıyor incecik kitabında. Bu arada beş maddeden birinin kahve olduğunu sanıyorum tahmin etmişsinizdir. Kitapları bitirmem biraz zaman alacak gibi görünüyor fakat acelem yok. Çünkü her cümlesinden ilham sızan bu aydınları anlamak ve hissetmek aceleye gelmemeli.
Kahve ve alüminyum hikayemin sonraki gönderileri, görseldeki kitaplardan aldığım notlardan oluşacak ve bu eserlerin ardından, sıra birkaç bilimsel makaleye gelecek. Böylece, gidişatından huzursuz olduğum ve bir an önce emekliye ayrılmasını beklediğim gezegenimizin iki yüz elli yıl önceki güzel günlerinde, biraz olsun huzur bulabileceğim. Hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan alüminyum ile modern insanın hiperaktivite ihtiyacını karşılayan ve aynı şekilde hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan kahve.
Kendi zamanındaki teknolojik sınırların belini kıran ve Octane dergisinin Nisan kapağını harikulade poposuyla süsleyen Porsche 959 sayesinde, bugün alüminyumu düşündüm. Alüminyumu düşünmek tuhaf bir ifade oldu farkındayım… Ne var ki, tekerlek üzerinde hareket eden herhangi bir nesneye ilgi duyup da, alüminyumdan etkilenmeyecek birileri yoktur diye tahmin ediyorum. Her açıdan erotik, her açıdan tahrik edici bir materyal.
Alüminyum konusundaki gözü dönmüş yaklaşımım, kahve tüketimi için de geçerli. Kahve içtiğim ‘fincanın’ ölçüsü ne tür bir yaklaşımdan bahsettiğimi gösteriyordur sanıyorum. Porselenden imal edilmiş bir espresso fincanındaki zarafet yetmezmiş gibi, bu fincanı işaret parmağıyla havada tutarak zarafete zarafet katan ve aynı anda diğer elindeki geleneksel edebiyat dergisini okuyan birinin naifliğine sahip olduğumu düşünmüyorum. Zira üç shot espressonun üzerine, yaklaşık yarım litrelik bir porsiyona ulaşana kadar, koyduğum kaynar suyun sıcaklığı ile Porsche 959’un poposundaki sıcaklığı bir araya getirmeyi tercih eden biriyim.
Bugün alüminyumu düşündüm. Kahve içiyordum. Sonra konuyla ilgili bir şeyler okumaya başladım. Minik metinler birkaç makaleye, birkaç makale ise sipariş edilmiş birkaç kitaba dönüştü. Kafein ile alüminyumun aşk hikayesi bütün uykumu kaçırmış, içim uzun bir yolculuğa çıkacak olmanın heyecanıyla dolmuştu. Galt MacDermot’un Coffee Cold’u çalıyor, bense bu hikayenin neresinden tutunsam diye düşünüyordum.
Hazır olun, buralar biraz kahve kokacak… Biraz da alüminyum. Weihenstephaner köpüğüm #naz #bmw #z3coupe #shootingbrake #bmwrepost Bunca zamandır neredeydim?
* 1.7 litrelik dizelim ve JDM çıkartmalarımla Vauxhall Team Turkey buluşmalarında Doblo mu kovalıyorum? Hayır dostlar, hayır.
*E5’te makas atarken ölmüş olabilir miyim? Hayır, ölmedim. Hamdolsun, trafikte oldukça bilinçli kullanıyorum. Trafikte insan gibi hareket eden fakat sorumsuz, bencil ve cahil yaratıklar yüzünden kaybettiklerimiz için burada biraz durup düşünelim. Toprağın bol olsun Erdal Tosun. *Seksi bir İtalyan otomobiliyle sürüş yaparken, ilk kasiste başıma düşen sunroof yüzünden hastanelik oldum desem? Suçu İtalyanlara atmanın lüzumu yok. Yonca yapraklı Julya’yı severek izliyoruz.
*Jeremy Clarkson ve ekibinin karşı konulamaz ürünü yüzünden torrent sitelerinde kaybolmuş ve müsaade istemeden açılan arsız reklamlardan birine dönüşmüş de olabilirim. Şaka bir yana, The Grand Tour rüya gibi olmuş. Top Gear’ımızın eski samimiyetini arattı ama buna da şükür.
*Uygun fiyatlı bir Amerikan cipini yükseltip, ekstrem spor yaptığımı sanarak ekstrem bir bira içicisine dönüşmüş olma ihtimalimi düşündüyseniz, hayır. Göbeğim yok ve ezik değilim.
*Fakirlikten motosiklete düşecek gibi olduğum doğrudur fakat motosikletten düştükten sonra üzerimden hafif ticari geçmesini istemedim, vazgeçtim. İstanbul’da benlik bir iş değil…
*Bunca zamandır işimdeydim, gücümdeydim ve sosyal mecraların pek sosyal hallerine biraz ara vermek istedim. Durduk yere beklentiyi yükseltmenin lüzumu yok fakat yine buralardayım ve arada bir üç beş kelime karalıyor olmayı planlıyorum.
*Bahar kokusunun ortaya çıktığı şu günlerde, albümümde olgunlaşmış bir fotoğrafla, sağlıcakla. Anahtarını iade et, metroyla efendi efendi otele dön. Hayır, valize sığma ihtimali yok. Tamam, o da seni çok özleyecek...
%d blogcu bunu beğendi: