Skip to content

NISSAN QASHQAI 1.2 DIG-T

DSC02700Yeni Qashqai’ın Türkiye lansmanı biteli saatler oldu. Hazır bilgiler sıcakken, lansman ve test sürüşü boyunca aldığım notları hızlıca paylaşmak istiyorum.

***

Simsiyah bir salondayım. Sağımda, siyah örtülerin altında duran üç otomobil var.

Ortadakiyle bakışıyoruz… Ön panjurunu görebiliyorum, ehe.

Yeni Qashqai için buradayım ve salona gireli henüz 10 dakika olmasına rağmen bir yıllık lounge müzik ihtiyacımı şimdiden karşılamış durumdayım. Ludvig&Stelar’dan Relax eşliğinde meyve salatama nar reçeli boşaltıyorum…

***

Bir saat sonra…

Siyah örtülerin altındaki kıvrımları tahmin etmeye çalışmaktan yoruldum.

Sürüşe çıkmak için sabırsızlanıyorum.

Tanıtım bitiyor. Yeni evliler iş çıkışında eve nasıl koşarlarsa, ben de otomobillere doğru aynı şekilde koşuyorum…

***

Yeni Qashqai’da iki dizel, bir de benzinli motor seçeneği mevcut. Benzinli ünite 1.2 litre, dizeller ise 1.5 ve 1.6 litre hacminde. Test için seçtiğim aracın dizel olmasını bekleyebilirsiniz fakat şunu hatırlatmak isterim: Nissan ve Renault ortaklığıyla geliştirilen bu dizeller zaten kalitelerini ispat etmiş üniteler. Yani dizel motorlarla ilgili bilmediğimiz bir şey yok. Asıl mevzu 1.2 litrelik benzinli motorda. 115 bg güç ve 190 nm tork üreten bu motor için sorulacak soruyu çok iyi biliyorum: ‘O motor Qashqai’ı çekecek mi?’

İşte bu yüzden, test için benzinli bir Qashqai seçiyorum. Benzinli ve manuel bir Qashqai… Benzinli+otomatik kombinasyonu zaten mevcut değil. Dizel otomatik delileri ise birkaç ay beklemek zorunda kalacak.

Aracın başlangıç fiyatı 68.000; dizel otomatiğin başlangıç fiyatı ise 87.000 TL.

***

DSC02723Bomonti’deki tarihi bira fabrikasının yer aldığı bölgenin dar ve karmaşık sokaklarında kaybolarak başlıyorum teste. Sokaklar dar, trafik bol… Qashqai’ın büyüdüğünü anlamam uzun sürmüyor. Aracın sürücüde yarattığı ‘büyük otomobil’ havası eskisinden çok daha fazla. Neyse ki otomobilin dört bir tarafında sensörler mevcut da, alışma sürecini sorunsuz atlatıyorum.

Kabinin tasarımı taptaze hissettiriyor. Kumanda elemanları alışkanlık gerektirmeyen türden, klasik, bir kullanıma sahip. İç mekanın en güzel yanı ise minik, kalite kokan detaylar. Notlarımı olduğu gibi paylaşıyorum;

Direksiyon tasarımı ve direksiyonun üzerindeki tuşların kalite hissi harika.

Kabindeki plastik ve tasarım kalitesi eskisinden çok daha iyi seviyelerde.

Sinyal kolunun çıkardığı sesleri dikkatli dinlerseniz, ‘ben kaliteli bir otomobilin sinyal koluyum’ diye bağırdığını duyabilirsiniz.

Cam kontrol kumandalarının tasarımı ve kalite hissi, kabin ortalamasının çok gerisinde kalıyor.

Orta konsol inanılmaz kullanışlı. İki adet bardağa, bir telefona ve bir ipad’e rahat rahat yetecek kadar düzgün tasarlanmış. Ayrıca, altında iki adet göz barındıran kol dayama bana 90’lı yılların 626’larını anımsattı.

Minik bir detay ama sahiden hoşuma gitti: Kol dayama bölümündeki USB girişinden telefonunuzu şarja bağladınız. Normalde şarj kablosunu kol dayama ile eşya gözü arasında sıkıştırmaya alışkınız değil mi? İşte Qashqai’de öyle olmuyor. Eşya gözü ile kol dayama arasında, kablolar ezilmesin diye düşünülerek tasarlanmış minik bir boşluk var. Detaylar önemlidir!

Arka tarafa iniş binişler çok ama çok rahat (yazının sonundaki galeriye göz atabilirsiniz) çünkü arka kapının boyutları epey büyümüş. Arkada hacimsel bir problem yok.

Farklı yükleme kombinayonları oluşturabileceğiniz bagajın içine beş kasa bira sığdırabilirsiniz. Yok ben biraları boşaltırım derseniz, 430 litre bira taşımanız mümkün.

***

DSC02704Kabindeki olgunluk ve kalite hissiyatı Qashqai’ın dış tasarımına da yansıyor. Eskisinden daha uzun, daha geniş ve daha alçak tavanlı olması, heybet katsayısını artırıyor. Şehrin asi çocuğu değil de, şehrin delikanlısı olmuş Qashqai…

Bu arada stop tasarımını Kuga’ya benzeten sadece ben miyim acaba?

***

DSC02744Geldik en önemli kısma: Sürüş karakteri.

Otomobilin sürüş karakterindeki ilk dikkat çekici detay, ısırgan olmayan direksiyon. Hani en ufak tepkinize cevap veren direksiyonlar vardır. Heh, işte buradaki onlardan biri değil. Yeni direksiyon kutusu, Qashqai’ın ön kısmını yumuşak yumuşak yönlendiriyor.

Yumuşak demişken… Qashqai’ın gereksiz sert bir otomobil olmasından çok korkuyordum. İçi beton dolu süspansiyonların marifet sayıldığı bir zamanda, yeni bebeğin üzerindeki süspansiyonlar yumuşak değilse de, sert de sayılmaz. Amortisörlerin kararınca ayarlanmış sertliği çok hoş.

Sürüş kalitesinde fark edilebilir bir artış söz konusu. Motor ve lastik gürültüsü neredeyse hiç duyulmuyor. Akıcılık konusunda ise D segmentinin sedanlarıyla yarışabilir. Yani rafine mi? Oldukça…

Rüzgar sesi için de aynını söylemek isterdim ama yeni Qashqai’ın koca gövdesi, hava moleküllerine acı çektirdiği için, üç haneli hız değerlerinden sonra rüzgar sesini duymaya başlıyorsunuz.

Aracın kaslı gövdesine bakınca vites geçişlerinin ve direksiyonun da aynı sertlikten nasipleneceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sürüş kontrolleri alabildiğine yumuşak ki otomobilin müşteri kitlesini düşününce, bunun doğru bir karar olduğunu anlamak zor değil.

Bu arada lansmandan sonraki soru-cevap kısmında öğrendiğime göre, ilerleyen dönemde Nismo dokunuşlarına maruz kalmış bir Qashqai da göreceğiz.

1.2 benzinli motorun performansı gayet yeterli. Çekiyor mu çekmiyor mu diye düşünmeye hiç gerek yok; zira gayet iyi çekiyor. Ayrıca gazı bırakınca kulağınıza gelen cılız bir ıslık, yüzünüzü güldürüyor. Bu motorun yakıt tüketimi şehir içinde -ekonomik olmaya çalışmadan- 7 litre civarında olacaktır. Benim test boyunca kullandığım karma rotadaki yakıt tüketimim ortalama 6.6 litre idi ki epey gazladığım kısımlar oldu.

***

DSC02713Şehrin asi çocuğu gitmiş, yerine olgun bir delikanlı gelmiş.

Yeni Qashqai’la ilgili en çok hoşuma giden detay, otomobilin bütünündeki tazelik hissi oldu. Yani, her yanına emek harcanarak yenilenmiş gibi hissettiren bir otomobilden bahsediyoruz.

Genel kalite hissindeki fark edilebilir artış da aynı şekilde takdiri hak ediyor.

Peki otomobilin eksi yönü yok mu? İnanın rüzgar sesi haricinde dikkatimi çeken önemli bir sıkıntı olmadı.

Yeni bebeğin, selefi kadar başarılı olacağına eminim zira Qashqai bu haliyle sınıfında kafaya oynuyor.

Bu kadarını beklemiyordum. İyi iş Nissan. On üzerinden sekiz buçuk!

***

Yaptığım diğer testlere buradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

29 replies »

  1. stop tasarımı bana lancer hb’i andırdı.

    ben bu arabaları sevmiyorum, bana hayal ettiğimiz modellerin çıkmasınının önündeki en büyük engel bunlar gibi geliyor.

    yeni sınıflar, yeni trendler, ı ıh. kırosovır ne ya 🙂

    • Aslında tam tersi. Hayal ettiğimiz araçların yolunu açıyor bu tarz çok para getiren modeller. Bizim hayallerimizi süsleyen makineler hem az satılıyor, hem de az kazandırıyor zira 🙂

      2007 yılında 700 küsür tane xover satılmış. 2013’te 56.000…

      Yapcak bişey yok 🙂

  2. İsmail bey, testiniz çok güzel olmuş. Benimde heyecanla beklediğim bir modeldi. nissan çok iyi iş çıkarmış. Ancak doviz kur artışları otomobilin fiyatını çok artırmış durumda. Dizel ve donanımlı bir qashqai için 90 bin tl vermek ne kadar mantıklıdır?? Benzinli modeli mi tercih etmeliyiz. Yoksa bekleyip fiyatların inmesini mi beklemeli ?

    • Şu aralar bütün marka/modellerin fiyat listesi bana da aynı soruyu sorduruyor: değer mi?

      Şu da var ki, qashqai’ın şu anki fiyatları lansmana özel olabilir. yani kısa vadede yükselirse şaşırmayın 🙂

      Bence 1.2 benzinli gayet iyi bir tercih olabilir.

  3. Bu tip araçlara tek yorumum “plastik cip”.. Ne işe yaradığı belli değil, tek fonksiyonu gösterişli ve yüksek olması..

    Yeni Quasgdgdewferwqai’ye gelince eskisinin özgün tasarımını öldürdü! Hyundai ix35, Nissan karması bir tasarımı var. Plastik detaylar hat safhada..

    Bu sınıftaki araçlarda 1.5 motoru tartışırken 1.2 motor bayırda bayılır mı sorulara zemin hazırladı. Böyle kaba saba bir arabayı 1.2 motorla alacak kadar yakıt tüketimini düşünenlere de bravo!

    Otomobillerde benim için en önemli kıstas özgün tasarım. Nissan bu konuda Juke ve GT-R ile harika bir iş yaptı. Nissan’ın tasarım konusunda başka bir başarılı modeli yok!

    Biraz sert bir yorum oldu ama öyle, beğenmedim arabayı 🙂

  4. Merhaba İsmail bey, yorumlarınızı beğenerek takip ediyorum.
    Makyajlı mitsubishi asx hakkında testinizi göremedim, sizin değerli deneyiminizle asx testinizi de bekliyoruz..

  5. İsmail Bey, her şeyden önce sizi sabırsızlıkla takip ediyorum. Bizden biri olduğunuzu her testinizde hissettirdiğiniz için teşekkürler. Yeni qashqai’e gelince, o anahtar tasarımını gördükten sonra hiç gelesim gelmiyor. Yorum bile yapmıyorum. Saygılar.

  6. Opel zafira, 1.6, dizel, 136 Hp, 320 Nm torklu motorla ; tartışmaya açmak istiyorum. Modelin özellikle ön görünümünün yenilenme ihtiyacı ile koltuklarının kalitesizliği, sanırım çoğunluğun kabul edeceği bir durum. Kartelin bir yandan satışları %25-30 düşerken, öte yandan fiyatları yüksek tutmaktaki direncini kırmak taliplerin kendilerini tutmasına da bağlıdır. Yılın 3. ayında çözülmeler başladı. Kurlar da buna imkan veriyor.

  7. Bence de arka tasarım focus’a benziyor. Eksilerinden biri bu. Diğeri de fiyatı çok fazla compact suv için verilir mi tartışılır. Honda Crv gibi bir rakibi çıkıyor karşısına fiyat yüzünden. Artısı olarak ise 1.6 dci çok başarılı bir motor gibi görünüyor. Otomatik ile eli dahada güçleniyor.
    Birde eski kasanın fiyatlarını da yukarı çekmişler , aşağı indiriceklerine. Fiyat politikaları markaların çok saçmalaşmaya başladı. Çok gerekli değilse araba alınmaz şahsen bu dönemde.

  8. ya konuyla cok alakası yok ama ben bişey sorucam size.
    üni.ye gidiyorum su anda babam şirketin verdiği arabayı kullanıyor evdede babamın eski arabası skoda octavia 2005 elegance 1.9tdi boş boş duruyor.o arabayı sattırıp 90 milayara 2. el a3-golf7-a180(babam begenmıor nedenini anlamadım)-1serisi-v40 sıfır yeni qhasqai veyada sattırmadan 45-50ye s40-golf6 veya sıfır ,makyajlı polo alıcam seçeneklerimiz bunlar.tabii dizel olucak alacagımız otomobil .
    bir de 2008-2009 bmw 3.20cd vardı 85-90a e çok eski buldu zibidimisin almam diyor 🙂
    üniye giden fakat çok yol katedecek birisiyim ve arabamında marka olmasını istiyorum
    sizce en mantıklı tercih hangisi
    performans ve kalite olarak değerlendirirsek tabii bide tüketim

  9. Ismail bey merhaba senede 20000 30000 km yapiyorum nissan qashqai 1.2 digt surdum yokus ve hiz denedim ancak istanbulda trafik yogun kalkis ve yokuslar yakit tuketimi artiriyor gercekten 7 litre gecmiyecekse black edition 1.2 skypack mi alsam 78900 tl 1.6 otomatik dizel cok iyi atak yapiyor denedim 107000 tl 3 sene kullanip satacam 29000 fazala verip satarken sorun yasarmiyim benzinlidemi kalsam ne dersiniz efendim simdiden tsk 1.6 da agustosta geecek xtrail de 1.6 dizel acil karar vermem lazim hangisi lazim slm

  10. İsmail bey merhaba. Biraz alakasız bir kıyaslama olacağını biliyorum. Ama ben yeni 1.4 TSI Skoda Octavia ile Nissan Qashqai 2014 1.2 T arasında kalmış durumdayım. (Ben konfor açısından Octavia’nın bu araca göre daha iyi sardığını, kendine ait hissettirdiğini düşünüyorum.) Ama Nissan Qashqai’yi de eşim çok istiyor. Oda SUV keyfini alabilmek için onu istiyor. Aralarında tüketim olarak bakıyorum, Performans ve tüketim açısından Octavia daha iyi gibi duruyor doğru mudur?

    Son sorum ikisinin koltuğuna da oturup aracı kullanan biri olarak, hangisinde kendinizi “Bu araba benim için yaratılmış” dersiniz? Octavia mı Qashqai mi? Teşekkürler.

    • Bahsettiğiniz araçların ikisinede sahibim qasqai keyfi tsi ile aynı diyebilirim tüy gibi kayması sessizliği.. Tabiki 1.4 tsi daha iyi gidiyor

  11. Merhaba yeni qashqai ile passat arasında gidip geliyorum,tamamen farklı olmalarına rağmen rakamlar aynı civarda,net yorum alabilirmiyim..teşekkürler..

  12. Oncelikle yorumlariniz tum modeller icin gercekten tarafsizca .Sizi kutlarim.1.2 otomatik vites QASHQAI dusuncelerinizi ogrenebilirmiyim.Senede 10.000 km civari genelde sehirici kullanimi ile sizce eger mi acaba ….. diger secenek ise MAZDA 3 hb otomatik .Tesekkur ederim.

  13. merhabalar benım sormak istediğim araç 1.2 qq klima acıkken uzun yolda ve yokuslarda yığılma yapıyormu tesekkürler.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Aydınlatması olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve süratinize rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar beyaz bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının, parlayan asfaltın başrol paylaştığı bir kısa film başlardı. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda otomobil sıcaklığın, bense nefesimin normale dönüşünü beklerdim. Eve dönüşümüz ise, içinde tombul şişe efes tüketilen şahinlerin hızıyla gerçekleşir, bu sırada sahneyi çoğunlukla David Gilmour alırdı. Burayı gece geçmeyeli uzun zaman oldu, yeşili onurlandıran gün ışığı ise az evvel bahsettiğim kısa filmi kaldıramayacak kadar naiftir. Bu yüzden yeşili, oksijeni ve otomotiv sanatını kararınca tadıp eve dönmek en iyisi. Yeni bir yemeğin keşfinden, yeni bir yıldızın keşfine kıyasla daha fazla mutluluk duyduğunu söyleyen tombul yanaklı bu adamı biraz olsun anladığımı düşünüyorum. Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler’in büyük kısmını okudum. Kitabın kahveyi konu alan ve beni diğer bölümlere göre daha fazla ilgilendiren kısmı ise çoktan bitti. Bu yüzden, konuyu soğutmamak adına, kahve ve alüminyum bahsiyle ilgili üçüncü gönderimi yazmak istedim.
İlk kahve ağacı Arabistan’da bulunmuş ve dünyanın farklı yerlerine buradan taşınmıştır. Ne var ki, en lezzetli kahveler halen Arabistan’da yetişenlerdir. Bir inanışa göre, koyunlarını otlatmaya çıkaran bir çoban, kahve taneciklerini yiyen hayvanların diğerlerine kıyasla daha canlı olduğunu gözlemlemiş ve kahvenin hikayesi böyle başlamış. Brillat-Savarin kahveyi bulan kişi kadar, kahve taneciklerini kavurmayı akıl eden kişinin de onurlandırılması gerektiğine inanıyor çünkü damağımızı okşayan kahve tadı, tamamen karbonlaşmanın sonucunda ortaya çıkan aromaların ve özgün yağların ürünü.
“Kahvenin geceleri uykularını kaçırmadığı kişiler, gündüz uyanık kalabilmek için bolca kahve içenlerdir…” Yazarın bu cümlesi, hazırlık sınıfını saymazsak altı yılda mezun olabildiğim mühendislik fakültesi hayatımın soru işaretlerinden birini pek güzel yok ediyor. Hayatımın hiçbir döneminde kahve içtiğim için uykusuz kalmış yahut sabahlamak maksadıyla kahveye sarılmış değilim. Öte yandan, özellikle son bir yıldır, günün ilk kahvesini içene kadar tam anlamıyla ayılamıyor ve hakkıyla ısınmamış bir sıralı altı silindirli gibi tuhaf sesler çıkarıyorum. 
Fakat benim gibiler için kötü haberler veriyor Brillat-Savarin. “Sağlıklı bir insan günde iki şişe şarap içerek uzun yıllar yaşayabilir fakat aynı miktarda kahve ile çok uzun süre dayanamaz,” diyor. Buna gerekçe olarak ise, kahvenin göründüğünden çok daha ciddi bir uyarıcı olmasını öne sürüyor. Uyarıcı demişken, az sonra gecenin ikinci kahvesini demleyecek ve Balzac’ın Modern Çağ Uyarıcıları Risalesi’ni üçüncü kez okuyacağım. Belki bu kez yazarı kıskanmayı bırakır ve kahveyle ilgili araştırmalarıma huzurla devam edebilirim… Ülkemizin küfür ihracatında önemli bir paya sahip olan Adana'nın, Nisan ayında böylesine romantik bir şehre dönüştüğünü görünce, kebap yemekten vazgeçip portakallı ördek hayalleri kurmaya başladım. Koca bir şehrin henüz açan portakal çiçeklerinden dolayı türüm türüm koktuğunu düşünün. Bahara alerjili sol gözümdeki kızarıklığı dahi unutturan bu nefis kokunun ılık esintilerle taşınması ise bambaşka bir keyif. Ancak yaz tatilinin üçüncü ayındaki ilkokul çocuklarında bulunacak türden bir akşam miskinliğiyle, kendimi kaldırım kafelerinden birine attım. Derken, iki kulağının üzeri sigaralı bir çocuk yanaştı ve alır mısın abi dedi. Sigara içmiyorum, dedim. B*k iç dedi... Kendime gelmiş ve ciğere düşmek vaktinin geldiğini anlamıştım. Aramıza yaklaşık bir yıl önce katılan ve fotoğrafın üst kısmında arzı endam eden M3 yüzünden, konfor alanımızda ciddi bir daralma oldu. Bilstein marka sofistike süspansiyonların alçalttığı gövde yüzünden orada burada apaçi damgası mı yemedik; Turner Motorsport üretimi kompetisyon grade yürüyen aksam parçaları yüzünden her kasiste böbreklerimiz mi kopmadı; Sparco yarış koltukları yüzünden uzun yolculuklarda felç mi olmadık... M3'ün tamamen piste odaklanan ve fabrika ayarlarından bir hayli uzak olan karakteri Naz'daki zarafete, Ümitcan'ın Impreza'sındaki efendiliğe karşı olarak doğmuş gibiydi. Fakat bugün ilginç bir şey oldu ve ilk kez piste çıkardığımız M3, hiç görmediğimiz kadar mutlu bir otomobile dönüşüverdi. Yarış koltuklarının, yarış süspansiyonlarının ve hafiflik maksadıyla sökülmüş parçaların bir anlam ifade etmeye başladığı o anları deneyimlemenizi isterdim. Trafikteki avuçları terli, anksiyete dolu M3 gitti; aylar sonra evine dönmüş gibi davranan bir M3 geldi. Bu deneyimin Spa'yı, Ring'i, Laguna Seca'yı hak ettiği konusunda hemfikir olduk ve pistte hızlı turlar attığımız otomobilimizle mutlu mesut eve döndük. Darısı Eau Rouge'ların, Karussell'lerin, Corkscrew'lerin başına... Kahve ile alüminyum arasındaki romantik bağı fark ettikten sonra, bir önceki gönderimde de bahsettiğim üzere, iki kitap sipariş ettim. Bu kitaplar kafein ve alüminyum aşkının analizine kahve ile başlamamı sağlayacak. Daha doğrusu sipariş verirken düşündüğüm buydu…  Ne var ki, aydınlanma çağının aydınlarından biri olan Brillat-Savarin’in Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler isimli eserinde farklı ve fazlasıyla heyecan verici bir dünya buldum. Gerçek bir yemek sever olan yazar, yemek kültürünün pis boğazlılık ile karıştırılmasından duyduğu rahatsızlıkları ve önemli bir bilim dalı olarak gördüğü gastronominin inceliklerini anlatıyor kitabında. Brillat-Savarin gibi bir aydının düşüncelerinde, kendi fikir dünyamdan bazı renkler yakaladığımı söylersem umarım cüretimi hoş görürsünüz. Fakat bir otomobil sever olarak, otomobil sevdası ile apaçiliğin karıştırılmasından duyduğum rahatsızlığın, 18. yüzyıl aydınlarından biri tarafından yemek kültürü konusunda hissedildiğini görünce kendimi biraz arkalanmış hissettim. Kim bilir, belki otomobil kültürüne ve otomobillere dair ömürlük notlarım bir gün kitap olur ve adını Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler koyarım…
Sağdaki eser ise, az evvel bahsettiğim kitabın sonsözü olarak, Balzac tarafından kaleme alınmış. Bu durumda Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler’in sonsözünü Jeremy Clarkson yazmalı… Balzac, modern zaman uyarıcıları olarak isimlendirdiği beş maddeye dair düşüncelerini ve tecrübelerini anlatıyor incecik kitabında. Bu arada beş maddeden birinin kahve olduğunu sanıyorum tahmin etmişsinizdir. Kitapları bitirmem biraz zaman alacak gibi görünüyor fakat acelem yok. Çünkü her cümlesinden ilham sızan bu aydınları anlamak ve hissetmek aceleye gelmemeli.
Kahve ve alüminyum hikayemin sonraki gönderileri, görseldeki kitaplardan aldığım notlardan oluşacak ve bu eserlerin ardından, sıra birkaç bilimsel makaleye gelecek. Böylece, gidişatından huzursuz olduğum ve bir an önce emekliye ayrılmasını beklediğim gezegenimizin iki yüz elli yıl önceki güzel günlerinde, biraz olsun huzur bulabileceğim. Hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan alüminyum ile modern insanın hiperaktivite ihtiyacını karşılayan ve aynı şekilde hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan kahve.
Kendi zamanındaki teknolojik sınırların belini kıran ve Octane dergisinin Nisan kapağını harikulade poposuyla süsleyen Porsche 959 sayesinde, bugün alüminyumu düşündüm. Alüminyumu düşünmek tuhaf bir ifade oldu farkındayım… Ne var ki, tekerlek üzerinde hareket eden herhangi bir nesneye ilgi duyup da, alüminyumdan etkilenmeyecek birileri yoktur diye tahmin ediyorum. Her açıdan erotik, her açıdan tahrik edici bir materyal.
Alüminyum konusundaki gözü dönmüş yaklaşımım, kahve tüketimi için de geçerli. Kahve içtiğim ‘fincanın’ ölçüsü ne tür bir yaklaşımdan bahsettiğimi gösteriyordur sanıyorum. Porselenden imal edilmiş bir espresso fincanındaki zarafet yetmezmiş gibi, bu fincanı işaret parmağıyla havada tutarak zarafete zarafet katan ve aynı anda diğer elindeki geleneksel edebiyat dergisini okuyan birinin naifliğine sahip olduğumu düşünmüyorum. Zira üç shot espressonun üzerine, yaklaşık yarım litrelik bir porsiyona ulaşana kadar, koyduğum kaynar suyun sıcaklığı ile Porsche 959’un poposundaki sıcaklığı bir araya getirmeyi tercih eden biriyim.
Bugün alüminyumu düşündüm. Kahve içiyordum. Sonra konuyla ilgili bir şeyler okumaya başladım. Minik metinler birkaç makaleye, birkaç makale ise sipariş edilmiş birkaç kitaba dönüştü. Kafein ile alüminyumun aşk hikayesi bütün uykumu kaçırmış, içim uzun bir yolculuğa çıkacak olmanın heyecanıyla dolmuştu. Galt MacDermot’un Coffee Cold’u çalıyor, bense bu hikayenin neresinden tutunsam diye düşünüyordum.
Hazır olun, buralar biraz kahve kokacak… Biraz da alüminyum. Weihenstephaner köpüğüm #naz #bmw #z3coupe #shootingbrake #bmwrepost Bunca zamandır neredeydim?
* 1.7 litrelik dizelim ve JDM çıkartmalarımla Vauxhall Team Turkey buluşmalarında Doblo mu kovalıyorum? Hayır dostlar, hayır.
*E5’te makas atarken ölmüş olabilir miyim? Hayır, ölmedim. Hamdolsun, trafikte oldukça bilinçli kullanıyorum. Trafikte insan gibi hareket eden fakat sorumsuz, bencil ve cahil yaratıklar yüzünden kaybettiklerimiz için burada biraz durup düşünelim. Toprağın bol olsun Erdal Tosun. *Seksi bir İtalyan otomobiliyle sürüş yaparken, ilk kasiste başıma düşen sunroof yüzünden hastanelik oldum desem? Suçu İtalyanlara atmanın lüzumu yok. Yonca yapraklı Julya’yı severek izliyoruz.
*Jeremy Clarkson ve ekibinin karşı konulamaz ürünü yüzünden torrent sitelerinde kaybolmuş ve müsaade istemeden açılan arsız reklamlardan birine dönüşmüş de olabilirim. Şaka bir yana, The Grand Tour rüya gibi olmuş. Top Gear’ımızın eski samimiyetini arattı ama buna da şükür.
*Uygun fiyatlı bir Amerikan cipini yükseltip, ekstrem spor yaptığımı sanarak ekstrem bir bira içicisine dönüşmüş olma ihtimalimi düşündüyseniz, hayır. Göbeğim yok ve ezik değilim.
*Fakirlikten motosiklete düşecek gibi olduğum doğrudur fakat motosikletten düştükten sonra üzerimden hafif ticari geçmesini istemedim, vazgeçtim. İstanbul’da benlik bir iş değil…
*Bunca zamandır işimdeydim, gücümdeydim ve sosyal mecraların pek sosyal hallerine biraz ara vermek istedim. Durduk yere beklentiyi yükseltmenin lüzumu yok fakat yine buralardayım ve arada bir üç beş kelime karalıyor olmayı planlıyorum.
*Bahar kokusunun ortaya çıktığı şu günlerde, albümümde olgunlaşmış bir fotoğrafla, sağlıcakla. Anahtarını iade et, metroyla efendi efendi otele dön. Hayır, valize sığma ihtimali yok. Tamam, o da seni çok özleyecek...
%d blogcu bunu beğendi: