Skip to content

HAHNTENNJOCH GEÇİDİ – İKİNCİ BÖLÜM

IMG_6673

Park halindeyken soğumaya çalışan bir otomobilin çıtırtıları zihnimin duvarlarına çarpıyor. Ayakkabılarımı çıkarıyorum. Parmak uçlarım soğuk kaplamadan sıcak asfalta geçmiş gibi huzur buluyor. Omuzlarıma oturan direksiyon ağrısını uzaklaştırmak için kollarımı her iki yana açıp gözlerimi kapattığımda ise tanıdık sesler beliriyor.

“Bazı ihtiyaçlar, bazı ihtiyaçlar gülümser…”

Yollara duyduğum ihtiyaç gülümsüyor, Alplerin sessiz bir köşesinde kalan otel odamda… Ben de gülümsüyorum, şarkının ezbere bildiğim kısımlarını gevşek gevşek mırıldanırken.

“Bazı ihtiyaçlar, bazı ihtiyaçlar gülümser…”

*

İlk günü Hahntennjoch Geçidi’ne ulaşmak için harcadım sayılır. Yaklaşık 70 km boyunca otobanda kaldım. Sonrasında Almanya ve Avusturya arasında uzanan Alp yolları üzerinden sınırın öteki tarafına geçip buralara geldim. Tavanı olmayan bir otomobilin içinde, çoğu zaman güneşin altında ve yüksek hızlarda beş altı saat geçirmek, bendeki gibi antrenmansız bir bedeni doğal olarak helvaya dönüştürüyor. Olsun, nerede yandığımı soran eşe dosta ılık bir ‘Alaçatı canıms!’ cevabı vermek yerine, Alp Dağlarından bahsedeceğim için pek keyifliyim.

Otel odası darlamaya başlıyor. On dakika. Yirmi dakika. Belki yirmi beş dakika… Bir süre sonra kendimi yeniden direksiyonda buluyor ve güneş batmadan evvel geçidi keşfetmeye karar veriyorum. Masum bir keşiften fazlasına niyetim yoktu inanın. Söz konusu masum keşfin 15 km sonra frenlerimi akkora dönüştüreceğini nereden bilebilirdim?

Toplam uzunluğu yaklaşık 25 km olan Hahntennjoch Geçidi’ni Elmen’den Imst’e doğru geçmenizi öneririm. Bu yönü izlediğinizde yüksek çam ağaçları tarafından karşılanıyor ve birkaç tünelle karşılaşıyorsunuz. Bu tünellerden bazılarının dış duvarı yere paralel, ince uzun açıklıklar barındırıyor. Şansınız yaver giderse, güneşin bu açıklıklara vuruşuyla tünele süzülen ışık demetlerinin içinden geçerek aydınlığa erişebilirsiniz. Tünellerin bir başka güzelliği ise, otomobilin arkasında yer alan egzoz çıkışlarını kulaklarınıza yaklaştırıyor olmaları.

Geçidin ortasında yer alan otelimi geride bırakıyor ve doksanlı yılların Fransa Rallisi etaplarını anımsatan virajlar boyunca tırmanmaya başlıyorum. U virajlar çok hızlı S virajlara dönüşmeye başladığında, yüksek ağaçların yerini fundalıkların aldığını ve havanın hissedilir biçimde soğuduğunu fark ediyorum. Hahntennjoch Geçidi’nin en yüksek seviyesi olan 1903 metreye eriştiğimde ise fren pedalının kavrama noktası bir hayli aşağı inmiş oluyor.

Christina Hendricks’in dudaklarını birleştiren çizgiyi hatırlıyorum derin ve dev bir vadinin ortasındaki düzlüğü geçerken. Dudaklar geride kaldığında ise iki otomobilin zor sığacağı ‘bıdı bıdılı’ bölüm başlıyor. Sağımda neredeyse dik kayalıklar, solumda ise tahta bariyerler ile ikinci vitesin bandını ve frenleri huzursuz etmeyi sürdürüyorum. Pedal ağlamaya başlasa da, yamaçlara dökülmüş dev bir spagettiyi andıran kıvrımlar bütünündeki ‘keşfime’ ara vermeye yanaşmıyor, Imst için alçalmayı sürdürüyorum. İnişteki virajlar genişleyip hızlanıyor, otomobil hızlanıyor, sert frenajlarda zaman yavaşlıyor ama otomobil bir türlü yavaşlamıyor…

*

Abarth 124 Spider, bildiğiniz gibi, dördüncü nesil Mazda MX-5 ile platform kardeşi olan bir otomobil. Mazda’nın geleneksel yaklaşımına birazcık İtalyan sosu ekleyen Abarth, otomobilin birçok detayını daha sportif hale getirmiş. Gövde kiti, jantlar, koltuklar, egzoz, motor ve frenler…

Ah bu frenler.

Otomobilin 1.4 litrelik turbo beslemeli motoru 170 bg güç üretiyor ve 6.8 saniyede 100 km/s bandını aşmanızı sağlıyor. Bildiğiniz gibi, turbo beslemeli motorların tork bandı atmosferiklere kıyasla daha dardır. Dolayısıyla Hahntennjoch Geçidi gibi bol kıvrımlı bir sürüş ortamında kayda değer gaz tepkileri bulabilmek için motoru tork bandında tutmak gerekiyor ki bu noktada sol ayak freni büyük nimet. Spider’ın güzelce konumlandırılmış fren pedalı geçidin ortasına kadar her virajda büyük baskı görünce Brembo’lar şişmeye başlıyor. En yüksek noktayı görüp yeniden alçalmaya başladığımda ise virajların safına geçen motor yüzünden frenler daha da şişiyor ve otomobil Imst’e varamadan pes ediyor.

IMG_6687.JPG

Durduğumda, diskinden fren merkezine kadar bütün parçaları ile ağlamaya başlayan Brembo’lara biraz bozulmuş olsam da belli etmiyor ve otomobili soğutarak dönüşe geçiyorum. Neyse ki Brembo’da bulamadığımı Bose’de bulup David Gilmour’un deneysel kayıtları sayesinde biraz olsun rahatlıyorum.

Otele vardığımda, 124’ü soğuma çabalarından kaynaklı çıtırtılar ile baş başa bırakıp odama çekiliyor ve tertemiz bir uykunun içine atlamadan evvel düşüncelere dalıyorum. Yarın sabah güneşle birlikte uyanıp geçide tekrar çıkacağım. Umarım Brembo’lar kafasına taş yemiş yaz tatili çocukları gibi bir kez daha ağlamaz…

*

Okura not: Yazının görsel açıdan dolu dolu olmadığının farkındayım fakat instagram profilimde (@issterzi) bu sürüş boyunca çekilmiş bolca fotoğraf ve video bulabilirsiniz.

Okura ikinci not: Okumaya kıymet veren insanlar görmek ne güzel. İyi ki varsınız.

*

SON

Reklamlar

4 replies »

  1. Ofiste oturmuş bir taraftan yazdıklarını keyifle okuyor bir taraftan da çayımı yudumluyordum.O kadar keyifliydim ki bi ara bi titreme geldi.O anda aha dedim eyegasm yaşıyorum heralde.Tabi salisesinde depreeem nidaları yankılanmaya başladı.124 Spider Abarth ta eiminim ki keyiflidir fakat keşke bu deneyimi manuelle taçlandırabilmiş olsaydın.Neyse demem o ki Kalemin dert görmesin.Sol ayağına zeval gelmesin.”Zafer, göklerden gelen üçüncü pedalın olacaktır.”

    • Sixt’teki görevli kızcağız üç pedallıların artık üstsüzler sınıfında dahi pek tercih edilmediğini söyledi. Bu yüzden filo alımlarında otomatik üzerinden yürüyormuş işler. Üzücü tabii… Öte yandan çift kavramalı fena değildi 🙂

      • Dış mihraklar üçüncü pedalla aramıza girmeye çalışıyor.Sevdiğimiz herşeyi teker teker alıyorlar elimizden.Nerde o atmosferik makineler.Hacim ufalta ufalta kibrit kutusu kadar bloklara mahkum ettiler bizi.Bunlar hep paralelcilerin oyunları.Sıra manuelde.Sen bu soğuk savaş ortamında bizim öncü birliklerimizdensin.Şeytanın seni ele geçirmesine izin verme 🙂

  2. Almanların otobanları kadar orman yolları da çok keyifli. Kassel bölgesindeki orman yollarında bol bol mx5 ve aklımın ucundan geçmeyen bir çok roadster görmemle, yazınız sayesinde hatırladığım o duygu; Pazartesi sendromuna şifa oldu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Yaklaşık bir asırlık bir el dokuması… Konya ve ilçelerinde yaygın olarak dokunmuş bu modelin ismine genellikle ‘Çıbıklı Kilim’ veya ‘Yaygı’ deniyor. Enine şeritler oluşturan kırmızı, beyaz ve mavi tonların sıklıkla hakim olduğu çıbıklı kilimler odanın zeminini tamamen kapatmak maksadıyla kullanılırmış. Bu yüzden birçok çıbıklı kilim 1.8 metre x 4 metre ölçülerine yakın dokunmuş…
Dedemin hediye etmekle kalmayıp bir de dersini verdiği kilimin üzerinde filme fotoğrafladığım kahve kutusu ise, İtalyan sanatçı Gillo Dorfles tarafından, sanatçının otuzlu yıllarda kullandığı bazı figürleri yeniden ele almasıyla tasarlanmış. Bu çalışma Illy Sanat Koleksiyonu’nun en güncel parçası.
Aynı dönemde tasarlanmış bu iki eserin analog fotoğrafı, günlük ‘güzel şeyler’ ihtiyacınızı bir nebze olsun giderir diye umut ediyorum. Amerika'da üretilmiş bir otomobil okyanusu aşarak vatanına döner ve dünya bir sokaklığına güzel bir yere dönüşür. Münih | 2017. Amerika'da üretilmiş bir otomobil okyanusu aşarak vatanına döner ve dünya bir sokaklığına güzel bir yere dönüşür. Münih | 2017. İlk darbeyi alan tampon durur. Gövde hareketine devam eder. Gövde durur. Sürücü hareketine devam eder. Ön cama çarpan kafatası durur. Beyin hareketine devam eder. Sonra her şey durur. Güzellik hariç. Güzellik durmaz. İlk darbeyi alan tampon durur. Gövde hareketine devam eder. Gövde durur. Sürücü hareketine devam eder. Ön cama çarpan kafatası durur. Beyin hareketine devam eder. Sonra her şey durur. Güzellik hariç. Güzellik durmaz. İngiliz modasıyla kuşanmış İtalyan asıllı bir sanat otomobilini Almanya'da filme almış ve karşısına geçip en az yarım saat boyunca 'güzel bakmıştım'. Ne de olsa sevaptır... Bu arada fotoğrafı filtrelemeden, filmden çıktığı gibi paylaşıyorum, tadını çıkarın. İnce zevklere (ve av tüfeğine) sahip olmanın en zarif ifade biçimi: Shooting Brake. Sürüş Keyfi Vergisi (SKV) yakışmaz mı sayın bakanım? Geldim. Gördüm. Filme kaydettim. Biraz bulanık çıkmış. Olsun. Silinmeye mahkum bir ana dönüş biletidir bu. Münih'i özlemenin resmi bir de.
%d blogcu bunu beğendi: