Skip to content

KAYIŞI KOPARMAK – 2

ismail terzi - gezi yazıları (2)

İhtiyarla hukukumuz eskiye dayanır.

Uzun yıllar önce tanıştığım bu adam hayatımın önem taşıyan birçok noktasına dokunmuştur. Örneğin ralli sporuyla uğraştığım dönemde, deyim yerindeyse arkamı toplamış, otomobillerimin transferiyle uğraşmış, yetmemiş şoförlüğümü yapmıştır. İyi adamdır ihtiyar. Hayatımın değerlerinden biridir. Üstelik şimdilerde yaşadığı Antalya’nın sahil yollarında motora binmekten başka kaygısı olmadığı için, öyle çok sık arayıp sormaz da… Anlayacağınız, temelleri sağlam ve rahat bir iletişimimiz var kendisiyle.

Ne var ki sevgili okur, ihtiyarla ne vakit yola çıksam başım derde giriyor. Kayışı Koparmak ve Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim (Mi?) isimli yazılarımda da bahsi geçen bu adam, özellikle uzun yol seyahatlerinde belanın merkezine dönüşüyor. Bu arada sapasağlam otomobilin şanzımanını trafik ışığında hareket ederken kırmaktan tutun da, uzaktan kumandalı minicik canavarları parçalara ayırmaya kadar geniş bir yetenek bandından söz ediyoruz.

Uzun süredir görmüyordum ihtiyarı. Antalya’daki manzaralı evinde nargile içen, sahilde motosiklete binen ve ergen azarlayan bu adamla ortak noktamız aynı şehirde doğmuş olmak. Tabii biraz zaman farkıyla…

Konya’da yaşayan ailemi uzun zamandır görmemiştim. Birkaç ay önce dört günlük bir ziyaret planladıktan sonra, uçuşuma birkaç gün kala, ihtiyarın da Konya’da bulunduğunu öğrendim. Söz konusu dört günlük ziyaretin bir gününü kendim için ayırmış ve Hasan Dağı’na gitmeye karar vermiştim. Biraz dağ havası, biraz dağ adabı, biraz uzun yol huzuru almak üzere planladığım bu yolculukta tıknaz ve huysuz bir ihtiyara yer yoktu fakat onu özlemiştim. Öyle ki, varlığını öğrendikten sonra, yola kendisi olmadan çıkmayı düşünmedim.

*

Babamın otomobiliyle hukukumuz eskiye dayanır.

Uzun yıllar önce, henüz ehliyetim yokken tanıştığım bu otomobil zaman içerisinde farklı markaların farklı modellerinden yüzlere sahip olsa da, benim için hep aynıdır: BABAMIN OTOMOBİLİ.

Nasıl ki dünyanın en hızlı otomobilleri kiralık otomobillerdir, benzer şekilde, dünyanın en kırılgan, en mızmız, en sorunlu otomobilleri ise baba otomobilleridir. Markası modeli fark etmez, babaların bindiği otomobiller böyledir… Yüzüne yapışan umutsuz ifadeden başka bir ifadesi olmayan mızmız kadınlar gibi. Allah kahretsin onları!

Babamın otomobilini uzun zamandır görmüyordum ki kendisiyle karşılaşmaya çok da meraklı değilim. Fakat bahsettiğim yolculuğa çıkacak başka bir otomobil bulamadığım için, o sabah babamı işe bıraktım ve akşamüzeri kendisini aynı yerden almak koşuluyla yola koyuldum. Böylece babamın otomobili ve ihtiyar bir araya geldi.

*

Konya-Aksaray yolunun sonsuz düzlüklerinde, 1.8 litrelik turbo motoru 2000 d/d’ye sabitledim ve sağıma hafifçe dönerek, bir gözüm yolda, ihtiyarla muhabbete koyuldum. Uzun zamandır görüşmediğimiz için konuşacak bir şeyler bulmakta hiç zorlanmadık. Okuldan, işten, eski günlerden, vergi sisteminden, ideal garajdan ve hatta ihtiyarın uğursuzluklarından dahi bahsetme fırsatı bulduk…

Otomobilin kabini tam da maymun pijaması gibi kokmaya başlıyordu ki Hasan Dağı için ana yoldan ayrılıp civardaki ilçelere doğru saptık ve bir mola verdik. Yazının başında da dediğim gibi, bu yolculuğu tek başıma yapmayı planlamıştım ve amacım biraz kafa dinlemekti. Sürüş odaklı bir yolculuk yapmak gayem hiç olmadı ki, sürüşle ilgili bir şeylerin yolunda gitmeme ihtimalinden çekineyim…

Her neyse, bir süre ilerledikten sonra dağa tırmanan bir yola saptık ve zemindeki kar kalınlığı artıp da önden çekişli aile sedanını çaresiz bırakana kadar ilerledik. Otomobilin zorlanmaya başladığını gördükten sonra ısrarcı davranmak şöyle dursun, oracıkta geri dönerek uygun bir yere park ettim. Bakın park ettim diyorum. Sağa çektim ve durdum. Hepsi bu…

Bagajdaki kamp sandalyeleri kuruldu, ateş yakıldı, termoslar meydana çıktı derken yanıma çay almadığımı anlayıp misafirime sıcak su ikram ettim. İki saat kadar dağ esintisine, sohbete, manzaraya, sessizliğe ve sıcak suya doyduktan sonra ihtiyar dedim, kalk. Babamı işten almam gerek, geç kalmayalım.

Eşyaları toparladık ve otomobile yerleştik. Fakat ön tekerlekler boşa dönüyordu. Bastım boşa döndü, bastım, daha da boşa döndü. Bastıkça bastım…

Bembeyaz karın altındaki çamur, dağda geçirdiğimiz süre boyunca ezilmiş ve otomobil burnunun üzerine oturmuştu. İtme, çekme, kazma, biriktirme ve küfretme gibi her türlü kurtarma seçeneğini denedikten sonra çabaların faydasız olduğunu anladık. İhtiyar bölgenin bağlı bulunduğu belediyeyi aradı ve sorumluluk duygusu gelişmemiş bir memurla görüşmeye başladı. Kadın en son dayanamamış, belediye başkanının telefonunu vermiş buna. Numarayı karşı taraftan parça parça aldıkça bana bakıyor ki kayıt edeyim…

Dedim nedir bu numara? Belediye başkanıyla görüşeceğim dedi. Yüzüne uzun uzun bakmaktan henüz sıkılmamıştım ki karşı taraf telefona yanıt verdi;

“Sayın başkanım, biz burada mahsur kaldık…”

İnanın gerisini dinlemedim.

Başkan civar köylerden bir traktör bulmanın çok zor olacağını iletmiş ve bizimkini AFAD’a yönlendirmiş. Böylece ihtiyar AFAD’ı aradı;

“Merhaba, biz Hasan Dağı Turizm Merkezi’ne çıkan yolda mahsur kaldık.”

“Hmmm, anladım, hmmm, anladım…”

“Yani 112’yi mi arıyorum?”

“Tamam, 112’yi arıyorum.”

“Tamam, teşekkür ederim.”

Sabit bakışlarla süzdüğüm ihtiyar bu kez 112’yi aradı;

“Merhaba, biz Hasan Dağı Turizm Merkezi’ne çıkan yolda mahsur kaldık.”

“Evet, Hasan Dağı… AFAD buradan kayıt oluşturmamızı söyledi.”

“Çekici mi? Çekiciler kardan dolayı gelemiyormuş.”

“Mahsur kaldık biz…”

Ve yola %16 şarjla çıkan ihtiyarın telefonu, soğuğun da etkisiyle kapandı.

*

Şoku atlattıktan sonra aynı görüşmeyi benim telefonumdan yapan ihtiyar, sonunda bir AFAD ekibinin yönlendirilmesini sağladı. Telefonumu geri istediğimde şöyle bir diyalog yaşandığını hatırlıyorum;

“Verdim ya telefonunu! Vermedim mi? Allah allah, vermiş olmam lazım yaa…”

“Karlara bir bakayım, bazen fırlatabiliyorum telefonu…”

Kendisini hiç bozmadan, karla kaplı bir dağ yamacında yere bakarak adımlamaya başladı. Kurtuluşumuzun biricik kaynağı olan telefonumu bulmak için inanın bakmadığım yer kalmadı. Stepnenin boşluğuna bile baktım.

Bir ara gözüm, açık bagaj kapağını yukarıda tutan menteşenin dibine takıldı. Benim telefon öylece yamacı izliyor… Senin ben beynini diye başlayan bir cümle kurduysam da, ihtiyar küfretme diye bağırarak öğretmenliğini gösterdi.

İyi çok şükür, telefonu bulduk derken emektar mobil cihazımın bataryası eksi üç beş derecelik soğuğa dayanamayıp %40’lardayken kapanıverdi. Otomobile geçip klimayı çalıştırdım, telefonu güzelce ısıtıp tekrar açtım ve Aksaray’da yaşayan bir arkadaşımın telefon numarasını basılmamış kara yazdıktan sonra, kesilmiş ümidimle beraber volta atmaya başladım…

*

ismail terzi - gezi yazıları (3)

Yaklaşık bir saat sonra üç kişilik bir AFAD ekibi bizi buldu ve otomobilimizi saplandığı yerden kurtardı. Yola tekrar çıkmaya hazır olduğumuzda, ihtiyar bu tarz bir aksiyonu her gün yaşıyormuş gibi, gün dönüşü babaannesi gibi, ‘bismmm…’ diye başlayan mutasyona uğramış bir besmeleyle yerine oturup emniyet kemerini bağladı.

Hava kararmıştı. Çok üşümüştüm. Kayışı bir kez daha koparmıştım.

Yaklaşık iki saat sonra, ihtiyarı anneannesine bırakıp kendisinden kurtuldum. Altımdaki baba otomobilinden de çabucak kurtulmak için gazladım… Yatağa girdiğimde parmak uçlarım halen üşüyor, Hasan Dağı arkamızdan kıs kıs gülüyordu.

Yine sinirlendim.

-SON-

Reklamlar

3 replies »

  1. Sen yaz abicim yaz sen ki okuyalım dikkat et kendine ama daha gidilecek yollar var yaşanacak yolculuklar var

  2. Baba otomobilinide çok merak ettim şimdi keşke onuda paylaşsaydınız. Baba otomobilleri hangi marka olursa olsun hep sorunludur sözüne kesinlikle katılıyorum çok doğru bir tespit. Yazılarınızın devamını merakla bekliyorum..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Bruno Sacco was here.
#naz
#BMW #X2 for @bmwturkiye
"Fotoğrafa bakarak sokağın kokusunu alabiliyorsanız, gördüğünüz şey bir sokak fotoğrafıdır." Bruce Gilden
#naz
Otomobil yaklaşık bir asır önce hayatımıza girdi ve medeniyetin yalnızca ulaşım çözümü değil, yaşam biçimini değiştirdi. Kültürel dünyamızın dinamiklerinden beslenme alışkanlıklarımıza kadar geniş bir alanı etkilemeyi başaran bu buluşu bir sosyal devrim olarak nitelendirmek mümkündür. Söz konusu sosyal devrimin sütunları arasında yolculuk kavramı da yer alır. Otomobilin doğuşuna kadar zaruri hallerde seyahat etmek anlamına gelen yolculuk, otomobille birlikte keyfi ve kültürel boyutlar kazanmıştır. Avrupalı asiller, Avrupalı elitler ‘grand tour’ yani ‘büyük yolculuk’ kavramını yaratarak bazen birkaç yıl süren binlerce kilometrelik seyahatlere çıkmışlar ve bu yolla kendi kültürel dünyalarını zenginleştirmeyi, renklendirmeyi amaçlamışlardır. Yeni coğrafyalar keşfetmek ve farklı kültürlerden etkilenmek üzerine kurulu olan grand tour akımının kısa sürede benimsenip yayılması sayesinde adına ‘grand tourer’ ya da ‘GT’ denilen otomobil sınıfı ortaya çıkmış ve ideal bir GT otomobilinin temel karakteristik özellikleri o dönemden günümüze kadar muhafaza edilmiştir. Uzun otoyol düzlüklerini kısaltacak kadar güçlü, Alp geçitlerinin kıvrımlı virajlarını güvenle aşacak kadar sportif, uzun yolculukların her anını huzurlu kılacak kadar konforlu ve lüks olması arzulanan ideal GT yıllar içerisinde farklı markalar tarafından ele alınmış ve farklı baharatlarla zenginleştirilmiştir. Yeni BMW 8 Serisi Coupe, ideal GT’nin güzelce yıllanmış olan karakteristik özelliklerini yaşatmakla kalmıyor, aynı zamanda BMW’nin bir asrı aşan mühendislik ve kültür mirasını geleceğe taşıyor. BMW’nin geleceğine, geleceğin BMW’sine merhaba deyin.
#35mm film İzmir'i nasıl görür? Cevaplar her zaman olduğu gibi analog, filtresiz ve gerçek.
Prototip otomobiller kullanmak işimin en sevdiğim yanlarından biri. Gövde ve kabin kamuflajları, açıkta bırakılmış kablolar, ilk kalıptan çıkan plastik kaplamalar, henüz tamamlanmamış yürüyen aksam ayarları ve daha bir sürü şey... Bir otomobile son halini verebilmek için gerekli emeğe, bir otomobili büsbütün kılabilmek için gerekli mühendisliğe şahit olmak benzersiz bir şey. Bugün BMW M850i prototipiyle zaman geçirirken bunları düşündüm. Sadece iki dakikalığına... Kalan zamanımda ise 4.4 litrelik V8'in enerjisini yola aktarmakla ilgilendim. Otomobil tam bir saat önce dünyaya tanıtıldı, bence göz atmak istersiniz. İkinci nesil BMW 8 Serisi'ne merhaba deyin!
Z für Zukunft | Munich 2017.
%d blogcu bunu beğendi: