İçeriğe geç

GELECEKTEN KORKMUYORUM

bmw i3 x ismail terzi 35mm (9)

BMW i3’e dair ilk anımı hatırlıyorum: 2011 kışında, öğrencisi olduğum mühendislik fakültesinin yüksek tavanlı kantininde, çift katlı kağıt bardağımı dolduran akşam kahvesi ve global otomotiv mecmualarından biriyle sonraki dersimi bekliyordum. Seksenli yıllarda inşa edilen yapının zamansız ve yalın iç mekanında, her zaman olduğu gibi, dikkat dağıtıcı bir hareketlilik ve gürültü hakimdi.

Önümdeki derginin sayfaları arasında dolaşırken karşıma çıkan bir haberin başlığına dikkat kesildim: BMW’nin Mega Şehir Otomobili Prototipi Test Ediliyor!

Elektrik enerjisinin geleceğin ulaşım çözümlerinde vazgeçilmez bir yer edineceği gerçeği o dönemde yeni yeni ortaya çıkıyor ve etkisini giderek daha belirgin hale getiriyordu. Otomobil sevgisiyle büyüyen ve hobilerinden gelecek planlarına kadar hayatının hemen her detayını dört tekerlek üzerinde şekillendiren bendeniz, genç bir elektrik-elektronik mühendisi adayı olarak biricik tutkusunun uzmanlık alanıyla yakınlaşmasından büyük bir heyecan duyuyordum. Birbirini tanımayan iki yakın arkadaşımızın tanışıp kaynaşmasıyla duyulan heyecan gibi…

BMW elektrikli ulaşım konusunda fazlasıyla cesur bir hamle yapmış ve BMW i isimli alt markasını yaratmıştı. O dönem yüzüncü yaşını kutlamaya yaklaşan ve tarihini otomotiv geleneğinin ikonik parçalarıyla süsleyen Alman üretici, otomobil kavramını sıfırdan ele alacak kadar yenilikçi davranıyordu. Bu nedenle BMW i tarafından hazırlanan tasarımlar daha önce üretilmiş hiçbir BMW’ye benzemiyor ve gelecekten gelmiş gibi görünüyordu.

bmw i3 x ismail terzi 35mm (6)

Zaman akıp gidiyor ve gelecekten gelenler dahi bu akışa karşı koyamıyor. Bir akşam okul kantininde gördüğüm kübik formlu kamuflajlı prototip seri üretime gireli yaklaşık dört yıl oldu ve geçtiğimiz yıl makyajlandı. Sevgili zaman, bu ne hız! Derken, sabırsızca yükselen korna sesiyle irkiliyorum. Avrupa’nın en büyük mega şehirlerinden birisi olan İstanbul, trafik ışıklarında beklerken anıların sıcaklığına dönmenize birkaç saniyeliğine dahi izin vermiyor. Böylece BMW i3 otomobilimi hareketlendiriyor ve elektrik motorunun anında ortaya çıkan karakteristik torkunu sessizce sürate dönüştürüyorum. Dört saniyeden kısa süre içerisinde 60 km/s bandını geride bırakmış olmak, az evvelki kornanın kaynağını dikiz aynasındaki minik bir noktaya dönüştürmek anlamına geliyor. Demek istediğim, i3 şehrin hızından korkmuyor. Zamanın hızı mı? Ondan kim korkmaz?

Hızdan söz etmişken rakamların neler anlattığına kulak verelim: 184 bg güç, 270 nm tork ve 6.9 saniyelik 0-100 km/s verisi… BMW i3s tamamen elektrikli bir otomobil olduğundan menzil verisini de paylaşmak yerinde olacaktır. Otomobilin kataloğu size tam şarj ile 280 km yol alabileceğinizi söylüyor. İstanbul trafiğinin düşüncesi ise biraz farklı: Yaklaşık bir haftalık birlikteliğimiz boyunca, BMW i3s’in bataryalarını birkaç kez tamamen doldurdum ve her defasında yaklaşık 230 km yol aldım. Bu değer sizin için yeterli değilse, içten yanmalı motorla hareket eden otomobilinizin yakıt tankını iki üç günde bir dolduruyor olmalısınız.

bmw i3 x ismail terzi 35mm (10)

Öte yandan rakamlar bu hikayenin çok küçük bir kısmını anlatıyor. BMW i3’ten söz edeceksek fikirlerin ve vizyonun irdelenmesi gerek. Örneğin otomobilin yaşam alanını oluşturan, yani etrafınızı saran materyalden, karbon fiberden söz etmek istiyorum. Hızın, dayanıklılığın, hafifliğin ve esnekliğin gerekli olduğu hemen her noktada ihtiyaç duyulan karbon fiberin otomotiv sektöründeki yayılımı yarış otomobilleri ve egzotik spor otomobiller vasıtasıyla sağlanmıştır. Mühendisliğin kıymetlilerinden biri olarak kabul görmüş bu malzemenin bir şehir otomobilindeki ilk uygulaması ise BMW i3 ile gerçekleşmiştir. Formula 1 otomobillerine hayat veren ve çelikten beş kat daha fazla dayanım sağlayan karbon fiber ile çevrelenerek sürüş yapmak nasıl hissettiriyor dersiniz? Egzotik!

bmw i3 x ismail terzi 35mm (3)

İstanbul parçalı bulutlu bir sonbahar gününe uyanmakta. Şehrin tarihi semtlerinden birinde yer alan çok katlı bir otoparkın terasında, iki arkadaşımla birlikteyim. Kahveler henüz soğumadı, şehir henüz yataktan çıkmadı… Bense arkamda gün doğumu, karşımda arkadaşlarım, otomotiv teknolojilerinin toplumsal etkilerine ve BMW i3’e ilişkin düşüncelerimi iştahla ortaya koymaktayım. Bir ara, bana bakan gözlerin kedim kadar ilgili göründüğünü fark edince durmam gerektiğini anlıyorum. Gerçekten de şu an durmak ve şehri dinlemek gerek. Tarihi bir limanın yanı başındaki bu terasta sabahları dalga seslerini dinlerken kahvenizi yudumlayabilir ve Galata Kulesi’yle arkadaşlık kurabilirsiniz. Güneş dar sokakları aydınlatacak kadar yükseldiğinde ise dalgaların sesi yerini trafiğin sesine bırakmaya koyulacaktır.

Sabahın kokusu kahve ve yosun kokusuna karışırken, trafiği oluşturan tüm taşıtların elektrikle hareket etmesi durumunda ortaya çıkacak sessizliği ve temizliği hayal ediyorum: Bir yanda dalga sesleri ve boğaz esintisi, diğer yanda motor sesleri ve egzoz gazı. Bir yanda arzulanan gelecek, diğer yanda an. Taze bir nefes için şehri uyutmaya gerek duymayacağımız bir yaşam hayalindeyim ki kullandığım otomobil bu hayale omuz veriyor. Demek istediğim, i3 şehrin hengamesinden korkmuyor.

bmw i3 x ismail terzi 35mm (5)

Şehre karışıyor ve Beyoğlu sokakları boyunca 4. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında sergilenen çalışmaları inceliyoruz. Öğrenme biçimi olarak tasarım ve tasarım biçimi olarak öğrenme yaklaşımının hakim olduğu çalışmalar tasarım disiplininin sınırlarını zorluyor. Bilgi toplumunun geleceğine dair bazı çalışmalar epey ilgimi çekerken, aynı zamanda Abraham Lincoln’ün bir sözünü hatırlatıyor: ‘Geleceği öngörmenin en iyi yolu onu yaratmaktır.’

BMW geleceğin şehir otomobiline ulaşmak için mevcut modellerin evrimini izlemek yerine, BMW i markasını yaratmayı ve otomobil üretimine sil baştan yaklaşmayı tercih etti. Bir otomobilin tasarım, üretim, kullanım ve geri dönüşüm olmak üzere dört ana fazdan oluşan yaşamı, BMW i markasıyla yeniden ele alındı. Peki yarınların şehir otomobili yaratıldı diyebilir miyim? Gönül rahatlığıyla! Zira BMW i3 ile İstanbul’da yaptığım sürüşlerin alıştığımdan çok daha huzurlu olmasına başka bir anlam yükleyemiyorum. Yakıt tüketim gideri, menzil ve performans figürleri gibi rasyonel detaylar ise beklentileri aşacak bir seviyede…

Abraham Lincoln haklıysa, BMW i3 ile geleceğin şehir otomobilini öngördüğümü söyleyebilirim. O halde, gelecekten korkmuyorum!

*

bmw.com.tr için kaleme aldığım bu hikayenin fotoğraflarını 35mm analog film ile kaydettim. Serinin tüm fotoğrafları, dijital dünya filtrelerine maruz bırakılmamış orijinal tonlarıyla aşağıda yer alıyor. Sevgiyle.

Reklamlar

1 reply »

  1. Uzun süredir bir blog yazını okumamıştım. Özlemişim. 🙂
    Seninle de henüz yüz yüze tanışma fırsatını yakalayamadım. Gaziantep’de iken tanışma fırsatını kaçırmıştım bir daha da fırsat olmadı.

    Bu arada ben hâlâ mühendislik fakültemden ayrılamadım. 😀 Biz ekipçe Tubitak Efficiency C. yarışlarına katılımla başlayarak, şuan bazı şirketlere vs. elektrikli araç yapıyoruz.
    Elektrikli araçlar hakkında teknik olarak sormak istediğim şeyler var. Umarım iletişime geçebiliriz.

    Analog fotoğraflar çok güzel, yazıların da öyle.
    Görüşmek üzere…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
Günün asosyal saatleri sürüş keyfi için en ideal dakikalardan oluşur. Kimileri bunun için gecenin geç vakitlerini tercih eder ki karanlıkta sürüşün büyüsü farklıdır. Öte yandan, hangi endurans yarışçısına sorarsanız sorun, gün doğumunda direksiyonunda olmanın başka hiçbir şeye benzemediğini söyleyecektir. Gün doğumunda sürüş yapmanın keyfi bir kısa filme konu olmuştur. 1976 yapımı C’etait un Rendez-vous filmi, sevgilisiyle buluşmaya giden bir adamın Paris sokaklarındaki sekiz dakikalık sürüşünü konu alır. Filmde duyduğunuz sesler bir Ferrari 275 GTB’ye ait olsa da kameranın sabitlendiği otomobil bir Mercedes-Benz 450SEL 6.9’dur. Yer yer hatalar yakalayabileceğiniz dublaja rağmen bu film özel bir şehrin gün doğumunda sürüş yapmanın hazzını sanatsal ve kurallara aykırı biçimde ortaya koyar. Öyle ki yönetmen Claude Lelouch filmden sonra tutuklanmıştır. Bu sabah İstanbul için değil günün, yılın en asosyal saatlerinde sürüşe çıktım. BMW Z3 Coupe otomobilimin kaputunda bir kamera yoktu. Ayrıca gördüğünüz analog fotoğraf geçmiş zamandan... Fotoğraf yok, video yok ancak tarifsiz bir hazdan söz edebilirim. Hoş, bu hazzın Claude Lelouch sinematografisi ile 1976’da hakkıyla anlatıldığını bildiğimden, fazla uzatmıyor, sizi filme baş başa bırakıyorum. İzlemek için profilimdeki linki kullanabilirsiniz. #bmw #z3coupe #istanbul #35mm #filmphoto
Avusturya’da bulunan Hahntennjoch şu ana kadar sürüş yaptığım (yapamadığım) en iyi Alp geçidi. Bu geçitteki ilk deneyimimde Abarth 124 Spider kullanmış ancak çabucak pes eden Brembo frenler yüzünden diğer uca ulaşamamıştım. Bu hikaye üç bölüm halinde blogumda yer alıyor. Geçitteki ikinci denemem için tastamam bir spor otomobil olan BMW M2 Competition ile elimi güçlendirmiş ve iki hafta önce Münih’ten yola çıkmıştım. Otomobil her haliyle amaca uygundu ve geçitte kimseler yoktu… Ne var ki, ciddi süratlerle tırmanarak başladığım sürüşün onuncu kilometresinde fotoğrafta gördüğünüz devasa çığ ile karşılaştım. Böylece Oğuz Haksever kadar çaresiz, arkama baka baka geri dönecektim. Dönüş yolunda, bölgedeki alternatif rotalarda M2 ile yağmur altında doya doya sürüş yaptıysam da Hahntennjoch Geçidi tarafından ikinci kez mağlup edilmiştim. Dahası, İstanbul’a dönüp analog fotoğraflarımı banyodan aldığımda, kameramın arızalandığını ve hemen her fotoğrafımın bozulduğunu anlayacaktım. Gördüğünüz gibi geçitle ile çok iyi anlaşıyoruz! Hahntennjoch Geçidi tarafından alt edilmiş bir sürücünün hikayesi, bozulmuş film fotoğrafları eşliğinde yakında blogumda olacak. #bmw #m2 #roadtrip #hahntennjoch
Istanbul. #35mm #filmphoto
#bmw #x1 for @bmwturkiye #35mm #filmphotography
%d blogcu bunu beğendi: