AN TUTULMALARI Vol.7

Etiketler

, , ,

About these ads

KAPORTA SENSİN

Etiketler

, , , ,

1922448_10202608827973828_34048116_nBlogumda artık yeni bir kategori var: Kaporta Sensin

İsimden de anlayacağınız üzere, bu bölüm motosikletlere ayrılacak. Benim son zamanlarda gelişen iki teker merakımdan haberdar olmayanlar, yahut ben beş ay önce nasılsam (4>2) öyle olanlar bu duruma şaşırmış olabilir. Şaşacak bir durum yok, okumaya devam edin.

***

Düşüncemi kiminle paylaşsam bu cevabı aldım: “Kaporta sensin, ilk sen göçersin. Kaykayla ağzını burnunu kırmayı başaran bir adam olarak, sende parçalara ayrılma potansiyeli görüyorum… Hem otomobillerle gül gibi geçinip gidiyorsun, ne işin var bilmediğin sularda!”

Motosiklet sevdamdan söz ediyorum. Yaklaşık 4-5 ay önce, bir gece yatağıma uzanmış tavanı izlerken aklıma geldi motosiklet almak. Sonra kalktım, birkaç yabancı motosiklet yayınından sabaha kadar başlangıç motosikleti araştırdım. Yatağıma tekrar döndüğümde ise gözümün önünde aşağıdaki şey vardı;

1798256_10202476852434522_1436392037_n

Peki iki tekerden hiç anlamayan safkan bir otomobilci olarak nasıl kapıldım bu sevdaya?

Birinci neden: Artık yeni şeyler söylemek lazım

Son zamanlarda pis ihtiyarlar gibi tutucu olmaya başlamıştım. Bütün filmler Tarantino’nun, bütün şarkılar Pink Floyd’un olmalı hissiyatıyla yaşıyor, hep aynı muhteşem yerlerde nefes alıyor ve yeni şeyler denemek için içimde en ufak bir enerji hissetmiyordum. İşin aslı dostlarım, bu hiç de iyi bir şey değil. Rezervuar Köpekleri’ni kaçıncı kere izlediğimle yahut High Hopes’u kaç yüz defa dinlediğimle ilgili en ufak bir fikrim yok… Yeniliklere açık, yenilenmeye hazır olmalı insan… Ve ben, içimde pek de istek olmaksızın, okkalı bir yeniliğin peşine düşmeye karar vermiştim.

İkinci neden: Sürüş becerilerimi geliştirmek

Evet, bir otomobilin karakterini çözümlemem çok çok yarım saatimi alır. Kendimi bildim bileli dört tekerlekli dünyanın içindeyim ve okuduğum dergilerden, aldığım sürüş derslerine kadar her şey otomobil temalı oldu. Bunun üzerine bir de ralli pilotluğu gelince, haliyle sivrildi bendeki otomobil kullanma becerisi. Fakat öğrenecek o kadar çok şey, geliştirecek o kadar çok yetenek var ki!

Üçüncü neden: İki teker çekiciliği

Hey otomobilciler! Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, bu bir gerçek. Metal bir tavanın altında ‘heel&toe’ yapmanız kimsenin umurunda değil. Oysa kalçanızı geriye alıp, altınızdaki makineyi bacaklarınızla kavradıktan sonra muzaffer komutanlar gibi daima ileri bakmanız birilerinin çok hoşuna gidiyor.

Dördüncü neden: Motosikletlerin ucuz olması

Hem satın alırken, hem de kullanırken cebinizi okşayan bir taşıt motosiklet. Hayalleri süsleyen bir otomobile sahip olmak çok azımıza kısmet olur fakat C segmentindeki ortalama bir otomobile vereceğiniz parayla bir rüya motosikleti satın alabilirsiniz. Bunun yanında iki teker, otomobilden daha az yakar ve servis giderleri çok daha düşüktür. Daha ne olsun?

Beşinci neden: Sıkışık trafikteki özgürlük

Otomobille 4-5 turda geçebileceğiniz bir trafik ışığında hiç takılmadığınızı düşünün. Yaa…

***

İşte böyle dostlarım. Nedenleri daha da uzatmak mümkün… Son birkaç aydır bütünüyle acemi olduğum bir taşıtı öğrenmekle meşgulüm ve çok da mutluyum. Her defasında ufkumun biraz daha açıldığını ve sürüş yaparken inanılmaz önemli bir detay olan hissetme becerimin biraz daha geliştiğini hissediyorum. Ayrıca tekerlekli bir taşıtın üzerinde patron gibi değil de, çıplak gibi hissetmek (öğrendikçe geçiyor) tuhaf bir duygu.

Burada sizinle paylaşmak istediğim çok ilginç bir husus var: Otomobiller. Aşklarım…

Pek çokları motosiklete alıştıktan sonra dört tekerleklilere dönüp bakmayacağımı söyleseler de, öyle bir şey olmadı. Hatta tam aksi gerçekleşti: Mesleki deformasyon diye bir şey var, malum. Ne yalan söyleyeyim, test ettiğim otomobillerin sayısı üç haneli sayılara ulaştıktan sonra direksiyon başında heyecanlandığım zamanlar gitgide azalmaya başlamıştı. Doymak diyorlar hani… İşte ondan. Motosiklete başlamadan önce çok sıradan bulduğum bir durum, iki teker sevdasından sonra kalp atışlarımı hızlandırmaya başladı. Örneğin bir BMW ile, düz yolda 50 km/s hızla yol almak kulağa çok da keyifli gelmiyor değil mi? Geçen gece motosikletimden inip de, 118i’yle eve giderken keyif çığlıkları atıyor ve bu durumun nasıl mümkün olabildiğine kafa yoruyordum. Dahası otomobil sürüşüyle ilgili becerilerim kesinlikle gelişti, hissediyorum. Bunun nedeni basit: Motosiklet, otomobile kıyasla, daha fazla el-ayak koordinasyonu ve daha fazla his gerektiren bir taşıt. Ayrıca gözlem yeteneklerinizi de geliştiriyor. İki ay içerisinde eskisinden çok daha pürüzsüz, akıcı ve uzun biçimde drift yapabildiğimi görmek beni çok ama çok mutlu ediyor ve motosikletime biraz daha yaklaşmamı sağlıyor.

Ve yakın zaman içerisinde, buralarda iki tekerlekli taşıtlar görmeye başlayacaksınız. Tabi formatımız mecburen biraz farklı olacak: Otomobil yazılarımda olduğu gibi ‘konuya hakim adam’ değil, ‘olayı öğrenen adam’ bulacaksınız bu testlerde. Ben bu süreçten çok keyif alıyorum, umarım orada da her şey yolundadır.

Ne dersiniz bizim ‘otomobil blogu’ bir zaman sonra ‘otomobil ve motosiklet’ blogu olur mu?

Kalın sağlıcakla

BMW 320i ED

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

DSC02783Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
Uçurtması geçiyor ağaçlardan,
Siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.

***

Perdemi aralayıp da uzaklardaki kara bulutları görünce birden akılma düşüyor Nazım’ın dizeleri. Birkaç dakika boyunca gökyüzünü izliyorum. Sonra bakışlarım sokağa düşüyor; bugünkü test otomobilim tam karşımda… Sahi neden gelmiştim ben eve?

‘Ultimate Driving Clothes’ olarak tabir ettiğim kıyafetlerimi giyinmek için evdeyim: Bir çift Converse, şort ve Sparco sürüş eldiveni…

***

DSC02791320i ED

‘İki bin motorlu üç serisi’ diye düşündünüz değil mi? Tahmin etmiştim.

Oysa bugünkü yol arkadaşım 1.6 litrelik benzinli bir motorla yürüyor. Hani 118i ve 520i‘de de kullanılan meşhur motor…

Peki model ismi neden 318i değil? Pazarlama stratejisi mi, yoksa gizli bir mesaj mı?

Göreceğiz.

***

DSC02810Luxury paketli test aracımın bej renkli koltuklarına kendimi bırakıyorum. İç mekan tanıdık hissettiriyor ama tasarımı hala eskimedi. Her şey elimin altında, her şey olması gereken yerde… Nefis oturma pozisyonu, sınıf ortalamasının gerisinde kalmayan malzeme ve işçilik kalitesi, Lincoln Heykeli’yle aynı hissiyatı yaratan vites kumandası (vites kolu demeye dilim varmıyor), bir eksiklik olarak göze çarpan ‘paddle shifter’sız direksiyon, arka tarafta iki kişi için gayet yeterli olan hacim ve gereksiz süslerden uzak gösterge takımı iç mekanın hatırlanmaya değer detayları…

***

1.6′lık benzinli turbo motoru çalıştırıyorum. Soğukken sesi biraz tuhaftır, başınıza gelirse şaşırmayın. Birkaç dakika içinde ısınır ve sesi normale döner.

Default sürüş modu olan eco pro ile yola koyuluyorum. Rotam şehrin içinden başlıyor, birkaç köyü geçiyor ve sonrasında efsane sürüş yollarımdan birine bağlanıyor. Acelem yok, otomobili okuyorum.

***

Dikkatimi çeken ilk detay motor sesi. 118i’ye oldukça aşina bir adam olarak, buradaki motor sesinin kesinlikle daha ciğerli olduğunu söylemeliyim. Bu farklılığı, eco pro modunda geçtiğim şehir trafiğinde gözlemlemem sanırım durumun ciddiyetini ortaya koyacaktır. Hoş, çok’oş…

***

Cebeler Köyü’nün çocukları beni iyi tanır. Buraya bisikletimle, motosikletimle ve birçok test aracıyla sık sık gelirim ve hemen her seferinde onları mutlu edecek bir şeyler bulunur yanımda. Bugünkü sürprizim ise motor sesi… Yavaşlayıp vitesi boşa alıyor ve kamyoncu gibi birkaç kez aragazı verdikten sonra yoluma devam ediyorum. Bunu hangi çocuk sevmez ki? Çocuklara kıymayın efendiler.

***

DSC02813Kara bulutlarla aramdaki mesafe gittikçe azalırken beklenen yağmur geliyor. Bu kadar eco pro yeter değil mi? Şimdi spor salonunda verdiği kalorileri, spordan sonra fazlasıyla yerine koyan şişman teyze mantığıyla gazlama zamanı… Ve zemindeki incecik çamur tabakası da hazır yıkanmamışken: DSC OFF

‘Bulutlar adam öldürmesin’ diyordu Nazım. ‘Altı yaşındaki çocuk’ diyordu…

15 saniye içerisinde 6 yaşına dönen ruhum, ‘sakın ha ölme!’ diyor fakat ne fayda! Sağ ayağıma söz geçiremiyorum zira motorun gaz girdilerine cevabı 118i’yi de, 520i’yi de cebinden çıkarır. Hani onlarla pürüzsüz yanlamak zor demiştim ya, bununla hiç de zor değil. Sağ ayağınız biraz hassas olsun yeter. Birçok virajı girişten çıkışa kadar süpürebilirsiniz. Breh, breh, breh…

‘Bu akşam ölürüm, beni kimse tutamaz!’ mıydı o?

***

Yağmur şiddetini artırınca yollar yıkanıyor ve tekrar tutunmaya başlıyorum. Bu kez, yolculuğumu güzel bir ağaçta sonlandırmamak adına sport moduna geçiyor ve tempomu biraz daha artırıyorum. E90′ın direksiyonunu özlemedim desem yalan olur ama güncel otomobiller içinde bu kadar hisli bir direksiyon bulmak zor. Sadece direksiyona değil, otomobilin genelindeki bütünlüğe ve sürücüsüyle bir olan karakterine resmen aşığım. 6 yaşındaki kalbimin biraz dinlenmeye ve düşünmeye ihtiyacı var.

***

10 dakika sonra düşünecek hiçbir şey olmadığına karar veriyorum. Burada bırakın rakiplerini, kendi kusursuzluğuyla kardeşlerini bile gölgeleyen bir bebek var. 320i, 320d ve 320i ED… ÖTV’yi, MTV’yi ve yakıt giderlerini yan yana getirdiğinizde üçlünün galibi kesinlikle bu otomobil olacaktır. Araçların fiyatlarına buradan ulaşabilirsiniz, yakıt tüketimi olayını da şöyle aydınlatayım: Şehir içinde, kullanım tarzınıza bağlı olarak 8-10 lt arasında tüketmeye hazır olun.

***

Elimdeki iPad’imi dönüş yolunda uçmaması için koltuk arkası ceplerinden birine koyuyor ve yeniden hareket ediyorum derken metafor şimşeğim çakıyor. Not defterimi çıkarıp aynen alttaki kelimeleri yazıyorum;

Bu otomobil kendi sınıfının iPad’i… Kalabalık kullanıcı kitleleri onu ‘özel’ olmaktan alıkoyamadığı gibi; bütün olarak en iyiyi, en sıkıyı sunmasıyla birlikte arzulanma katsayısını artırıyor.

318i değil de 320i olması, pazarlama stratejisi değilmiş.

10 üzerinden 9

***

Yaptığım diğer testleri incelemek için buraya buyurabilir, ya da aşağıdaki galerinin tadını çıkarabilirsiniz;

 

 

 

NEED FOR SPEED

Etiketler

, , , , , , , ,

chaos-behind-koenigsegg-need-for-speed-movieOyuncular: Bugatti Veyron Super Sport, Koenigsegg Agera, Lamborghini Sesto Elemento, McLaren P1, Saleen S7, GTA Spano, Shelby Mustang GT500, 2015 Ford Mustang

Sinema eleştirmeni değilim, otomobil sapığıyım.

Ne yalan söyleyeyim, Need for Speed’in bu kadar iyi olmasını beklemiyordum. Hızlı ve Öfkeli serisindeki 17 ileri manuel şanzımanla yürüyen otomobiller yok; uçtu kaçtı (kısmen) yok; otomobil kullanmayı bilen insanlara ‘o iş öyle olmuyor yiğidim’ dedirtecek anlar (neredeyse) yok.

Bazı sahnelerde Vanishing Point tadı aldım. Cidden! Ayrıca filmde kısa da olsa Bullitt‘ten efsane bir sahne görmek müthişti…

Carroll Shelby gibi bir dahinin hakkını ödeme gayretleri de oldukça hoşuma gitti doğrusu.

Çekimdeki gerçekçiliğe, dünyanın sayılı egzotiklerinin seslerine ve Imogen Poots’un brit aksanına bayılacaksınız.

İyi geceler

Ruh sağlığı notu: Kaza sahneleri gerçek, egzotikler replikadır. Rahat uyuyabilirsiniz.

Komikli not: Filmin çıkışında otoparktaki E30′u görünce arabamı derhal güvenli bir noktaya çekip beklemeye başladım ve tam da düşündüğüm şey oldu: Bomboş bir otopark + E30 = ‘Vanishing Point izleseler ne yapacaklar acaba?’ sorusu.

 

2014 RENAULT MEGANE

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

ESR_4856Ford Ka’mın minik motoru ‘yeteeeeeeeee……’ diye bağırıyor. Beşinci vitesin cılız tork bandını geçeli çok oldu ve hayali devir saatim (Ka’larda devir saati yoktur) redline sınırlarında geziyor. Bütün bu telaşe hava alanına yetişmek için… Uzun bir sağ viraja 160′la (Ka’nın maksimum hızı) giriyorum ve viraj çıkışında ters istikamette park etmiş Megane’ı gördüğümde çok geç oluyor. Frene basmak gereksiz; polis aracında otururken bedava dakikalarını bitirmeye çalışan memurla manalı manalı bakışmamız çok uzun sürmüyor ve bir vites küçültüp gaza tekrar oturuyorum.

Güne, bir Megane sayesinde yiyeceğim okkalı radar cezasıyla başlamak tuhaf oldu zira 1 dakika 9 saniye ile yakaladığım uçak beni bir başka Megane’a götürüyor. Yeni Megane’a…

***

Antalya’yı özlemişim. Güneş ışıl ışıl, esintilerse biraz serin. Pek nazik Renault ekibiyle tanıştıktan sonra, kapıda bizi bekleyen Megane’lar ve rotamızla ilgili kısa bir briefing alıyoruz. Hatchback ve sport tourer (bildiğin steyşının sportif olanı) olmak üzere iki farklı gövde tipiyle sunulan otomobillerimizin tümünde GT-Line isimli ‘top spec’, yani en yüksek donanım mevcut. Çeşitliliği artıran bir başka detay ise şanzıman: EDC isimli çift kavramalı şanzıman, benzinli modellerde CVT şanzıman ve İsmail’in en sevdiği seçenek olan manuel şanzıman…

Hava alanı ve Vedat Milor’un ‘memleketin en iyi lokantası’ demekten (iddialı konuşmayı sevmiyormuş) son anda vazgeçtiği Yedi Mehmet Restaurant arasındaki rotamızda kullanmak üzere hangi modeli seçtim dersiniz?

En güçlü olanı mı?
En uzun olanı mı? (Boyut önemlidir. En azından otomotiv sektöründe…)
Yoksa en sportif olanı mı?

Cevap: Hepsi.

ESR_6855Megane Sports Tourer’ın 130 bg gücündeki 1.6 dizel motorla yürüyen manuel şanzımanlı ve GT-Line donanımlı versiyonunda yukarıdakilerin hepsi mevcut. Dışarıda Malta mavisi rengi, bana çocukluğumun hızlı vagonlarını hatırlatan gövdesi, 17 inçlik Celsium jantları; içeride ise Renault Sport imzalı kadranı, kırmızı dikişli direksiyonu, nefis spor koltukları ve hızlı otomobil klişelerinden olan alüminyum pedallarıyla karnımı gıdıklayan bu bebeğin direksiyonuna geçmek için çocukluğumuzdaki gibi ‘birim!!!’ diye öne çıkıyorum.

Yaklaşık 15 araçlık konvoyumuzla yollara düşüyoruz… Memlekete yabancı olmanın etkisiyle dikkatimi çoğunlukla trafiğe ve Renault’nun yeni kullanıcı arayüzü olan R-Link multimedya sistemine veriyorum. Bu teknolojiye az sonra tekrar değineceğim fakat öncelikle bahsetmek istediğim farklı bir konu var: ‘Yeni Megane’ dedik ama aslında buradaki otomobile ‘makyajlı Megane’ demek daha doğru olur. Zira araçtaki değişimlerin çoğu ön kısımda yoğunlaşıyor ki bunun nedeni, Renault’nun Clio’yla başladığı ve Captur ile sürdürdüğü ‘röno yüzü’ felsefeli tasarımına Megane’ı da dahil etmek. Bu ne demek? Daha büyük logo, LED gündüz farlarına kavuşan aydınlatma grubu ve yeni tampon tasarımı… İç mekan da dahil olmak üzere, aracın diğer kısımlarında çok ciddi değişimler olduğunu söylemek güç. İşin aslı, Megane IV gelene dek, dişli rakipler karşısında durumun idare edilmesi gerek ve bu makyaj taze kan anlamına geliyor. Kısaca, kapsamlı bir değişime uğramaktan ziyade, tozu alınmış ev gibi gibi hissettiren bir Megane bulacaksınız. Haberiniz ola…

ESR_6945Yedi Mehmet’e ulaşıyoruz. Nefis bir manzaraya nazır masamızda muhabbeti biraz daha koyulaştırıyoruz. Yemekler ise manzaradan da nefis… Milor haklıymış.

Sırada otel yolu var. Bu kez yemekten önce kullandığım Megane’ın 110 bg’lik EDC’li versiyonuna geçiyorum. Belek yolu oldukça sakin olduğundan biraz gazlayabilirim değil mi? Dikkatimi ilk çeken detay, 110 bg ve 130 bg’lik dizeller arasında öyle aman aman bir performans farkı olmaması. Öyle ki -araçların farklı olduğunu bilmeseniz- 20 bg’lik güç farkını ayırt edemeyebilirsiniz. Bu durumda payı büyük olan çift kavramalı EDC otomatik şanzıman için söylenecek çok fazla şey yok. İşini gayet iyi yapan, vites değişimleri pürüzsüz ve çabaladığım halde kafası karışmayan bir şanzıman EDC. İyi iş… Koca gövdeli tourer’ın sürüş karakteri ise beklediğimden daha gevşek. Her haliyle sportif görünen ve kadranında işinin ehli Renault Sport imzası taşıyan bir araca binince beklentiler ister istemez yükseliyor fakat dediğim gibi, alıştığımız Megane’dan daha sportif bir sürüş bulamadım doğrusu. Pedallar, vites değişimleri ve süspansiyonlar oldukça yumuşak. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim, süspansiyon salınımları yumuşak olduğu halde darbe emme konusunda yumuşak davranmıyor Megane. Bu konuda çok dişli rakiplerin olduğu bir gerçek… Yakışıklı vagonun yol tutuş karakteri biraz ilginç. Direkt olmayan bir direksiyon vasıtasıyla yön değiştirmeye başladığınızda arkadaki kütle fazlasının teknemsi hareketler yaptığını hissediyorsunuz. Açıkçası ben bu detaya bayıldım çünkü otomobilin kütlesini kontrol etme hissiyatına tavan yaptırıyor ve virajlarda daha klasik bir sürüş karakteri yaratıyor. Netice olarak, GT-Line paketinin görsellikten biraz daha öteye gitmesi çok tatlı olabilirdi. Hele ki firmanın elinin altında RS gibi bir departman varken… Darısı Megane IV’ün başına. Daha rafine olan ve spor pakete ‘sportif sürüş’ olayını da dahil ederek RS modelleriyle ‘normal’ modellerin arasında basamak olabilecek bir Megane bekliyoruz.

***

ESR_4396Otele yerleştikten sonra, isteyen yazarların katılabileceği bir ‘golf’ eğitimi olduğu söyleniyor. Bu, AMG isimli bir otelde M3 lansmanı yapmakla aynı şey yahu… ‘Golf bizi bozar, yaşasın Je…’ diye söylenmek üzereyken kendime birkaç tokat atıp eğitime katılmayacağımı, bunun yerine etraftaki köy yollarında sürüş yapacağımı belirtiyorum.

ESR_4948Sıradaki test aracım dizel, manuel şanzımanlı ve GT-Line paketli hatchback bir Megane. İçeri geçer geçmez acaba diyorum, bu farklı bir paket mi? Zira kabin sportiflik anlamında biraz daha soft ve günlük kullanıma daha uygun. Çok ilginçtir, yola çıkar çıkmaz, tourer’dan daha doğal bir Megane buluyorum. Bunda kısalan gövdenin payı elbette yadsınamaz fakat sadece sürüş yaparken değil, içeride otururken bile daha dostane ve sıcak hissettiriyor hb model.

R-Link demiştik… Özellikle navigasyon çok düzgün olmuş. Rahatsız etmeyen ve sürücüyü azarlamaktan ziyade yol gösteren bir navigasyon sistemi mevcut Megane’da. Kullanımı biraz alışkanlık gerektirse de aradığım şeyi bulamadığım bir durum olmadı ve yön duygusundan yoksun bir adam olarak köy yollarında bir kez olsun kaybolmadım. R-Link ilerleyen dönemde daha da gelişecektir…

Dizel motorlarla ilgili ne söyleyebilirim ki? dCi’ler dünyanın en iyi dizel motorlarından… Yeniden keşifler yapmaya gerek yok. En az eskisi kadar başarılı, en az eskisi kadar ekonomik. Nokta.

Farklı, alışılmışın dışında bir sürüş tecrübesine ve bolca alana ihtiyacınız varsa ya da benim gibi steyşın fetişistiyseniz sport tourer’ı rahatlıkla önerebilirim. Daha doğal ve günlük kullanıma daha uygun olsun derseniz hatchback diyorum.

ESR_4838Köy yollarında dolaştıktan ve Belek sahillerinde Akdeniz’i izledikten sonra otele geri dönüyorum. Toplantı, akşam yemeği derken vakit epey geç oluyor ve yorgun bedenimi beyaz çarşafların üzerine bırakıyorum.

ESR_7309

***

Güneş aynı güneş, rüzgar başka yerlere göç etmiş. Gitmesek, hep burada kalsak olmaz mı yahu? Siyasi lanetlerden, trafikten, kötü havalardan uzak olan bu yerden ayrılmak zor olacak.

Kahvaltının ardından oteli terk ediyoruz ve bir kez daha manuel şanzımanlı hb modelle yola çıkıyorum. Biraz aceleden, biraz da apaçilikten hızla sürüyorum hava alanına doğru. Yolda açık görüşlü birkaç boş virajı pas geçmiyor, limitleri keşfediyorum. Megane dinamik açıdan, eskiye kıyasla, biraz daha iyileştirilmiş. Limitleri net, tutunmayı bırakma karakteri anlaşılmaz değil. Eğlence dedektörü, pardon stabilite kontrolü ise çok ateşli olmadığı için minik kaymalara müdahale etmiyor. Bu yüzden hava alanına park ettiğimde ortalık biraz debriyaj, biraz da lastik kokuyor…

Antalya’ya Placebo’dan The Bitter End‘i dinleyerek veda ediyorum. Daha iyisi olamazdı doğrusu…

***

Renault Türkiye yöneticilerine, basmakalıp bakış açılarından sıyrılarak bloglara gereken önemi verdikleri için çok teşekkür ederim. Diğer markalara örnek teşkil etmesi umuduyla… İyi haftalar

***

Otomobilin fiyatlarına buradan ulaşabilirsiniz.

AN TUTULMALARI Vol.6

Etiketler

, , ,

VW FANBOY’LARINI 7 ADIMDA TANIMA KLAVUZU

Etiketler

, , , , ,

fanboy-anatomyVolkswagen’ı severim. Gerçekten severim! Zekice yönetilen, ince düşünülmüş adımlar atan ve başarı grafiğini her yıl biraz daha yükselten bir firmadan söz ediyoruz. Ne var ki, ‘halk otomobili’nin bizim memlekette öyle bir hayran kitlesi var ki, insanı bırakın Volkswagen’dan, bütün otomotiv sektöründen soğutabilir. Bu türden adamları kolayca tanıyıp ortamdan hızla kaçmanız için size bazı ipuçları vermek istiyorum.

Volkswagen fanboy’larını nasıl tanırız?

1) O paraya daima temiz, ikinci el bir VW alınır

Evet, kaç paranız olursa olsun, alacağınız araba bir VW olsun zira cebinizdeki parayı VW’dan daha fazla hak eden bir otomobil olmaz, olamaz!

2) VW beygirleri halis muhlis Alman beygiridir. Diğer markaların beygiri ise sütçü beygiri

“Ha o mu? 115 beygir ama 115 sütçü beygiri o, ehehehe….” tarzında bir cümle duyarsanız, arkanıza bakmadan kaçabilirsiniz.

3) DSG bozulmaz, bozulursa da kullanıcı hatası yüzünden bozulur

Çift kavramalı şanzımanlar sahiden nefistir. Jilet gibi vites değiştirmekle kalmazlar, aynı zamanda yakıt tasarrufu da sağlarlar. Fakat -hele ki DSG gibi kuru tip ise- klasik şanzımanlar kadar dayanıklı ve güvenilir değildir çift kavramalı dediğimiz şey. Fazla hayvanlığa gelmektense, elinize gelmeyi tercih eder.

Ama sakın unutmayın, DSG’nin bozulma hikayeleri daima birer şehir efsanesidir!?

4) “Jetta’dan aldığım dadı hiçbişiden alamadım”

Sıklıkla karşılaşacağınız fanboy türlerinden biri de budur ki en hardcore VW fanboyları Jetta severlerden yetişir. En hızlı giden, en iyi tutunan ve en kaliteli daima Jetta’dır. Jetta’dan iyi bir otomobil varsa, o da Passat’tır (çoğunlukla Passat CC).

5) Bir otomobil VW’dan ucuz ise kalitesiz, pahalı ise gereksizdir

Bütün otomotiv sektörünü balon gibi patlatan bu sav, özel VW servislerinde ve forumlarda sık sık yankılanır. Aman dikkat.

6) Abi Alman yaaa…

Halbuki bilmiyor keko, taptığı Almanın gerçek Almanları alamayanlar için üretildiğini…

7) Anlayamazsınız!

İşlerin koptuğu nokta tam burasıdır. Biri bana “Neden seviyorsun Volkswagen’ı?” diye sorsa, vereceğim cevaplar bellidir. Ama aynı soruyu davaro fanboy’larımıza sorunca şuna benzeyen bir cevap alırsınız. Kaç abi kaç!

NISSAN QASHQAI 1.2 DIG-T

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

DSC02700Yeni Qashqai’ın Türkiye lansmanı biteli saatler oldu. Hazır bilgiler sıcakken, lansman ve test sürüşü boyunca aldığım notları hızlıca paylaşmak istiyorum.

***

Simsiyah bir salondayım. Sağımda, siyah örtülerin altında duran üç otomobil var.

Ortadakiyle bakışıyoruz… Ön panjurunu görebiliyorum, ehe.

Yeni Qashqai için buradayım ve salona gireli henüz 10 dakika olmasına rağmen bir yıllık lounge müzik ihtiyacımı şimdiden karşılamış durumdayım. Ludvig&Stelar’dan Relax eşliğinde meyve salatama nar reçeli boşaltıyorum…

***

Bir saat sonra…

Siyah örtülerin altındaki kıvrımları tahmin etmeye çalışmaktan yoruldum.

Sürüşe çıkmak için sabırsızlanıyorum.

Tanıtım bitiyor. Yeni evliler iş çıkışında eve nasıl koşarlarsa, ben de otomobillere doğru aynı şekilde koşuyorum…

***

Yeni Qashqai’da iki dizel, bir de benzinli motor seçeneği mevcut. Benzinli ünite 1.2 litre, dizeller ise 1.5 ve 1.6 litre hacminde. Test için seçtiğim aracın dizel olmasını bekleyebilirsiniz fakat şunu hatırlatmak isterim: Nissan ve Renault ortaklığıyla geliştirilen bu dizeller zaten kalitelerini ispat etmiş üniteler. Yani dizel motorlarla ilgili bilmediğimiz bir şey yok. Asıl mevzu 1.2 litrelik benzinli motorda. 115 bg güç ve 190 nm tork üreten bu motor için sorulacak soruyu çok iyi biliyorum: ‘O motor Qashqai’ı çekecek mi?’

İşte bu yüzden, test için benzinli bir Qashqai seçiyorum. Benzinli ve manuel bir Qashqai… Benzinli+otomatik kombinasyonu zaten mevcut değil. Dizel otomatik delileri ise birkaç ay beklemek zorunda kalacak.

Aracın başlangıç fiyatı 68.000; dizel otomatiğin başlangıç fiyatı ise 87.000 TL.

***

DSC02723Bomonti’deki tarihi bira fabrikasının yer aldığı bölgenin dar ve karmaşık sokaklarında kaybolarak başlıyorum teste. Sokaklar dar, trafik bol… Qashqai’ın büyüdüğünü anlamam uzun sürmüyor. Aracın sürücüde yarattığı ‘büyük otomobil’ havası eskisinden çok daha fazla. Neyse ki otomobilin dört bir tarafında sensörler mevcut da, alışma sürecini sorunsuz atlatıyorum.

Kabinin tasarımı taptaze hissettiriyor. Kumanda elemanları alışkanlık gerektirmeyen türden, klasik, bir kullanıma sahip. İç mekanın en güzel yanı ise minik, kalite kokan detaylar. Notlarımı olduğu gibi paylaşıyorum;

Direksiyon tasarımı ve direksiyonun üzerindeki tuşların kalite hissi harika.

Kabindeki plastik ve tasarım kalitesi eskisinden çok daha iyi seviyelerde.

Sinyal kolunun çıkardığı sesleri dikkatli dinlerseniz, ‘ben kaliteli bir otomobilin sinyal koluyum’ diye bağırdığını duyabilirsiniz.

Cam kontrol kumandalarının tasarımı ve kalite hissi, kabin ortalamasının çok gerisinde kalıyor.

Orta konsol inanılmaz kullanışlı. İki adet bardağa, bir telefona ve bir ipad’e rahat rahat yetecek kadar düzgün tasarlanmış. Ayrıca, altında iki adet göz barındıran kol dayama bana 90′lı yılların 626′larını anımsattı.

Minik bir detay ama sahiden hoşuma gitti: Kol dayama bölümündeki USB girişinden telefonunuzu şarja bağladınız. Normalde şarj kablosunu kol dayama ile eşya gözü arasında sıkıştırmaya alışkınız değil mi? İşte Qashqai’de öyle olmuyor. Eşya gözü ile kol dayama arasında, kablolar ezilmesin diye düşünülerek tasarlanmış minik bir boşluk var. Detaylar önemlidir!

Arka tarafa iniş binişler çok ama çok rahat (yazının sonundaki galeriye göz atabilirsiniz) çünkü arka kapının boyutları epey büyümüş. Arkada hacimsel bir problem yok.

Farklı yükleme kombinayonları oluşturabileceğiniz bagajın içine beş kasa bira sığdırabilirsiniz. Yok ben biraları boşaltırım derseniz, 430 litre bira taşımanız mümkün.

***

DSC02704Kabindeki olgunluk ve kalite hissiyatı Qashqai’ın dış tasarımına da yansıyor. Eskisinden daha uzun, daha geniş ve daha alçak tavanlı olması, heybet katsayısını artırıyor. Şehrin asi çocuğu değil de, şehrin delikanlısı olmuş Qashqai…

Bu arada stop tasarımını Kuga’ya benzeten sadece ben miyim acaba?

***

DSC02744Geldik en önemli kısma: Sürüş karakteri.

Otomobilin sürüş karakterindeki ilk dikkat çekici detay, ısırgan olmayan direksiyon. Hani en ufak tepkinize cevap veren direksiyonlar vardır. Heh, işte buradaki onlardan biri değil. Yeni direksiyon kutusu, Qashqai’ın ön kısmını yumuşak yumuşak yönlendiriyor.

Yumuşak demişken… Qashqai’ın gereksiz sert bir otomobil olmasından çok korkuyordum. İçi beton dolu süspansiyonların marifet sayıldığı bir zamanda, yeni bebeğin üzerindeki süspansiyonlar yumuşak değilse de, sert de sayılmaz. Amortisörlerin kararınca ayarlanmış sertliği çok hoş.

Sürüş kalitesinde fark edilebilir bir artış söz konusu. Motor ve lastik gürültüsü neredeyse hiç duyulmuyor. Akıcılık konusunda ise D segmentinin sedanlarıyla yarışabilir. Yani rafine mi? Oldukça…

Rüzgar sesi için de aynını söylemek isterdim ama yeni Qashqai’ın koca gövdesi, hava moleküllerine acı çektirdiği için, üç haneli hız değerlerinden sonra rüzgar sesini duymaya başlıyorsunuz.

Aracın kaslı gövdesine bakınca vites geçişlerinin ve direksiyonun da aynı sertlikten nasipleneceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sürüş kontrolleri alabildiğine yumuşak ki otomobilin müşteri kitlesini düşününce, bunun doğru bir karar olduğunu anlamak zor değil.

Bu arada lansmandan sonraki soru-cevap kısmında öğrendiğime göre, ilerleyen dönemde Nismo dokunuşlarına maruz kalmış bir Qashqai da göreceğiz.

1.2 benzinli motorun performansı gayet yeterli. Çekiyor mu çekmiyor mu diye düşünmeye hiç gerek yok; zira gayet iyi çekiyor. Ayrıca gazı bırakınca kulağınıza gelen cılız bir ıslık, yüzünüzü güldürüyor. Bu motorun yakıt tüketimi şehir içinde -ekonomik olmaya çalışmadan- 7 litre civarında olacaktır. Benim test boyunca kullandığım karma rotadaki yakıt tüketimim ortalama 6.6 litre idi ki epey gazladığım kısımlar oldu.

***

DSC02713Şehrin asi çocuğu gitmiş, yerine olgun bir delikanlı gelmiş.

Yeni Qashqai’la ilgili en çok hoşuma giden detay, otomobilin bütünündeki tazelik hissi oldu. Yani, her yanına emek harcanarak yenilenmiş gibi hissettiren bir otomobilden bahsediyoruz.

Genel kalite hissindeki fark edilebilir artış da aynı şekilde takdiri hak ediyor.

Peki otomobilin eksi yönü yok mu? İnanın rüzgar sesi haricinde dikkatimi çeken önemli bir sıkıntı olmadı.

Yeni bebeğin, selefi kadar başarılı olacağına eminim zira Qashqai bu haliyle sınıfında kafaya oynuyor.

Bu kadarını beklemiyordum. İyi iş Nissan. On üzerinden sekiz buçuk!

***

Yaptığım diğer testlere buradan ulaşabilirsiniz.

PEUGEOT 308 1.6 e-HDi

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

DSC02665Peugeot’nun, üzerinde uzun zamandır çalıştığı Golf avcısı sonunda bizim memleketin yollarına ayak bastı. Tuhaftır, Golf‘ü de aynen böyle kapalı ve yağmurlu bir günde test etmiştim. Ayrıca Golf testindeki aracın rengi, yukarıdaki yavruyla bire bir aynı idi.

Kardeşlerim! Olayın zamanlamasına dikkatinizi çekmek istiyorum. İşte bunlar hep C segmenti lobisinin işleri…

308′in detaylarını teker teker irdeleyelim;

Dizel otomatik meraklılarından biriyseniz üzgünüm. Yeni 308 şimdilik yalnızca manuel şanzımanla satılıyor. Beklediğiniz şey, 2015 yılında burada olacak.

Test aracım 1.6 litrelik dizel motorla yürüyen 308 modellerinin en dolusu, yani Allure versiyonu. 115 bg gücündeki bu motoru anlatma ihtiyacı bile hissetmiyorum zira şu an satın alabileceğiniz en iyi dizel ünitelerden biri. Çok hassas bir tüketim ölçümü yapma şansım olmadı fakat şehir içinde -kullanım tarzına da bağlı olarak- 5 lt/100 km civarında tüketeceğini söyleyebilirim.

Modüler şasi modasına PSA grubu da uydu. EMP2 (Efficient Modular Platform) isimli bu şasi, yeni 308′in, bir önceki 308′e kıyasla, 140 kg daha hafif olmasında önemli bir pay sahibi. Bu platformun sürüşe etkilerini az sonra konuşacağız.

DSC02666

Dış tasarımla ilgili yorumlar yapmayı sevmediğimi bilirsiniz. Sinirli 308′in tasarımı genel olarak çok hoşuma gitse de, bazı açılardan tuhaf göründüğünü hissediyorum. Örneğin C sütunları nedense gözümü tırmalıyor. Ayrıca otomobilin eskisinden daha basık tasarlandığını da söylemekte yarar var. Fakat ben ne söylersem söyleyeyim, tasarımla ilgili notu kullanıcının zevkleri belirler.

Geldik 308′in en kuvvetli silahına: İç Mekan…

DSC02684308′in içi, sınıf liderliğine oynayacak kadar iddialı. Kabin tasarımı çok sade, çok şık. Malzeme kalitesi ise bu sınıf için gayet iyi. Konsolun üzerindeki yumuşacık plastikleri epey elledim doğrusu.

Otomobilin konsolunda toplam beş tane tuş (yazının sonundaki galerinden görebilirsiniz) var. Evet, sadece beş tane! Diğer bütün fonksiyonları konsolun üzerindeki dokunmatik ekrandan idare ediyorsunuz. Bu ekranın altıgen formlu tasarımı ve gözle görülür biçimde sürücü tarafına dönük olması çok hoş detaylar fakat kullanımının alışkanlık istediği de bir gerçek.

DSC02677

Minik direksiyon simidi yine sahnede. Neyse ki bu kez, kadranla aranıza 208′de olduğu kadar girmiyor. Daha doğrusu kadranı okuyabilmek için 208′deki gibi koltuk ayarıyla boğuşmak zorunda kalmıyorsunuz. Bu arada koltuklar oldukça şık ve yanal destek konusunda problemsiz fakat minder kısmı iki yönlü ayarlanabilse popom daha mutlu olurdu.

Cam kontrol düğmelerini kullanırken kalite hissi epey coşuyor. Gösterge tasarımı çok şık ve saat yönünün tersine hareket eden devir saati hoş bir detay. İşte kabinin neresine baksanız bunun gibi kalite kokan minik detaylarla (çalıştırma butonu, 208 GTi‘dan aşina olduğumuz vites topuzu gibi…) karşılaşıyorsunuz. Kabinin ambiyansına sahiden bayıldım. Peugeot’dakiler birçok yerde ‘Bu da böyle oluversin canım…’ dememiş, en iyisini yapmaya çalışmış. Bravo!

Tamam kabin tasarımı ve genel kalite hissi çok iyi. Peki kullanışlılıktan ne haber? Önce arka koltuklardan başlayalım. Aracın basık tasarımına bir de devasa cam tavan eklenince, saçlarınızın tavanı süpürdüğünü hissediyorsunuz. Çok uzun boylu yolcular arkada baş mesafesi sorunu yaşayabilir. Diz mesafesi ise sınıf ortalamasının çok gerisinde kalmıyor; durumu idare edebilir.

Bagajda işler Peugeot adına epey yolunda. Belki de bu, diz mesafesinden çalınan birkaç cm’nin nimetleridir. 308′in bagajı bütün rakiplerinden daha geniş ve bu haliyle ortalama ölçülerdeki dört insan cesedi taşıyabilir.

DSC02670

Evet, cesetlerimizi de yüklediğimize göre, artık yola çıkabiliriz. Sürüşün ilk birkaç yüz metresindeki izlenimler inanılmaz önemlidir. Buyurun benim ilk izlenimlerime;

-Ses izolasyonu sınıf liderliğine oynar. Kabindeki motor sesi dizel bir araç için çok çok başarılı seviyelerde. Ayrıca yol ve rüzgar gürültüsü konularında da sıkıntı yok.

-Debriyaj ve vites geçişleri tanıdık bir Peugeot mottosunu yeniden hatırlatıyor: Günlük kullanıma uygun ol. Hem debriyaj, hem de vites geçişleri sportifliğin kıyısından köşesinden geçmiyor. Tamamen yumuşaklığa ve kullanım kolaylığına adanmış gibiler…

-Geri görüş çok başarılı değil çünkü arka cam epey minik.

-Elektrik destekli direksiyon his anlamında ölü ama en azından yön değiştirme konusunda en ufak bir uyuşukluk göstermiyor.

-Modüler platformun direnci sürüş yaparken gayet rahat hissediliyor. Yanal tutunma limitleri ve gövde burulmaları sınıf ortalamasının gerisinde kalmıyor.

Kısaca 308′in işine bakan ve rafineliğiyle öne çıkan bir sürüş karakteri var.

Bugün her zamankinden daha uzun yazdım, farkındayım. 308′in notunu verelim;

Fransız Öpücükleri; 

İç mekandaki genel kalite hissi ve sadelik

Çok başarılı dizel motor

Rafine sürüş özellikleri

Alman Öpücükleri;

Şimdilik otomatik şanzıman seçeneği  yok

Bazı açılardan tuhaf görünüyor

Sürüş karakterine biraz daha heyecanlı dokunuşlar gerek

Aracın fiyatlarına buradan; yaptığım diğer testlere ise şuradan ulaşabilirsiniz.

SİZE MAZDA’DAN HABER GETİRDİM

Etiketler

, , , , , ,

IMG_0825Geçenlerde (neredeyse iki ay oldu, Mazda bana ‘kodo’ mu oturtsa yeridir) Mazda’dan bir davet geldi. Bir sohbet toplantısı daveti…

Toplantının yapılacağı otele bir Mazda’yla gidince, gereksiz bir mutluluk duydum nedense. Valeye CX-5′in (yakında test notlarını paylaşacağım) anahtarını bırakıp, terastaki toplantıya ucu ucuna yetişebildim.

Yaklaşık yirmi kişinin bulunduğu salonda, tanışma merasiminin ardından, kestane çorbasıyla kalori manyağı olduktan sonra muhabbet koyulaşmaya başladı. Tabi siz Mazda muhabbeti yaptığımızı falan sanıyorsunuz değil mi? İşte notlarımdan birkaç satır;

‘Kaynanam çok güzel yapar o yemeği…’

‘Ay çok şiştik’

‘On altıncı evliliğiniz nasıl gidiyor X Bey?’ 

‘İstanbul da beton çöplüğü olmuş canım’

Neyse ki Mazda yöneticilerinden Tamer Atsan Bey, muhabbetin rotasını en sevdiğim markalardan birine yönlendirdi de kestane çorbamla bakışma faslım sona erdi.

Mazda’nın satış sonrası direktörü olan Tamer Bey’in anlattıklarını size net biçimde özetlemek istiyorum;

1- Mazda yedek parçaları pahalı değildir. Tek sorun, araçlarımız kolay kolay bozulmadığından ve yedek parça ihtiyacı yüksek hacimli markalardan çok daha az olduğundan, ‘yan sanayi’ Mazda yedek parçası bulmak pek mümkün olmuyor çünkü bu parçaları üretenler, pazarlamacıların bindiği araçların yedek parçalarına yöneliyor.

2- Mazda servisi pahalı değildir. Konu servise gelince benim boğazım düğüm düğüm oldu tabi. Güzel 626′mız, o dönemde Mazda’nın Türkiye’de yaşadığı sorunların kurbanı olmuştu. Fakat Tamer Bey o günlerin geride kaldığını söylüyor ve müşterilerin kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine yetkili mecralardan bilgi almasını rica ediyor.

3- Mazda ‘raad’ firma. Yani hakikaten rahat… Yüksek volüm yapalım, satış rekorları kıralım gibi bir kaygıları yok. Ayrıca Mazda’nın bir TR distribütörü de yok. Yani direkt olarak Japonya’dan yönetilen bir operasyondan söz ediyoruz.

4- Ve Taner Bey’in son ricası. Otomobil almadan önce bir test sürüşü yaparak bizim modellerimize de şans verin. Pişman olmayacaksınız…

İçecekler tazelendi, son slayt da sunuldu derken muhabbet hop, yine kayıverdi öteki tarafa;

‘Devir dijital yayın devri azizim’

‘Bi gün Can Yücel’e gelmişler…’

‘Evlenmeyin gençler’

Olaysız dağıldık ve CX-5′in direksiyonuna kurulup Kartepe virajlarının keyfini çıkarmak üzere yola koyuldum…

Son olarak benim de eklemek istediğim birkaç nokta var;

Etrafınıza bir bakın. Downsizing modasına uymayan kaç marka sayabilirsiniz? Yani herkes hacim küçültüp ikişer ikişer turbolanırken Mazda keriz mi de atmosferikte ısrar ediyor? Ayrıca araçlarını hafifletme konusuna neden bu kadar takmış durumdalar?

Mazda, ruhsuz otomobil üretmek istemiyor; işte bütün mesele bu…

Bir sonraki MX-5′in atmosferik motoru için şimdiden minnettarım çekik gözlü minik dostlarım. İyi ki varsınız :)