İçeriğe geç

CİDE-İNEBOLU YOLUNDA

Bir akşamüstü. İnebolu Belediyesi’nin çaprazında dikilmiş, Karadeniz’i izliyorum. Sahildeki kayalara ilgisiz görünen denizin sakinliği barışçıl bir kedinin uyuklamasına benziyor. Azametine, çalımına türküler yazılmış koca deniz uyukluyor. Aynı anda, hemen arkamda, sahil şeridi boyunca park edilmiş otomobillerin bir tanesinden çıtırtılar ve endüstriyel kokular yükseliyor. Rengi denize benzeyen bu otomobil bir BMW 4 Serisi Coupé. Daha önce direksiyonuna geçip Marmara Denizi’nin çevresini 16 saatte kat ettiğim, kışın Uludağ’a tırmandığım, Uçmakdere virajlarına sataştığım bu otomobille çoktan senli benli olduk. Ve samimiyetimiz son bir saat içerisinde Kastamonu’nun Küre ve İnebolu ilçeleri arasındaki sürüşün kalıcı ve uyandırıcı olmasını sağladı.

Bu sakinlik ve huzur anları yolda geçen bir günün kapanışı için epey uygun olabilirdi. Ancak gün henüz başlıyor desem yeridir. D010 karayolunun Cide ve İnebolu arasında uzanan bölümünü keşfetmek üzere başladığım sürüşün en önemli anı geliyor. Yaklaşık 100km’lik parkurun doğu ucunda, otomobilin kabininde hareket edebilecek eşyalarımı sabitlerken, bir yandan da koyu kahvenin sonunu getiriyorum. Böylece, hafife alınmaması gereken zorlu ve tehlikeli bir yola çıktığımın bilincinde, sürücü koltuğuna yerleşiyor ve hareket ediyorum.

Sürüşün ilk dakikalarında Karadeniz’in yüzeyinden yavaş yavaş uzaklaşıyorum. Engin mavilik giderek aşağıda kalıyor. Kalkıştan sonra uçuş yüksekliğine erişmeye çalışan bir uçak gibi yol alan otomobil düzlüklerle, tepeli virajlarla ve zemindeki pürüzlerle ilgilenirken bense şaşkınlık içinde, bazı hususlara alışmaya çalışıyorum. Manzaranız çarpıcılığına, yoldan Karadeniz’e ‘çabucak’ ulaşmamı sağlayabilecek uçurumun yakınlığına, tabiatın kabine girmeyi başaran kokusuna ve adını koymakta zorlandığım bir tedirginliğe…

Yol kenarındaki bir bankta duraklamaya ve muhteşem manzaraya karşı bazı notlar almaya karar veriyorum: “Bazı yolları sadece sürüş yapmak için seviyoruz. Bu yollarda virajlar, zemin kalitesi ve açık görüşlülük gibi özellikleri önemsiyoruz. Bazı yollardan özgürlük duygusu için geçiyoruz. Yükseklerde olmayı, engin manzaralar içinde hareket eden tek ve küçücük bir noktacığa dönüşmeyi, uzaklaşmayı arzuluyoruz. Cide ve İnebolu arasında bunların tamamını bulduğum bir gerçek. Zengin sürüş deneyimi, özgürlük duygusu, doğaya kaçış, huzur ve sakinlik, hepsi tamam. Fakat burada adını koymakta zorlandığım bir şey daha var. Bu yolun Karadeniz’e tepeden bakan bir hali var. Karadeniz’in azametine ve haşmetine kayıtsız görünecek kadar yüksekten uçan ve sürücüye gözdağı veren bir yol. Virajlar, tepeler, gizli kıvrımlar, yoldaki her şey sürücünün tüm dikkat ve saygı rezervini her an talep ediyor. Dipsiz uçurumlar tehditkâr görünüyor. Burayla ilgili eski haberler ise yolun ciddiyetini hatırlatıyor. Önceki deneyimlerime kıyasla yoğun, sert ve sarsıcı bir sürüş.”

Kısa molanın ardından, saygıyı elden bırakmaksızın, yolla biraz samimiyet kurmaya karar veriyorum. Otomobilin sürüş programını ayarlıyor, direksiyona biraz daha yaklaşıyor ve hızlanıyorum. Karadeniz fonlu virajlarda maviliğe değil virajların içine odaklanıyor ve BMW 4 Serisi Coupé’nin sımsıkı gövdesini zorluyorum. Bazı tepecikler tekerleklerin zeminle bağlantısını kısa süreliğine keserken, sert dipler ise türbülanslı bir uçuşu anımsatan kan çekilmelerine neden oluyor. Birkaç kez gözlerimdeki yanmadan göz kırpacak zaman bulamadığımı fark ediyorum. Ara ara geçtiğim köylerde ise hayli yavaşlayıp camları açarak kabini tazelikle dolduruyor, bir yandan da enerjimi yeniden toplayarak sonraki yoğun sürüş dakikalarına odaklanıyorum.

Rotanın dikkat çekici bir diğer yanı sürekli karakter değiştiriyor olması. Zemin, virajlar ve eğim sık sık değişim gösterdiğinden mutlak bir sürüş tarzı benimseyerek ilerlemek mümkün olmuyor. Zemin bazı virajlarda Nordschleife Pisti’nin meşhur ‘Carousel’ kıvrımını hatırlatacak kadar eğim kazanırken, bazı yerlerde ise ters eğimli ve kaygan yapısıyla dikkatsizliği cezalandırmak ister gibi görünüyor. Virajlar bazen tepeli ve kör, bazen açık görüşlü, bazense yol boyunca uzanan yemyeşil çalıların ardında belirsiz olabiliyor. Eğim faktörü ise bu rotanın en sert ve heyecan verici elementlerinden birisi. Denize yakın ve hafif kıvrımlı hızlı bölümlerden sonra bir anda karşınıza çıkan ani tırmanışlar coğrafyanın huysuzluğuna dair bazı fikirler edinmenizi ve Spa-Francorchamps Pisti’nin ‘Eau Rouge’ virajını hatırlamanızı sağlıyor. Tepeciklerin ardına gizlenmiş sert ve inişli virajlar ise Laguna Seca Pisti’nin ‘Corkscrew’ kıvrımını anımsatıyor. Nitekim Cide-İnebolu yolunun dünyanın en özel pistlerindeki en çarpıcı virajların bir araya gelmesiyle oluştuğunu söylesem mübalağa etmiş olacağımı düşünmüyorum. 

Sürüş notları almak ve fotoğraflar çekmek için verdiğim kısa molalarla birlikte, yaklaşık iki saat içerisinde Cide’ye ulaşıyorum. Güneş ufuk çizgisine hayli yaklaşmışken, kendimi deniz kenarındaki restoranlardan birinin konforuna bırakmak çok iyi hissettiriyor. Yol arkadaşım oturduğum masaya uzak sayılmaz. Ön tarafı sineklerle ve yol kiriyle kaplanmış, jantları balata tozundan kapkara kesilmiş. Otomobil hayli zorlu bir görevden alnının akıyla çıkmış olmanın gururuyla soğumaya çalışırken, notlarıma dönüyor ve aşağıdaki satırları karalıyorum;

Haritalar, ruhsuz şeyler.

Kıvrım kıvrım çizgilerden hangisine sığıyor bir tepeli kör virajdan önce duyulan heyecan?

Hangi harita anlatabiliyor yüksekten Karadeniz’e karşı piknik yapan üç kızın neşesini?

Haritalar nasıl bilsin yüzlerce senelik bir ormanın huzurunu, olgunluğunu, berrak nefesini?

Dijital haritalar üreten şirketlerin dört yanı kameralı otomobilleri nasıl kaydedebilir kabine dolan nemi, sivrisinek vızıltısını ya da balata kokusunu?

Haritalar, güzel şeyler. Fakat o kadar da bilge sayılmazlar.

Haritalar sizi Cide’ye ulaştırabilir. Haritalar sizi İnebolu’ya ulaştırabilir. Ancak hiçbir harita size Cide ile İnebolu arasındaki sürüşte neler hissedeceğinizi tarif edemez. Yola çıkın, hissedin ve bu huysuz rotanın acımasız virajlarında lütfen dikkatli olun.

*

SON

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

INSTAGRAM

“İleride yol alan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana salınıyor. Aramızdaki toz bulutu ve sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış ızgara telinin mangala her vuruşunu duyuyorum. Üstüne üstlük, poşetinden kurtulmuş bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ve dünyanın en kaotik piknik yolculuğu, hemen önümüzde, durdurulması mümkün olmayan şekilde akıp gidiyor.”
BMW 7 Serisi’nin evrimi.
İki yıl önce bu zamanlar.
Gecesinde Pink Floyd şarkıları çalmış bir Viyana gününden gelişigüzel film fotoğrafları.
İlk darbeyi alan tampon durur. Gövde hareketine devam eder. Gövde durur. Sürücü hareketine devam eder. Ön cama çarpan kafatası durur. Beyin hareketine devam eder. Sonra her şey durur. Güzellik hariç. Güzellik hareketine devam eder. #porsche #911 #filmisnotdead
Trafikte sıkışıp kalan spor otomobilin durumu, morfinle uyuşturulmuş bir vahşi sirk hayvanının trajedisine benziyor. Nasıl ki aslanlar, ayılar çoluk çocuk eğlendirmek için var olmadıysa, spor otomobil de trafikteki diğer sürücüler neşelensin diye var olmamıştır. Aslanın yeri vahşi doğa, spor otomobilin yeri açık yoldur. #bmw #bmwclassic #z3coupe
3 Haziran 2022 - Selanik.
Pink Floyd’un daimi davulcusu, tanrının baget tutucusu, büyük otomobilci Nick Mason önümüzdeki pazartesi günü İstanbul’da konser veriyor.
“Bu öyle bir sessizlik ki insanın içine işliyor; gündelik hayatın arka plan gürültüsünde kaybolup giden bazı özel seslerle tanışmanıza olanak sağlıyor. Kısa molada nefesimi, beyaz bir tül gibi salınan rüzgârı, düşüncelerimi ve hatta kolumdaki saatin makinesini dinliyorum. Zamanın ve doğanın gündelik telaşlarımıza kayıtsızlığını hatırlatan, telefon sinyallerine geçit vermeyen, havası berrak, yeşili dolgun bir masal diyarı.”
E36 gövde BMW 3 Serisi iki kez sahip olma deneyimi yaşadığım ve Türkiye yollarında yaklaşık 30.000 km kullandığım bir otomobil.
Bahçeköy Orman Yolu rüyalarımdan bir parça.
20 Mart 1984’te, henüz 1164 kilometredeyken, Frankfurt’ta ilk servisi yapıldı.

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

%d blogcu bunu beğendi: