İçeriğe geç

KIRMIZI OTOMOBİLİN HİKAYESİ: İLK BAKIM VE İLK TEMİZLİK

1984 BMW 520i otomobilimle ilk sürüşümü 14 Kasım 2019’da Ankara’dan İstanbul’a yaptım. Bir gece sürüşüydü ve tek başımaydım. Huyunu suyunu bilmediğim otuz beş yıllık bir makinenin içinde yol alıyordum. 114 km/s ortalama hızla, yaklaşık dört saatte İstanbul’a ulaştığımı hatırlıyorum. Sonra sevgili dostum Necip Emre’ye gittim ve aynı günün sabahında Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bıraktığım şirket otomobilimi almak için yola çıktık. Otoparka ulaştığımızda ilginç bir ikilem yaşandı: Bir tarafta 1984 model BMW 520i, diğer tarafta 2019 model BMW 320i. Kim hangisini kullanacak? İkimizin de kırmızı otomobilin incecik anahtarını bırakmaya hiç niyeti yok.

Nitekim 320i’nin direksiyonunda Necip’i takip ederken doğru bir satın alma kararı verdiğimi anlamış oldum. Gece yarısına doğru Ümit Can’ın evinde buluştuk. Kırmızı otomobil, BMW Z3 Coupe, BMW M3, Subaru Impreza ve Peugeot 205 GTI’dan müteşekkil araç parkımızın beşincisi olarak törenle kabul edildi.

Yarım saat sonra, gecenin karanlığına gömülmüş Bahçeköy-Kemerburgaz yolunda, kendimi kırmızı otomobilin arka sağ koltuğunda sıkıca tutunurken buluyorum. E28’in kontrollü deney mahiyetindeki ilk ‘performans sürüşü’ profesyonel bir ralli pilotunun kocaman ellerinde gerçekleşirken, Necip ve ben otomobili dinliyor ve muhtemel servis ihtiyaçlarına dair fikirler yürütüyoruz. Ümit Can her defasında farklı bir aksamı test ederken kahkahalar şiddetleniyor ve emniyet kemerinin göğsümdeki baskısı giderek artıyor…

Zorlu sınavını başarıyla geçerek hayatta kalan kırmızı otomobil daha sonra atölyeye girdi ve tabiri caizse kışı orada geçirdi. Sevgili Talha Usta’nın sabırla (bazen delirerek) çalıştığı iki aylık süreç boyunca üstte gördüğünüz Practical Classics Dergisi’nin E28’le ilgili bakım/onarım tavsiyelerini izledik. Sıralı altı silindirli mekanik enjeksiyonlu M20 motorun çoğu vakumla çalışan fonksiyonları test edildi ve soğuk çalıştırmadan sıcak çalışma düzenine geçişi sağlayan mekanizma sağlıklı biçimde işler hale getirildi. E28 gövde BMW 5 Serisi’nde kullanılan M10 ve M30 kodlu motorlar zincirliyken, 520i’yi yürüten M20 motor ise kayışlıdır. Bundan dolayı kritik parçalardan olan kayışlar yenilendi. Soğutma sistemi ve yürüyen aksam da kapsamlı biçimde kontrol edildi ve gerekli parçalar yenilendi. Motor bölümündeki birkaç noktada tespit ettiğimiz pas başlangıçları ise Gran Turismo ışıltısında bir işçilikle onarılıp boyandı. Otomobilin dosyasına iliştirdiğim bakım/onarım kalemlerini aşağıda görebilirsiniz.

Kırmızı otomobille ilk seyahatimi Gelibolu Yarımadası’na yapmayı planlamıştım. İlk bakımdan sonra, sürüş keyfi ve güvenliği için hayati unsurlardan olan lastikleri bunun için yeniledim. Orijinal ölçüsü 195/70R14 olan lastikleri Continental Türkiye üzerinden sipariş ettim. Fabrikadan henüz çıkmış, rafta uzun yıllar geçirmemiş taze ürünler için üç beş hafta sabretmeye değdi. Zira yepyeni lastiklerle yaptığım ilk sürüşte otomobilin en az on yıl daha genç hissettirdiğini söyleyebilirim.

Sonra ne oldu? Koronavirüs hastalığı (COVID-19) dört yanımızı sardı, ofisler evlere taşındı, genç çiftler evde ekmek yapma yarışına girdi derken yaklaşık iki aydır ev hapsindeyiz. İptal edilen ya da ertelenen onca planın arasına doğal olarak seyahat planları da girdi. Evde geçirdiğim bu zaman diliminde ben de hepimiz gibi bir şeylerle uğraşmaya ve üretken olmaya gayret ediyorum. Kırmızı otomobilin varlığı bu noktada kıymetli oldu çünkü hemen her gün bir yerini temizliyor ya da iyileştiriyorum. Geçtiğimiz günlerde koltukları temizlediğimi ve bu yazıda paylaştığımı hatırlarsınız.

Altı ayı geride bırakan birlikteliğimiz boyunca kırmızı otomobili hiç yıkamadım/yıkatmadım. Otomobilin kabini benim için fazlasıyla özel bir alan olduğundan bu kısmı genelde kendim temizlemeyi, gövdeyi ise zorunlu olmadıkça ya da güvenilir bir yer bulmadıkça olduğu gibi bırakmayı tercih ediyorum. Geçtiğimiz hafta, daha önce BMW Z3 Coupe otomobilime bakım yapan Paddock Detailing’i ziyaret ettim ve E28’in ilk temizliğini kendi ellerimle yaptım. Bunu uzun uzun anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Ne de olsa her otomobil tutkunu demir tozu sökücüyle mikro ağırlıklarından kurtulup parlamaya başlayan gövdenin, pırıl pırıl jantların ve tertemiz camların gerisinde sürüş yapmanın rahatlatıcı keyfini deneyimlemiştir. Bu keyif için Paddock Detailing ekibine bir de buradan teşekkür etmeliyim.

Direksiyonun gerisine kurulup uzun seyahatlere çıkmak otomobil sevgisinin büyük ve önemli bir parçası olsa da otomobili park halindeyken sevmek de mümkün. Sıkışıp kaldığımız bu zamanlarda kırmızı otomobille bol bol ilgilenme fırsatı bulduğum için elbette memnunum ancak artık yeter. Artık yollar açılsın ve sıralı altı silindirli makinenin sesleri Gelibolu’nun nefis manzaralarında yankılansın, yankılansın.

SON

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

INSTAGRAM

20 Mart 1984’te, henüz 1164 kilometredeyken, Frankfurt’ta ilk servisi yapıldı.
Trakya kırlarında akşamüstü gezintisi.
Üç yıl önce bugün.
Burası Bolu ile Yedigöller Milli Parkı arasında uzanan dağ yolu. Görüşün ve zeminin sürekli olarak değiştiği parkurda, tutunma ruleti oynayarak geçirdiğim doyurucu sürüş dakikalarının ardından, çok önemli bir teslimatı tamamlamanın mutluluğunu yaşıyorum. #familytime
BMW i4’le 2000 kilometrelik yol arkadaşlığımızdan bazı notlar.
Bahçeköy Orman Yolu’nda bir Isetta’nın direksiyonuna geçmeyi ve Gran Turismo coşkusuyla sürüş yapmayı gerçekten çok istiyorum. Bu fantastik sürüşe, bas efsanesi Charles Mingus’un Isetta döneminde kaydettiği Haitian Fight Song’u bence çok yakışır ve otomobil, yol, sanat üçlüsü eşsiz biçimde tamamlanırdı.
1955 yılının Paris Otomobil Fuarı’nı ziyaret edenler, geçen yüzyılın dört tekerlekli rock yıldızlarından birisinin doğuşuna tanıklık ettiler. İsmi bizdeki karşılığıyla ‘tanrıça’ ya da ‘ilahe’ anlamına gelen bu otomobilin ziyaretçiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığı, fuar süresince imzalanan 79.000 sipariş formundan tahmin edilebilir.
Amsterdam sakinlerinin bisikletle ilişkisini gözlemleyen bir gezgin, bu şehrin tekerleğin icadına dair kutlamaları neden bu kadar uzatıp abarttığını düşünse yeridir. Tarihi kanallar boyunca tez canlı pedal çeviren kadın ve erkek yüzlerinden bir coşku, bir gurur, bir iştiyak okunuyor ki Avrupa’nın başka şehirlerinde benzerini görmedim. Hollanda başkentine özgü olduğunu düşündüğüm bir diğer konuysa bisikletlinin yayalar da dahil olmak üzere çevresine son derece kayıtsız, bazen saygısız ve çoğu zaman kurumlu olması. Bizim memlekette, sıfır kilometre B sınıfı sedan aldıktan sonra, kendisini tanrı ilan etmiş gibi süren başıbozuklardan hatırlayabileceğiniz bir tutum.
Bir teknoloji kampüsünde değil, Bavyera’da üretildiğini açıkça hissettiren ve Uçmakdere gibi zorlayıcı rotalarda elektrikli oluşuna sığınıp kolaya kaçmak, çam devirmek yerine sürüş keyfinin geleceğine dair umutlarımı tazeleyen bir otomobil.
2016 yılının Eylül’ünden bir akşamüstü.
Yeni BMW i4 ve Yeni BMW 2 Serisi Active Tourer Ürün Lansmanı Satış Eğitimi için, iki hafta boyunca, BMW ailesinin yaklaşık 450 üyesini Antalya’da ağırladık.
Initial D & chill.

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

%d blogcu bunu beğendi: