İçeriğe geç

OTOGARLARI NEDEN SEVMİYORUM?

94 belki 95 yılıydı. Şimdilerde Kulesite AVM’nin arz-ı endam ettiği yerde, o zamanlar Konya Otogarı vardı. Babamın elinden tutmuş, bir asker uğurlama gecesinde, bu uğursuz mekanda yürüyordum. Boyunlarındaki emziklerle havada uçan asker manzaralarına, “En büyük asker…” diye başlayan geyikler ve davul zurna sesleri karışıyordu. Ailecek, İzmir’deki amcamlara gidecektik.

Bir ara uzun süredir tuttuğum parmağın yerinde olmadığını hissettim. Gördüğüm tek şey insan g*tleriydi. Başımı kaldırdığımda ise, geniş açı lensle çekilmiş fotoğraflar gibi görünüyodu dünya… Daha önce kaybolmanın ne demek olduğunu iki kez tecrübe ettiğim için, yine kaybolduğumu anlamıştım. Gözyaşlarım görüntüleri flulaştırıyordu da, sesler nasıl birbirine giriyordu? Kötü bir kabusta gibiydim.

Sürecin devamını çok iyi hatırlamıyorum. Zannedersem bir insan evladı kaybolduğumu anlayıp beni tuttuğu gibi havaya kaldırmıştı ve o an gördüklerimi şimdi bile çok net hatırlıyorum: 3-5 metre ötede bekleyen Kontur otobüsü ve otobüsün camından bana el sallayan annem… Babam annemi otobüse bırakmış, beni aramaya çıkmıştı. Sonra beni buldu, kucağına alıp otobüse bindirdi ve aralarına oturdum. Önümüzdeki koltuğun bardaklığında duran kutu Pepsi’yi gördüm.

O gece olan olmuştu. Yıllar sonra bile Pepsi logosuna, otogarlara ve otobüs yolculuklarına duyduğum nefret hiç geçmedi. İnsan psikolojisi ilginç işliyor… Gördüğüm her Pepsi logosu (O yıldan bu zamana kadar birkaç kez güncellenmiş olsa bile) içimi sıkıntıyla doldurmaya yeter de artar bile. Otogarları hiç saymıyorum…

25 Nisan gecesi, yukarda anlattığım olaydan yıllar sonra, sevdiğim bir insanı benden ayırdığı için bir kez daha hissettim: Otogarlardan nefret ediyorum…

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

INSTAGRAM

20 Mart 1984’te, henüz 1164 kilometredeyken, Frankfurt’ta ilk servisi yapıldı.
Trakya kırlarında akşamüstü gezintisi.
Üç yıl önce bugün.
Burası Bolu ile Yedigöller Milli Parkı arasında uzanan dağ yolu. Görüşün ve zeminin sürekli olarak değiştiği parkurda, tutunma ruleti oynayarak geçirdiğim doyurucu sürüş dakikalarının ardından, çok önemli bir teslimatı tamamlamanın mutluluğunu yaşıyorum. #familytime
BMW i4’le 2000 kilometrelik yol arkadaşlığımızdan bazı notlar.
Bahçeköy Orman Yolu’nda bir Isetta’nın direksiyonuna geçmeyi ve Gran Turismo coşkusuyla sürüş yapmayı gerçekten çok istiyorum. Bu fantastik sürüşe, bas efsanesi Charles Mingus’un Isetta döneminde kaydettiği Haitian Fight Song’u bence çok yakışır ve otomobil, yol, sanat üçlüsü eşsiz biçimde tamamlanırdı.
1955 yılının Paris Otomobil Fuarı’nı ziyaret edenler, geçen yüzyılın dört tekerlekli rock yıldızlarından birisinin doğuşuna tanıklık ettiler. İsmi bizdeki karşılığıyla ‘tanrıça’ ya da ‘ilahe’ anlamına gelen bu otomobilin ziyaretçiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığı, fuar süresince imzalanan 79.000 sipariş formundan tahmin edilebilir.
Amsterdam sakinlerinin bisikletle ilişkisini gözlemleyen bir gezgin, bu şehrin tekerleğin icadına dair kutlamaları neden bu kadar uzatıp abarttığını düşünse yeridir. Tarihi kanallar boyunca tez canlı pedal çeviren kadın ve erkek yüzlerinden bir coşku, bir gurur, bir iştiyak okunuyor ki Avrupa’nın başka şehirlerinde benzerini görmedim. Hollanda başkentine özgü olduğunu düşündüğüm bir diğer konuysa bisikletlinin yayalar da dahil olmak üzere çevresine son derece kayıtsız, bazen saygısız ve çoğu zaman kurumlu olması. Bizim memlekette, sıfır kilometre B sınıfı sedan aldıktan sonra, kendisini tanrı ilan etmiş gibi süren başıbozuklardan hatırlayabileceğiniz bir tutum.
Bir teknoloji kampüsünde değil, Bavyera’da üretildiğini açıkça hissettiren ve Uçmakdere gibi zorlayıcı rotalarda elektrikli oluşuna sığınıp kolaya kaçmak, çam devirmek yerine sürüş keyfinin geleceğine dair umutlarımı tazeleyen bir otomobil.
2016 yılının Eylül’ünden bir akşamüstü.
Yeni BMW i4 ve Yeni BMW 2 Serisi Active Tourer Ürün Lansmanı Satış Eğitimi için, iki hafta boyunca, BMW ailesinin yaklaşık 450 üyesini Antalya’da ağırladık.
Initial D & chill.

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

%d blogcu bunu beğendi: