İçeriğe geç

KAPORTA SENSİN

1922448_10202608827973828_34048116_nBlogumda artık yeni bir kategori var: Kaporta Sensin

İsimden de anlayacağınız üzere, bu bölüm motosikletlere ayrılacak. Benim son zamanlarda gelişen iki teker merakımdan haberdar olmayanlar, yahut ben beş ay önce nasılsam (4>2) öyle olanlar bu duruma şaşırmış olabilir. Şaşacak bir durum yok, okumaya devam edin.

***

Düşüncemi kiminle paylaşsam bu cevabı aldım: “Kaporta sensin, ilk sen göçersin. Kaykayla ağzını burnunu kırmayı başaran bir adam olarak, sende parçalara ayrılma potansiyeli görüyorum… Hem otomobillerle gül gibi geçinip gidiyorsun, ne işin var bilmediğin sularda!”

Motosiklet sevdamdan söz ediyorum. Yaklaşık 4-5 ay önce, bir gece yatağıma uzanmış tavanı izlerken aklıma geldi motosiklet almak. Sonra kalktım, birkaç yabancı motosiklet yayınından sabaha kadar başlangıç motosikleti araştırdım. Yatağıma tekrar döndüğümde ise gözümün önünde aşağıdaki şey vardı;

1798256_10202476852434522_1436392037_n

Peki iki tekerden hiç anlamayan safkan bir otomobilci olarak nasıl kapıldım bu sevdaya?

Birinci neden: Artık yeni şeyler söylemek lazım

Son zamanlarda pis ihtiyarlar gibi tutucu olmaya başlamıştım. Bütün filmler Tarantino’nun, bütün şarkılar Pink Floyd’un olmalı hissiyatıyla yaşıyor, hep aynı muhteşem yerlerde nefes alıyor ve yeni şeyler denemek için içimde en ufak bir enerji hissetmiyordum. İşin aslı dostlarım, bu hiç de iyi bir şey değil. Rezervuar Köpekleri’ni kaçıncı kere izlediğimle yahut High Hopes’u kaç yüz defa dinlediğimle ilgili en ufak bir fikrim yok… Yeniliklere açık, yenilenmeye hazır olmalı insan… Ve ben, içimde pek de istek olmaksızın, okkalı bir yeniliğin peşine düşmeye karar vermiştim.

İkinci neden: Sürüş becerilerimi geliştirmek

Evet, bir otomobilin karakterini çözümlemem çok çok yarım saatimi alır. Kendimi bildim bileli dört tekerlekli dünyanın içindeyim ve okuduğum dergilerden, aldığım sürüş derslerine kadar her şey otomobil temalı oldu. Bunun üzerine bir de ralli pilotluğu gelince, haliyle sivrildi bendeki otomobil kullanma becerisi. Fakat öğrenecek o kadar çok şey, geliştirecek o kadar çok yetenek var ki!

Üçüncü neden: İki teker çekiciliği

Hey otomobilciler! Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, bu bir gerçek. Metal bir tavanın altında ‘heel&toe’ yapmanız kimsenin umurunda değil. Oysa kalçanızı geriye alıp, altınızdaki makineyi bacaklarınızla kavradıktan sonra muzaffer komutanlar gibi daima ileri bakmanız birilerinin çok hoşuna gidiyor.

Dördüncü neden: Motosikletlerin ucuz olması

Hem satın alırken, hem de kullanırken cebinizi okşayan bir taşıt motosiklet. Hayalleri süsleyen bir otomobile sahip olmak çok azımıza kısmet olur fakat C segmentindeki ortalama bir otomobile vereceğiniz parayla bir rüya motosikleti satın alabilirsiniz. Bunun yanında iki teker, otomobilden daha az yakar ve servis giderleri çok daha düşüktür. Daha ne olsun?

Beşinci neden: Sıkışık trafikteki özgürlük

Otomobille 4-5 turda geçebileceğiniz bir trafik ışığında hiç takılmadığınızı düşünün. Yaa…

***

İşte böyle dostlarım. Nedenleri daha da uzatmak mümkün… Son birkaç aydır bütünüyle acemi olduğum bir taşıtı öğrenmekle meşgulüm ve çok da mutluyum. Her defasında ufkumun biraz daha açıldığını ve sürüş yaparken inanılmaz önemli bir detay olan hissetme becerimin biraz daha geliştiğini hissediyorum. Ayrıca tekerlekli bir taşıtın üzerinde patron gibi değil de, çıplak gibi hissetmek (öğrendikçe geçiyor) tuhaf bir duygu.

Burada sizinle paylaşmak istediğim çok ilginç bir husus var: Otomobiller. Aşklarım…

Pek çokları motosiklete alıştıktan sonra dört tekerleklilere dönüp bakmayacağımı söyleseler de, öyle bir şey olmadı. Hatta tam aksi gerçekleşti: Mesleki deformasyon diye bir şey var, malum. Ne yalan söyleyeyim, test ettiğim otomobillerin sayısı üç haneli sayılara ulaştıktan sonra direksiyon başında heyecanlandığım zamanlar gitgide azalmaya başlamıştı. Doymak diyorlar hani… İşte ondan. Motosiklete başlamadan önce çok sıradan bulduğum bir durum, iki teker sevdasından sonra kalp atışlarımı hızlandırmaya başladı. Örneğin bir BMW ile, düz yolda 50 km/s hızla yol almak kulağa çok da keyifli gelmiyor değil mi? Geçen gece motosikletimden inip de, 118i’yle eve giderken keyif çığlıkları atıyor ve bu durumun nasıl mümkün olabildiğine kafa yoruyordum. Dahası otomobil sürüşüyle ilgili becerilerim kesinlikle gelişti, hissediyorum. Bunun nedeni basit: Motosiklet, otomobile kıyasla, daha fazla el-ayak koordinasyonu ve daha fazla his gerektiren bir taşıt. Ayrıca gözlem yeteneklerinizi de geliştiriyor. İki ay içerisinde eskisinden çok daha pürüzsüz, akıcı ve uzun biçimde drift yapabildiğimi görmek beni çok ama çok mutlu ediyor ve motosikletime biraz daha yaklaşmamı sağlıyor.

Ve yakın zaman içerisinde, buralarda iki tekerlekli taşıtlar görmeye başlayacaksınız. Tabi formatımız mecburen biraz farklı olacak: Otomobil yazılarımda olduğu gibi ‘konuya hakim adam’ değil, ‘olayı öğrenen adam’ bulacaksınız bu testlerde. Ben bu süreçten çok keyif alıyorum, umarım orada da her şey yolundadır.

Ne dersiniz bizim ‘otomobil blogu’ bir zaman sonra ‘otomobil ve motosiklet’ blogu olur mu?

Kalın sağlıcakla

2 replies »

  1. Tebrik ederim; doyma noktasına yaklaştığınızı anladığınızda kendinize otomobil üzerindeki yeteneklerinize de katkısı olacak yeni bir uğraş bulmanızın çok doğru ve profesyonelce bir karar olduğunu düşünüyorum.
    Otomobilden önce motosiklet kullanmaya başlamış biri olarak söylüyorum; ikisini de kullanmak her ikisi üzerindeki yeteneklerimizi geliştiriyor.
    “Adamın yüzüne rüzgar değmeye görsün” sonra motoru hayatta bırakamazsın İsmail Bey. Ben uyarayım da…

  2. pinkfloyd, lounge, tarantino falan derken aslında ne kadar muhafazakâr biri olduğun çıkıyor ortaya… yenilikçi olmak, sıradan ve kolay olanı seçmektir, hatta sistemin kölesi olmaktır bana göre… sen hep muhafazakâr kal hocam. arabayla motorla ne ilgisi var bu yazdıklarımın, yok elbette. yağmurlu bir istanbul sabahı ve ben sadece yazmak için yazıyorum. hadi arabayla ilişkilendireyim bari şu geyiği. galiba ben mazda 3’ü seviyorum. değişik bi duygu ama öyle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

INSTAGRAM

“Haritalar, ruhsuz şeyler.
“Bu yolun Karadeniz’e tepeden bakan bir hali var. Karadeniz’in azametine ve haşmetine kayıtsız görünecek kadar yüksekten uçan ve sürücüye gözdağı veren bir yol. Virajlar, tepeler, gizli kıvrımlar, yoldaki her şey sürücünün tüm dikkat ve saygı rezervini her an talep ediyor. Dipsiz uçurumlar tehditkâr görünüyor. Burayla ilgili eski haberler ise yolun ciddiyetini hatırlatıyor. Önceki deneyimlerime kıyasla yoğun, sert ve sarsıcı bir sürüş.”
Jaguar’da satış danışmanı olarak işe başladığında E-type showroom’larda son günlerini geçiriyordu. Yaşını ortaya çıkaran bu bilgiden pek hoşlanmaz. Geleneksel otomobilin milenyuma dek süren yükselişinin her anına tanıklık etmiş, Woodstock Festivali’nde eğlenmiş, seksenlerin savurganlığında aynaların ve dönem otomobillerindeki düz konsolların hakkını vermiş sımsıkı bir eski toprak: Tony Walker.
BMW 4 Serisi Coupé ile sabah beşten akşam dokuza, Marmara Denizi’nin çevresinde bir tur. Ve Uludağ’dan bazı film fotoğrafları. BMW Joy Blog’da yayınlanan sürüş notlarıma profilimdeki link üzerinden erişebilirsiniz. #filmisnotdead #bmw #4series
Varşova’da Stalin’in yaptırdığı Kültür ve Bilim Sarayı için Polonyalıların çıkardığı bir söz var. “Kentin en mutlu yeri o yapıttır, çünkü her yeri görür, kendi çirkinliğini göremez,” diyorlar.
BMW 4 Serisi Coupé ile sabah beşten akşam dokuza, Marmara’nın çevresinde bir tur. Ve Uçmakdere’den bazı film fotoğrafları. BMW Joy Blog’da yayınlanan sürüş notlarıma profilimdeki link üzerinden erişebilirsiniz. #filmisnotdead #bmw #4series
Ikea labirentinden kurtuldum diye sevinirken mobilya kutusunun bagaja normal yoldan girmeyeceğini fark ediyorum. Bir umut, kabinle yükleme alanını ayıran fileyi indiriyor ve ambalajı kapıdan içeri aldıktan sonra arkaya yerleştiriyorum. Benzersiz arbedeyi izleyenlerin ve bulaşık fırçasının keyfine ise diyecek yok. Siz siz olun BMW Z3 Coupe ile mobilya alışverişine gitmeyin!
BMW 4 Serisi Coupé ile sabah beşten akşam dokuza, Marmara Denizi’nin çevresinde bir tur. Ve sürücünün bakış açısından bazı film fotoğrafları. Sürüş notları yakında bmw.com.tr ‘de olacak. #filmisnotdead #bmw #4series
Otomobili endurans yarışçısı gibi gösteren yol kirini seksi buluyorum ve bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum.
Tatsız bir olay: 205'in arka tamponunun orijinal olmadığını otomobili satın aldıktan hayli sonra fark ediyoruz. O dönem Peugeot'da ürün yöneticisi olan Emre, Fransa'ya yazıyor. Sonra konuyu tatlıya bağlıyoruz. 205'i ben kullanıyorum. #tbt
“Otuzlarda doğan Zeki Bey onu 1993 yılında satın alıyor ve 2015 yılında vefat edene kadar yaklaşık 85.000km boyunca kullanıyor. Servis kayıtlarına baktığınızda kendisinin otomobiline obsesyon seviyesinde bağlı olduğunu görebiliyorsunuz ki ölümünden sonra Zeki Bey’in eşi otomobili aynı özenle saklamayı ve gözden uzak tutmayı tercih etmiş. Ve Zeki Bey’in manevi emaneti bugün yeni evine doğru yol alıyor.“
Ve 2020’nin keskin köşelerini yumuşatan yeni bir otomobil. Hikayesini hafta sonu blogumda yazacağım.

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

%d blogcu bunu beğendi: