İçeriğe geç

“2011 İSTANBUL RALLİ ŞAMPİYONASI” YAKLAŞIRKEN…

Blogumu ihmal ettiğimin farkındayım, üzgünüm. Şu  sıralar ne editörlüğünü yaptığım dergiye, ne derslerime ne de kendime zaman ayıramıyorum malesef. Yaklaşan İstanbul Ralli Şampiyonası bunun başlıca nedeni… Bazılarınızın “Ulan ismi değişti onun, İstanbul Ralli Kupası oldu!” dediğini biliyorum. Evet ismi değişti ve ben yeni isimden çok da hoşnut sayılmam. Ne vardı yani şampiyonanın ismi 9 yıldır kullanıldığı gibi kullanılsaydı! Bu noktada İSOK yönetimine kesinlikle eleştiride bulunma hakkımız yok bunu da belirteyim. “Problem” yine aynı… Huzur içinde yat “İstanbul Ralli Şampiyonası”.

Bu organizasyona toplamda 7 kez sponsorluk yapan Castrol, 2009 yılının ardından sponsorluğunu kesti ve geçen yıl organize edilen yarışlar “2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Ralli Şampiyonası” ismi altında koşuldu. 2010 şampiyonası ben ve ko-pilotum Ahmet için birçok ilkin başlangıcı oldu; yarıştığımız araç kiralık bir Fiat Bravo 2.0 HGT idi ve parlak bir geçmişi olan bu otomobil, sonraları tüm camiada uğursuzluğuyla ün yapmış, forumlarda adına başlıklar açılmış ve mekaniğinden pilotuna kadar insanların gözünde “Christine” olmuştu adeta. 7 aylık asgari ücretli çalışma temposunun ardından (Zengin değilsen ve öğrenciysen başka ne yapabilirsin ki?) %100 cepten katıldığım bu yarış, hem bana hem de Ahmet’e neler öğretti tahmin edemezsiniz. İyi-kötü, üzücü, komik, trajikomik onlarca anımız oldu geçen yıl. Şimdi geriye baktığımda gülüyor olabilmek benim adıma çok sevindirici. İsterseniz yukarda bahsi geçen şu anılardan, asla unutmayacağım birini anlatayım size.

Geçen yılki yarışları takip edenler havanın ne kadar soğuk olduğunu sanırım unutmamışlardır. Şampiyonanın ikinci yarışı, bizim ilk yarışımızdı. Kalacak yerimiz ve otele verecek paramız olmadığı için geceyi kiralık dizel Symbol’ümüzün içinde geçirmek zorunda kaldık. Durduğu yerde ısınmayan dizel motor ve olmayan battaniyelerimizle soğuk bir araç içi uyku bizi bekliyordu. İşin buraya kadarki kısmı çok çarpıcı bir anı sayılmaz evet; gerisini dinleyin! Sabah saat 3 gibi benim tarafımdan cama vuran otopark güvenliği “Camı açabilir misiniz?” dedi. Karnımda kavuşturduğum kollarımdan solda duranını manuel cam açma koluna uzatırken her yanımın tutulduğunu anlamam çok üzün sürmedi. Camı açtım. Diyaloğun geri kalanı;

-Ne yapıyorsunuz beyfendi?

-Eee biz yarışçıyız. Uyuyoruz.

Güvenlik, yarışçı adam zengin adamdır felsefesinin ürünü olan bakışlarıyla bizi süzdükten sonra telsizine davrandı.

-Amirim otoparkta arabada uyuyan iki kişi var. Yarışçılarmış.

Üç beş adım ötede ve duyamayacağım şekilde gerçekleşen devam konuşmasının ardından adam geldi.

-Kimliklerinizi görebilir miyim beyfendi?

-Buyurun… Bakın benim soyadım Terzi, arkadaşımınki de Metinoğlu. Bu bizim yarış otomobilimiz (Yanda park halinde duran Bravo’yu göstererek…). Camında da soyadlarımız yazıyor.

Güvenlik, biraz daha süzdükten sonra ağzından buharlar çıkararak eli kıçında uzaklaştı. Adam gittikten sonra Ahmet “Hmssss” tarzında sesler çıkarıp tesbih böceği gibi yusyuvarlak olduktan sonra uykusuna devam etti. Buğulu camın ortasından kendime parmak uçlarımla minik bir dairesel pencere açtım. Giden adamın flu şeklini izlerken, elimde olmadan, ağladım (Bu kısmı Ahmet bile bu yazı ile öğrenmiş olacak). Bunun ağlanacak bir yanı yoktu bence ama elimde olmadan süzüldü benimkiler yanaklarımdan. Sonra “Ulan kendinle gurur duy!”, “Ulan kafanı s*keyim! Bunda ağlanacak ne var!”, “Ulan bu b*ku sen istemedin mi çocukluğundan beri!” gibi “Eye of the tiger” havasında teselli cümleleri türettim ve iki saat sürecek uykumun geri kalanına daldım. Sabah olduğunda soğuğa ve strese, kaliteli diye satılan tuvalet kağıtlarının suya dayanabildikleri kadar dayanabilen bademciklerim beni yine şaşırtmamışlardı. Şişen boğazıma, Riva etabının sonlarına doğru, interkomumuz olmadığı için, Ahmet’in boğazı da eşlik etti. O, “Sevgili hemşehrilerim” kıvamındaki ses tonunu asla unutamam. Daha komik ne olabilir! Sonlara doğru bir tek dumanla anlaşmadığımız kalmıştı.

Çenem düşerse daha yazacak pek çok anı var. Anılar kısmını şimdilik bitirelim. Geçen yıldan bu yana neler değişti?

1-Gaziantep Otomobil Sporları Kulübü’nün yönetim kuruluna davet edildim ve çok değerli abiler, ablalar edindim. Bu konuda hala en büyük destekçilerim kendileridir. Sağolsunlar!

2-Ralli gibi başka bir çocukluk hayalim olan GOSK DERGİ isimli butik otomobil dergisinde editörlük yapıyorum ve şampiyonadan sonra üçüncü sayısı sizleri bekliyor olacak.

3-Bu konudaki vizyonumuz çok gelişti ve artık daha sağlam adımlarla çıkıyoruz ralli merdivenini.

4-Bu yıl, bizlere inanan ve desteklerini esirgemeyen sponsorlarımız var. İsimlerini sayıp reklam yapmalıyım (SAFFER TURBO, KONYA ENERJİ, RİMA ÇİKOLATA, GOSK).

Kısaca verilen emekler asla boşa gitmedi ve bizler bu yıl 2011 İstanbul Ralli Kupası’nda S9 Palio’muzla mücadele edecek ve eminim yine pek çok şey öğreneceğiz. İlk yarışımız 3-4 Aralık’ta… Gelmeniz mümkün ise lütfen gelin. Moral katsayısını ne kadar arttırdığını tahmin edemezsiniz. Gelişmeleri “Saffer Turbo Ralli Takımı” adlı facebook sayfasından; düşüncelerimizi ise buradan takip edebilirsiniz.

Sevgiler

İsmail

2 replies »

  1. Yazıyı herzamankinden daha çoşkulu ve heyecanlı okudum İsmail… İnş. önümüzdeki yarışlar da hep başarılarla geri döneceksiniz:Biz buna inanıyoruz ve hep sizinleyiz .. Başarılar dilerim 😉

  2. Ralli sporunun doğası çok zorlu, acımasız.. Km2’lerce süren bir mücadelede kafa tutmaya çalışmak imkanları zorluyor. Yeri geldiğinde bahsettiğin ve bahsedilmemiş birçok zorluğa katlanmak zorunda kalıyor kimileri.. Ama şlunu unutmuyorum hiç; evde oturup “biraz daha zorlasaydım” pişmanlıklarıyla gerçekleştiremediğin bu hayalin için gözyaşı dökmek yerine, ertesi gün start alacağın ralli için araba koltuğunda iki büklüm yatıp güvenlik elemanının tacizleri eşliğinde sabahı ederken dökülen gözyaşı çok daha iyidir..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

INSTAGRAM

Bu yolla çok şeyimi paylaştım. Bugün epey geride kalmış üniversite yıllarımı, yazdığım onlarca otomobili, yirmili yaşlarımın ilk yarısını, balata tozlarıyla birlikte kırlara karışmış sürüş sırlarımı, motosiklet acemiliğimi, bisiklet hevesimi.
BMW 4 Serisi Coupé ile sabah beşten akşam dokuza, Marmara Denizi’nin çevresinde bir tur. Ve Uludağ’dan bazı film fotoğrafları. BMW Joy Blog’da yayınlanan sürüş notlarıma profilimdeki link üzerinden erişebilirsiniz. #filmisnotdead #bmw #4series
Varşova’da Stalin’in yaptırdığı Kültür ve Bilim Sarayı için Polonyalıların çıkardığı bir söz var. “Kentin en mutlu yeri o yapıttır, çünkü her yeri görür, kendi çirkinliğini göremez,” diyorlar.
BMW 4 Serisi Coupé ile sabah beşten akşam dokuza, Marmara’nın çevresinde bir tur. Ve Uçmakdere’den bazı film fotoğrafları. BMW Joy Blog’da yayınlanan sürüş notlarıma profilimdeki link üzerinden erişebilirsiniz. #filmisnotdead #bmw #4series
Ikea labirentinden kurtuldum diye sevinirken mobilya kutusunun bagaja normal yoldan girmeyeceğini fark ediyorum. Bir umut, kabinle yükleme alanını ayıran fileyi indiriyor ve ambalajı kapıdan içeri aldıktan sonra arkaya yerleştiriyorum. Benzersiz arbedeyi izleyenlerin ve bulaşık fırçasının keyfine ise diyecek yok. Siz siz olun BMW Z3 Coupe ile mobilya alışverişine gitmeyin!
Bu hafta sigorta poliçesini altıncı kez yeniledim. Yaza doğru kapsamlı bir bakıma girecek. Ve 2023 yılının Le Mans 24 Saat’inde Ferrari ve Porsche’nin rekabetini yerinde izleyecek.
BMW 4 Serisi Coupé ile sabah beşten akşam dokuza, Marmara Denizi’nin çevresinde bir tur. Ve sürücünün bakış açısından bazı film fotoğrafları. Sürüş notları yakında bmw.com.tr ‘de olacak. #filmisnotdead #bmw #4series
Otomobili endurans yarışçısı gibi gösteren yol kirini seksi buluyorum ve bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum.
Tatsız bir olay: 205'in arka tamponunun orijinal olmadığını otomobili satın aldıktan hayli sonra fark ediyoruz. O dönem Peugeot'da ürün yöneticisi olan Emre, Fransa'ya yazıyor. Sonra konuyu tatlıya bağlıyoruz. 205'i ben kullanıyorum. #tbt
Tatsız bir olay: 205'i satın aldığımız gün üç sürücü-iki otomobil çıkmazında kalıyoruz. Bir kişinin kokulu Fiesta'yı kullanması ve gördüklerini kimseye anlatmaması gerekirken herkes aynı koltuğu istiyor. Sonra konuyu tatlıya bağlıyoruz. Bloktaki çatlaktan habersiz, 205'i ben kullanıyorum. #tbt
Geçen ay Anadolu’da 3500km yol kat ettim. Tek makarayla yetindiğim bu yolculuklardan bazı film fotoğrafları paylaşıyorum. #35mm #filmisnotdead #anatolia
Geçen ay Anadolu’da 3500km yol kat ettim. Tek makarayla yetindiğim bu yolculuklardan bazı film fotoğrafları paylaşıyorum. #35mm #filmisnotdead #anatolia

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: