İçeriğe geç

SKODA YETI GREENLINE 1.6 TDI AMBITION

Skoda’nın kar canavarını çok seviyorum. Kocaman cüssesinin altında bolca pratik özellik, geniş iç mekan ve -bence hepsinden önemlisi- cüssesinden beklenmeyecek kadar eğlenceli sürüş özellikleri barındıran Yeti, Greenline versiyonuyla cimri bir kar canavarına dönüşmüş. İşte 2 gün boyunca test ettiğim Yeti Greenline’ın detayları;

DIŞ TASARIM

Greenline logosunun getirdiği değişiklerden biri olan 20mm alçaltılmış gövde ve küçük aerodinamik detaylar dışında, otomobilin dış tasarımı bildiğimiz Yeti’den farklı değil. O hala kimilerinin çok çirkin bulduğu, kimilerininse bayıldığı bir otomobil. Barış Manço’nun dediği gibi; zevk meselesi bu karışılmaz… Bu yüzden tasarım faslını hızlı geçiyorum.

İÇ MEKAN

İç mekan, her haliyle VW gibi hissettiriyor… Krom kapı kolları ve konsolda kullanılan yumuşak plastikler kalite hissini artırırken; test aracında yer alan dokunmatik multimedya sisteminin -Skoda’nın özel bir elektronik firmasına yaptırdığı bu sistem radyo, çoklu dvd oynatıcı, navigasyon, geri görüş kamerası ve tv sunuyor. Fiyatı ise 1500 TL- kullanımı biraz alışkanlık gerektirse de diğer tüm kumanda elemanları çok pratik ve kolay kullanılıyor.

Otomobili teslim aldığım ilk gün hem Antep sıcağından biraz olsun uzaklaşmak hem de aracın iç mekanını yolcuların gözünden değerlendirmek istedim ve biri bagajda olmak üzere, 5 arkadaşımla birlikte Burç Ormanı’na doğru yola koyuldum. İşte iç mekanla ilgili diğer notlarım;

-En uzunumuz Semih, yerlere göklere sığmadığı halde sürgülü arka koltuklar sayesinde oldukça rahat etti.

-Arka koltukları tamamen yatırıp katlayınca, ortaya köy minibüsü gibi doldurabileceğiniz -2 koyun, 5 horoz, 3 turşu bidonu ve 2 çuval- bir bagaj çıkıyor.

-Satranç ustası Mete, -satrancın konuyla hiç ilgisi yok- arka koltuk minderlerinin yan desteklerini yetersiz bulduğunu ve çok sarsıldığını söyledi. (Çok sarsılmasının asıl nedenine yazının ilerleyen bölümlerinde değineceğim)

-Mete’nin kız arkadaşı Betül’ün bir otomobilden tek beklentisi güneşliklerdeki ayna olduğu için çok mutluydu.

-Ev arkadaşım Okan, yol boyunca “ayfon”undan Skoda uygulamaları aradı.

-Bagajdaki Hamdi… Hamdi orda mısın? Ses ver!

SÜRÜŞ

Anlatmayı en çok sevdiğim kısma geldik. Öncelikle otomobille ilgili birkaç teknik detaya değinmek istiyorum. Yeti Greenline, 1.3 tonluk gövdesini 105 beygir üreten 1.6 litrelik dizel motor ve 5 ileri manuel şanzımanla taşıyor ve 100 km’de ortalama 4.6 litre yakıt tüketiyor. Greenline logosunun bir diğer getirisi olan Start&Stop sistemi ise araç durduğunda motoru stop edip tüketimi durduyor. İşler kağıt üstünde böyle; peki gerçek hayatta nasıl?

Sürüş pozisyonu harika! Ateşli Fabia RS’in aksine, bu otomobilde doğru koltuk ayarı için savaşmıyorsunuz. TDI motor traktör gibi sesler çıkarmıyor ve benim gibi, dizel sesinden hazzetmeyenler kulübü’ne üyeyseniz bu önemli bir artıya dönüşüyor. Orta sertlikteki direksiyon -gayet tepkili- ve başarılı yol tutuş -özellikle ön taraf çok iyi tutunuyor- bu sınıfın otomobillerinde kolay bulamayacağınız özellikler.

Şanzıman ve süspansiyon ise Greenline logosundan nasibini olumsuz yönde almış: Vites yolları fazla uzun ve kısalan süspansiyon sürüşü sertleştirmiş. (Mete bu yüzden çok sarsıldı) Fakat kilometre sayacında artan rakamlara karşın, yakıt göstergenizin bir türlü alçalmayışı, küçük dezavantajları görmezden gelmenizi sağlıyor. Otomobil, şehir içinde yaptığım test boyunca ortalama 6 litre yakıt tüketti ki bu çok çok iyi bir değer.

SONUÇ

Ekonomi odaklı otomobillerde sürüş keyfi, geniş iç mekan, pratiklik gibi konular genellikle gözardı edilir çünkü bu tarz otomobillerin tek artısı ekonomik olmalarıdır. Yeti Greenline’da ise durum farklı; standart Yeti’nin başarısından çok az şey götürüp, şehir kullanımında 6 litrelik tüketim sunarak hanesine kocaman bir artı yazdıran Greenline, performanstan çok ekonomiye önem veren, keyifli ve rahat bir sürüşe ek olarak bolca iç hacim ve pratik kullanım arayanlara uygun bir otomobil.

Benim gibi sürüş delilerine ise Yeti’nin 1.2 TSI versiyonunu öneririm. 105 beygirlik gücü görüp otomobili küçümsemek gibi bir yanılgıya düşmeyin çünkü DSG şanzıman ve muhteşem sürüş özellikleriyle tadından yenmez bir otomobil. Canımın asıl çektiği ise, Y kromozomlarımıza halay çektirecek RS logolu bir Yeti… Hadi Skoda yap şunu!

Fiyatlar için buraya lütfen.

Reklamlar

12 replies »

    • ben haftaya alacam burda ekranda navigasyon var normalde yok dediler lütfen bu konuda birde aracın yakıtı hakkında bilgi verin engelli aracı olarak kullanacam rica etsem arayın yada çarı bırakın 0533.324.43.12

      • Adnan Bey selamlar;

        Yazıyı dikkatli okursanız iki sorunuzun cevabını da vermiştim. Aşağıda tekrar yazıyorum;

        -Araç şehir içinde 5.5 – 6 litre civarında yakıyor. Ekonomik açıdan oldukça iyi bir otomobil.
        -Navigasyon ise Skoda’nın özel olarak yaptırdığı bir sistem; 1500 lira fark ödeyerek bayiden alınabilir.

  1. ismail bey yeti yi hem otomobil hem ticari araçlar gibi (caddy kango) gibi kullana bilirmiyim malum ticarinin vizesi her yıl ve hız sorunu var yani… binek tercihim deil ama bu yüzden bu arabayı incelmekteyim ama şu arabaları da düşünüyorum.. octavia caddy. seat altea xl . kango hem şehirde hem köyde tarlada tozda çamurda gerektiğinde yük te kullana bilmeliyim hangisini alırsam bu amaçla kullanacağım ha bide süspansiyonu yumuşak olan olmalı rahatsızlığım olduğu için.. bilmiyorum saçma mı sordum teşekkürler ..

    • Yeti’de saydığınız araçların hiçbirinde bulamayacağınız sürüş keyfi var ama Kangoo kadar çok yük taşıyamayacağı da malum. Çok ağır yükler taşımıyorsanız tarlada, dağda bayırda rahat rahat kullanabilirsiniz.

  2. şehir yoğun trafik: 8-9 lt şehir dışı 6,8 -7,2 (120 km max.) daha üstünde tüketim de artar.

  3. İsmail Bey

    Halihazırda Insignia 1.4 turbo kullanmaktayız.Yılda 10 defa İstanbul-Enez yolculuğu yaparız.Yaklaşık 1000 kilometre İstanbul’da şehir içinde kullanmaktayız.Lakin yazları sürekli Enezde günlük olarak stabilize yolda nadiren de tarla gibi yerlerde kullanıyoruz (1500 km’de burda) ve haliyle altı sürtüyor.Bu sebeple altı daha yüksek ve Insignia konforunda olmasa da o konfora yakın(gerek yalıtım, gerek yol tutuş) bir araç ihtiyacındayız.Fiyat/performans olarak diğerleri arasından sıyrılan iki araç var; biri Forester diğeri Yeti.Ama Yeti’nin fiyat, servis ücretleri, yakıt olarak bariz avantajları var.2012-13 Yeti’lere bakmaktayız.1.6 tdi greenline ve 1.2 tsi dsg arasındayız elegance paketli ikisi de.Yeti içi hacim olarak nasıldır?4 kişilik bir aileye uzun yolda rahat bir yolculuk vadeder mi?1.2 tsi motor dsg ile nasıl çalışmakta?Dsg bu motorda problem misir?

    İyi çalışmalar dilerim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

“Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Işıkları olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve sürate rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar sarımtırak bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının ve parlayan asfaltın rolleri paylaştığı bir kısa film başlar. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda ise hararetin ve nefesin normale dönüşü beklenir,” diye yazmışım üç yıl önce. Bu sonbaharda bir değişiklik yaptım ve İstanbul’daki gece sürüşlerimin vazgeçilmezlerinden olan yolu elimde kameram, gündüz vakti, yürüyerek geçtim. Hızla yaklaşmaya ve hızla geride bırakmaya alıştığım tanıdık virajları adım adım deneyimlerken çektiğim analog fotoğraflar, yeni bir alışkanlığın hatırası olarak böylece kalsın. #35mm #leica #leicaM6 #kodakportra #filmphoto #filmisnotdead #istanbul
Gün boyu ‘Friends Will Be Friends’ şarkısını mırıldanmış ve gelişigüzel, özensiz analog fotoğraflar çekmiştim. Tam da Kodak Gold’un sevdiği gibi...
Güzel bir haber: Benim de yazarlarından biri olduğum Borusan Turuncu, Uluslararası Stevie İş Ödülleri 2019’un blog kategorisinde altın ödüle layık görüldü. Hafta sonu Viyana’da düzenlenen törende Borusan Holding’i ve Turuncu’nun 150’den fazla yazarını temsil etmek gurur vericiydi. Blogu kuran ve yaşatan sevgili arkadaşım Merlin’le birlikte, tüm dünyadan yüzlerce iş insanına hikayenin profesyonel yaşamdaki kıymetini hatırlattık. #borusanturuncu #stevies2019
Bu hafta Yeni BMW 3 Serisi için hazırlanan bir filmin sunuculuğunu yaptım. Yaklaşık yirmi kişilik kalabalık bir ekip olarak, çekimde otuz saatten fazla zaman geçirdik. Yorucu fakat çok keyifli bir deneyimdi. Set ekibinin bir arada çalışma uyumundan ve kısa bir film için sarf edilen çabadan o kadar etkilendim ki aralarda birkaç kare otomobil fotoğrafı kaydederim düşüncesiyle kamerama sürdüğüm filmi bu insanlara adamak istedim. Gördüğünüz fotoğraf seti Leica M6 ile Cinestill 800T filme kaydedildi. Herhangi bir dijital müdahale içermeyen fotoğrafların anormal renklerini ise deprem yarattı. Evet. Filmin banyosu sürerken başlayan deprem elektrik akımını sertçe dalgalandırınca, renkler bu hale geldi. Hatta bazı karelerde kimyasal damlacıklarının izlerini görebilirsiniz. Analog fotoğrafçılığın hem cilvesi hem öğretisi: İyi düşün fakat her şeye hazırlıklı ol. Hayat gibi. Bu arada söz konusu film yakında BMW Türkiye’nin dijital mecralarında yayına girecek. Bu fotoğraf seti ise hissetmediğim depremin, senfoni orkestrası gibi çalışan bir ekibin ve keyifli bir sunuculuk deneyiminin hatırası olarak kalacak. #35mm #leica #leicaM6 #cinestill800t #filmphoto #filmisnotdead #filmphotomag #minimalcar #bmw #3series
Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
%d blogcu bunu beğendi: