İçeriğe geç

MINI COOPER S COUPE

IMG_2568Evet, arayı biraz açtığımın farkındayım. Öncelikle, bir aydır bu testi yazmamı bekleyen okurlarımdan özür diliyorum.

Gelelim minik canavara…

Bazı otomobiller vardır. Fotoğraflarda, gerçekte olduklarından çok daha farklı dururlar. İnternette görürsün; ağzından akan sular göl olur; üç hafta sonra trafikte karşılaştığında ise muz kabuğuna basmış gibi olursun. Bu durumun tam tersi de mümkün… Ekranda İlyas Salman, caddede Tarık Akan gibi görünen araçlar da yok değildir.

Mini Coupe, yukarıda bahsettiğim otomobillerden DEĞİL. Ekranda ne kadar ilginç, tuhaf ve seksi görünüyorsa, gerçek dünyada da o kadar ilginç, tuhaf ve seksi… Standart hatch Mini tasarımına alışan gözler, beyzbol şapkasını ters takmış bu afacana alışmakta epey zorlanıyor. Bu arada beyzbol şapkası muhabbeti benden çıkmış bir geyik değil, bizzat aracın tasarımcısı Gert Hildebrand’a ait. Abimiz otomobilin tavan tasarımını yaparken, şapkasını ters takan oğlundan ilham aldığını söylüyor. Dua edelim ki, oğlu fötr falan takmıyordu.

IMG_2601

En az Lancia Hyena kadar cesur tasarlanmış bu Mini’nin arkasında oturmayı planlayan yolcular, kendilerini otobüs durağında bulacak çünkü içeride sadece iki koltuk mevcut. Aracın daha rijit olması için yapılan iyileştirmeler sonucunda, Coupe, standart Cooper S’ten 25 kg daha ağır basıyor. Ayrıca giden koltukların ardından bagajın bir Mini için epey geniş olduğunu da belirtmem gerek. Tamam tamam, adet bozulmasın: Bagaja iki tane Mehmet Ali Alabora ya da üç tane Mehmet Ali Erbil sığacaktır (acaba cesetler nereye gitti? bilmem, youtube’a gitmiş olabilir mi?).

Dışarıda bahsedilmeye değer son detay aktif arka spoyler… Bir Mini’de ilk kez kullanılan bu sevimli yaratık, 80 km/s hızdan sonra otomatik olarak açıldığı gibi, isterseniz konsoldaki bir tuşla da açılabiliyor. Böyle minik bir oyuncakta bu tarz ‘süperspor’ detayları görmek sahiden hoş.

IMG_2662

IMG_2637Kapıyı açıp kendimi koltuğa bırakmadan önce, bedenimin alacağı yolun hatch Mini’lerdekiyle aynı olacağını düşünerek kendimi aşağı bırakınca, montumun sol yanındaki dikişler cart diye açılıyor. Koltuğun aşağıda olduğuna mı sevinsem, yoksa montuma mı üzülsem bilemeden, içeri yerleşiyorum. Evet, normal Mini’lere kıyasla, daha alçakta oturuyorum ama koltuğun biraz daha aşağıda yahut pedalların azıcık yukarıda olmasına yok demezdim. Çünkü iki koltuklu bir coupe kullanırken, pedallara uzanmış bacaklarımın aldığı şekil, F1 formuna mümkün olduğunca yakın olsun isterim.

Tavan dışarıdan oldukça basık görünüyor biliyorum fakat içeride şaşırtıcı bir baş mesafesi var. 180’lik bir adam, bu otomobili kask takarak rahatlıkla kullanabilir. Konsol bahsinde, hatchback Mini için ne dediysek, coupe için de aynını demek mümkün. Hızlıca tekrar edelim: Duvar saati büyüklüğündeki merkezi gösterge, alışkanlık gerektiren kumanda elemanları ve bolca dairesel form…

IMG_2630Sürücü koltuğunda otururken arkanızı dönünce koca bir plastik duvarla (en alttaki galeriden görebilirsiniz) bakışmaya başlıyorsunuz. Kabini ve bagajı ayıran bu duvarın ortasında, yani iki koltuğun arasında, orta halli bir sırt çantasını sığdırabileceğiniz kadar geniş bir pencere var ki bu sayede bagaja erişiminiz epey rahat oluyor. Duvarın üzerinde ise ince uzun bir arka cam mevcut. Bu camın sunduğu geri görüş neye benziyor biliyor musunuz? Kendinizi bir posta kutusunun içinde hayal edin. Hani tepesinde zarf boşluğu vardır o kutuların. İşte o boşluktan gökyüzünü izlemeye çalışmakla aynı şey. Hele bir de spoyler açıksa, zarf boşluğundan gördüğünüz incecik maviliğin ortasında bir de zarf duruyor demektir. Geri görüş fena…

IMG_2619

Coupe’nin gövdesi hatchback kardeşinden 1 cm daha aşağıda duruyor. Bu, daha sert süspansiyon demektir ki coupe, sahiden de oldukça sert bir otomobil. Ne var ki, bu sertlik, Hattori Hanzo kılıçları kadar keskin bir direksiyonla birleşince ortaya ralli otomobili hissiyatı yaratan bir sürüş karakteri çıkıyor. Coupe sarsılıyor, titriyor, deli gibi yön değiştiriyor ve sürücüsünü, hiperaktif bir köpeğin peşinden koşan eli tasmalı emeklilere benzetiyor. Ayrıca poposunun oyun oynamaya oldukça hevesli olduğunu da söylemeliyim. Kartepe’den inişteki ıslak U virajlarda kendimi resmen Jean Ragnotti gibi hissettim.

Özetle, hatchback kardeşinden daha ilginç görünen, daha sıkı karakterli ve daha enerjik bir otomobilden söz ediyorum. Peki Cooper S mi? Cooper S Coupe mi? Bu sorunun cevabını her zamanki gibi kişisel tercihler belirliyor;

Tamam hatch’in arkasındaki koltuklar hobitler için tasarlanmış olabilir fakat en azından çocuk koltuğu bağlayacak yahut alışveriş çantalarını alacak arka koltukları var. Ayrıca sürüş karakteri günlük kullanıma biraz daha uygun.

Coupe ise yalnızca iki kişi için kullanışlı bir otomobil. Şapkasını ters takmış çocuk enerjisi sürüşüne yansıyor ve bu yüzden zaman zaman yorucu olabiliyor. Fakat coşkusuna ve yaşam enerjisine diyecek yok.

Toyota GT86 ise Coupe’nin 112 binlik fiyatına pis pis sırıtıyor. Zevk meselesi…

Murat Çelik fotolarının tadını çıkarın;

4 replies »

  1. şu minileri bi’ türlü sevemedim gitti…

    ve bu defa hak ettiler; O PARAYA PASSAT ALINIR!

    şaka bi yana iki tane polo gti alınır.

  2. gerçekten arayı fazla açtınız ama güzel bir testle döndünüz, her zamanki gibi çok yönlü bir yazı olmuş. teşekkürler…

    ceset muhabbetinden sonra oto-park tayfası ile “kanka” olduğunuzu düşünmüştüm ama sanırım değilmişsiniz. en azından onların sizi sizin de onları takip ettiğinizi sanıyorum ve bu durum nedense beni mutlu etti 🙂 …lütfen bu sefer arayı çok açmayın, test olmasa bile kısa yazılarınızdan, fotoğraflarınızdan daha fazla gönderin 🙂

    • Teşekkür ederim :)) Otopark ekibini başlarda severek takip ediyordum fakat geyiğin dozajı kaçtığı için uzun süredir bakmıyordum. Ceset muhabbetini de bir okurum dün sayfaya linklemiş 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

16 yaşındaki oğlu McLaren’da mühendislik stajına başlayan arkadaşım Marc dün şöyle bir şey söyledi: Otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Oğluma yıllar önce bir proje otomobili hediye etmeseydim, bugün Senna motoruyla uğraşıyor olmayacaktı. Geçen hafta, yeni otomobilimle ilk sürüşümü Ankara’dan İstanbul’a yaptım. Eve vardığımda, Emre ve Ümit onu incelerken, son enerjimle o anları kaydettim. Film banyodan bugün çıktı ve fotoğraflara bakarken Marc’ı hatırladım, ona hak verdim. Evet, otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Öyle olmasaydı, 35 yıllık bir klasiğin içinde üç yaşına dönen Emre ve Ümit hayatımda olmayacaktı. Otomobiller, güzel şeyler, iyi ki varlar.
“Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Işıkları olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve sürate rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar sarımtırak bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının ve parlayan asfaltın rolleri paylaştığı bir kısa film başlar. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda ise hararetin ve nefesin normale dönüşü beklenir,” diye yazmışım üç yıl önce. Bu sonbaharda bir değişiklik yaptım ve İstanbul’daki gece sürüşlerimin vazgeçilmezlerinden olan yolu elimde kameram, gündüz vakti, yürüyerek geçtim. Hızla yaklaşmaya ve hızla geride bırakmaya alıştığım tanıdık virajları adım adım deneyimlerken çektiğim analog fotoğraflar, yeni bir alışkanlığın hatırası olarak böylece kalsın. #35mm #leica #leicaM6 #kodakportra #filmphoto #filmisnotdead #istanbul
Gün boyu ‘Friends Will Be Friends’ şarkısını mırıldanmış ve gelişigüzel, özensiz analog fotoğraflar çekmiştim. Tam da Kodak Gold’un sevdiği gibi...
Güzel bir haber: Benim de yazarlarından biri olduğum Borusan Turuncu, Uluslararası Stevie İş Ödülleri 2019’un blog kategorisinde altın ödüle layık görüldü. Hafta sonu Viyana’da düzenlenen törende Borusan Holding’i ve Turuncu’nun 150’den fazla yazarını temsil etmek gurur vericiydi. Blogu kuran ve yaşatan sevgili arkadaşım Merlin’le birlikte, tüm dünyadan yüzlerce iş insanına hikayenin profesyonel yaşamdaki kıymetini hatırlattık. #borusanturuncu #stevies2019
Bu hafta Yeni BMW 3 Serisi için hazırlanan bir filmin sunuculuğunu yaptım. Yaklaşık yirmi kişilik kalabalık bir ekip olarak, çekimde otuz saatten fazla zaman geçirdik. Yorucu fakat çok keyifli bir deneyimdi. Set ekibinin bir arada çalışma uyumundan ve kısa bir film için sarf edilen çabadan o kadar etkilendim ki aralarda birkaç kare otomobil fotoğrafı kaydederim düşüncesiyle kamerama sürdüğüm filmi bu insanlara adamak istedim. Gördüğünüz fotoğraf seti Leica M6 ile Cinestill 800T filme kaydedildi. Herhangi bir dijital müdahale içermeyen fotoğrafların anormal renklerini ise deprem yarattı. Evet. Filmin banyosu sürerken başlayan deprem elektrik akımını sertçe dalgalandırınca, renkler bu hale geldi. Hatta bazı karelerde kimyasal damlacıklarının izlerini görebilirsiniz. Analog fotoğrafçılığın hem cilvesi hem öğretisi: İyi düşün fakat her şeye hazırlıklı ol. Hayat gibi. Bu arada söz konusu film yakında BMW Türkiye’nin dijital mecralarında yayına girecek. Bu fotoğraf seti ise hissetmediğim depremin, senfoni orkestrası gibi çalışan bir ekibin ve keyifli bir sunuculuk deneyiminin hatırası olarak kalacak. #35mm #leica #leicaM6 #cinestill800t #filmphoto #filmisnotdead #filmphotomag #minimalcar #bmw #3series
Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
%d blogcu bunu beğendi: