İçeriğe geç

YENİ POLO: B BUÇUKTAN GOLF

DSC03313Lansmanlarda kullandığım araçların notlarını, lansmanın teri soğumadan yazma adetim vardır, bilirsiniz. Ne var ki Polo’nun İzmir’de düzenlenen lansmanından sonra memleketimizin canını yakan Soma faciası nedeniyle elim klavyeye bir türlü varmadı. Bu yüzden, sabırla Polo notlarını bekleyen okurlarımın affına sığınarak başlamak isterim.

***

Nefis bir İzmir sabahında, kulağımda bu tınılarla başladım o güne.

Hava alanında araçlarımızı teslim aldık ve yeni Polo’nun en ucuz versiyonunun (1 litre, 75 bg, Trendline) yolcu koltuğunda yerimi aldım. Direksiyonda ise evo’dan Bahadır Bektaş… Herkese bir otomobil düşmediği için eküri ruhunu yaşatmak zorunda kalsak da, halimden oldukça memnun biçimde, başladım otomobili dinlemeye. İşte yolcu koltuğundan notlarım;

1 litrelik motorun sesi müthiş ki bana Smart Roadster’de kullanılan 0.9 litrelik üniteyi hatırlattı. Aletin sesi 4000 rpm’den sonra öyle tatlı bir tınıya bürünüyor ki, insan sahiden keyif alıyor. Downsizing modasının bu tarz nimetlerini görmek gerçekten güzel…

NVH düzeyi saygıyı hak ediyor. Şöyle izah etmeme izin verin: Yeni Polo o kadar sessiz, pürüzsüz ve akıcı yürüyor ki, bu haliyle bana abisine ‘müdür’, ‘başgan’ yahut ‘hacı’ diye hitap etmekten çekinmeyen zıpır kardeşleri hatırlattı. Aracın rafinelik seviyesiyle B segmentinde açık biçimde ilk sırada olduğunu belirteyim.

Gelelim minik motorun performansına. Öncelikli beklentiniz ‘iyi kaçan’ bir Polo ise, yanlış motorla ilgileniyorsunuz demektir zira 1 litrelik ünite şehir içi kullanımlarında gayet yeterli olsa da, uzun yolda (özellikle sollamalarda) sabır gerektiriyor. Aracın direksiyonuna geçtiğimde motoru şöyle bir zorladım ama ikinci viteste hıçkırık kıvamında bir patinajdan fazlasına nefesi yetmedi…

***photo3

Hem aracın sunumu, hem de öğle yemeği için Urla Şarapçılık’ın tesislerinde toplandık. Yediğim içtiğim bende, toplantı notları aşağıda;

Yeni Polo’nun nesi yeni?

Otomobilin gövdesinde kolay kolay fark edilmeyecek kadar nazik bir makyaj söz konusu. Ön panjur, alt aydınlatma grubu (sis farı, gündüz farı ve statik dönüş aydınlatması içeriyor) ve hafifçe elden geçirilen stoplar hariç, eskisiyle neredeyse aynı görünen bir Polo’dan söz ediyoruz. Bu arada aydınlatma demişken, B segmentinde, opsiyonel de olsa, LED farlar sunan bir otomobil var artık.

Yeni Polo, gövdesindeki görsel detay değişimiyle ‘makyaj nedir, nasıl olmalıdır?’ sorusuna çok sıkı bir cevap veriyor. (Bu cümleyi lansmandan aylar önce twitter hesabımdan paylaşmıştım; yanılmadığımı görmek güzel)

İçeride ise Golf’e ‘hacım’ diye hitap eden direksiyon ve dokunmatik multimedya ünitesi ‘yeni’. Kabin genel anlamda eskisinden çok farklı olmasa da, minik değişimlerle ‘tozu alınmış ev’ hissiyatını yaratmayı başarıyor.

Değişimin büyüğü ise sizin de bildiğiniz gibi kaputun altında… Yepisyeni motor gamını aşağıdan görebilirsiniz;photo4

Çok tartışılan kısma, nimetin külfetine, geldik. Siz önce aracın fiyatlarına aşağıdan bir bakın, yorumu sonra yapalım… photo5

İlk gördüğünüzde muhtemelen siz de böyle bir tepki verdiniz. Ne var ki, güncel piyasa koşullarında ESP’yi bütün donanımlarında standart olarak sunan bir otomobil için bu fiyatlar çok pahalı değil. Rakiplerin fiyatlarına falan da bir göz gezdirirseniz, dellenip isyan çıkarmanız muhtemeldir. Piyasa piyasa değil…

***photo6

Urla’dan şehir merkezindeki otelimize giden yolda Bahadır’la koltukları değiştik. Baz donanımlı aracın direksiyon başından notları ise şöyle;

Olgun otomobil hissiyatı komik derecede yüksek…

Polo sportiflik konusunda halen aynı düşüncede… Yani bir Fiesta kadar sportif olmadığı aşikar fakat, az önce de dediğim gibi, insana B segmentinden daha fazlasını hissettirmeyi çok iyi biliyor.

Vergilerin ve kurun fenalarda olduğu bir ülkede, C segmentine parası yetmez olanlara göz kırpıyor yeni minik…

***DSC03334

En ucuzunu kullandım, OK.

Herkes Kordon’da yürüyüşe çıkmışken, en pahalı benzinli versiyonu da kullanmak ve birkaç fotoğraf çekmek fena olmaz diye düşünüp üstte fotoğrafını gördüğünüz gırtlağına kadar dolu Polo ile yollara düştüm.

Açıkçası söyleyecek çok fazla şeyim yok. DSG ile birlikte çalışan 1.2 TSI’ın performansı çok çok yeterli. Bu motorla şehir içinde 7 litre tüketmek için cimrileşmenize gerek yok. DSC03329

İç mekan ise elinize cuk diye oturuyor. Her şey, tıpkı diğer VW modellerinde olduğu gibi, ‘orada’.

Cam tavan büyük güzellik, paranız yetiyorsa boş geçmeyin.

B segmentine 50’li rakamlara alıştıysanız, şunu söyleyeyim: Parasının hakkını veriyor (yazarken içim bir tuhaf oldu).

***

Güzel memleketimizin otomobil vergilendirme sistemi, ciğerli bir makineye sahip olma ümitlerimi güneşle birlikte suya batırırken, ben test aracımdan çoktan ayrılmış, Kordon’da bir bankta oturuyordum…

***photo1

Bir başka mevzu: Volkswagenim

Nedir bu olay?

Artık aşağıdaki hizmetlerden yararlanabileceğiniz online bir Volkswagen platformu var! Üstelik etkinliklere başvurmak yahut online alışveriş yapmak için VW sahibi olmanız gerekmiyor.photo2

Sürekli olarak gelişen Volkswagenim sayfasından uzun vadede ilgi çekici projeler çıkacaktır. Takip etmeye değer.

***

İsmail’in yaptığı diğer test sürüşlerine buradan ulaşabilirsiniz. Haydi şimdi galerinin tadını çıkarmaya;

 

 

Reklamlar

11 replies »

  1. elinize sağlık, güzel bir yazı olmuş… esp, micrada 2012 soundan beri standart. yasalar olmasa polonun daha da koyacağı yoktu ya, neyse.

  2. uzak doğulu rakiplerinden korkarak “ben yeniyim, ben yeniyim” diye zıplayan bir Alman modeli daha görüyoruz desem ne dersiniz? resimler bu otomobilin lansmanını çok güzel yapmış: 44km/h ortalama ile 8 litre yakan çook ekonomik bir B sınıf… sunumda ise 4,7lt yakıt ortalaması verilen bir model. %70 SAPMA İLE DÜNYA REKORU.

      • hımm. Haklısınız galiba.
        Sağ tarafta 510 km gibi bir değer var onu anlamadım ama diğer bilgiler şöyle görünüyor: 10km mesafe, 44km/h hızla 14 dakikada gidilmiş ve ortalama ölçüm sonucu 8lt/100km çıkmış. Yol bilgisayarı bu sürede sağlıklı bir ölçüm yapamaz çünkü bunlar birkaç dakikada bir ölçüm yapıyor benim bildiğim kadarıyla ve 14 dakikada sadece 4-5 defa ölçüm yapmıştır. motorun da yeni çalıştırıldığı bir zaman diliminde sonuç normal görünüyor.
        Bu durumda Polo’ya haksızlık etmişiz.
        İhtiyarlık işte, idare edin bizi genç mühendis arkadaşlar 🙂

  3. İsmail Bey ellerinize sağlık… şöyle bir dip not düşmek istiyorum volksvagen bayisinde 07.07.2014 tarihinde gittiğimde aracı baktım LED farlar gündüz farı opsiyonel olarak ülkemize verilememektedir diyorlar bayiide. Aracı donanımlı opsiyonel alıp 60 bin tl veriyorsunu ama Led gündüz farları yok normal far var? bu konuda bilginiz varsa, cevaplarsanız sevinirim.

  4. eski polonun (choreme edition) malzeme kalitesi daha iyi gibi duruyor ayrıca yeni poloya led farları koydunugunuzda golf ten daha yakışıklı olur buda türkiye’de poloyu dahada populer hale getirir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

“Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Işıkları olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve sürate rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar sarımtırak bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının ve parlayan asfaltın rolleri paylaştığı bir kısa film başlar. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda ise hararetin ve nefesin normale dönüşü beklenir,” diye yazmışım üç yıl önce. Bu sonbaharda bir değişiklik yaptım ve İstanbul’daki gece sürüşlerimin vazgeçilmezlerinden olan yolu elimde kameram, gündüz vakti, yürüyerek geçtim. Hızla yaklaşmaya ve hızla geride bırakmaya alıştığım tanıdık virajları adım adım deneyimlerken çektiğim analog fotoğraflar, yeni bir alışkanlığın hatırası olarak böylece kalsın. #35mm #leica #leicaM6 #kodakportra #filmphoto #filmisnotdead #istanbul
Gün boyu ‘Friends Will Be Friends’ şarkısını mırıldanmış ve gelişigüzel, özensiz analog fotoğraflar çekmiştim. Tam da Kodak Gold’un sevdiği gibi...
Güzel bir haber: Benim de yazarlarından biri olduğum Borusan Turuncu, Uluslararası Stevie İş Ödülleri 2019’un blog kategorisinde altın ödüle layık görüldü. Hafta sonu Viyana’da düzenlenen törende Borusan Holding’i ve Turuncu’nun 150’den fazla yazarını temsil etmek gurur vericiydi. Blogu kuran ve yaşatan sevgili arkadaşım Merlin’le birlikte, tüm dünyadan yüzlerce iş insanına hikayenin profesyonel yaşamdaki kıymetini hatırlattık. #borusanturuncu #stevies2019
Bu hafta Yeni BMW 3 Serisi için hazırlanan bir filmin sunuculuğunu yaptım. Yaklaşık yirmi kişilik kalabalık bir ekip olarak, çekimde otuz saatten fazla zaman geçirdik. Yorucu fakat çok keyifli bir deneyimdi. Set ekibinin bir arada çalışma uyumundan ve kısa bir film için sarf edilen çabadan o kadar etkilendim ki aralarda birkaç kare otomobil fotoğrafı kaydederim düşüncesiyle kamerama sürdüğüm filmi bu insanlara adamak istedim. Gördüğünüz fotoğraf seti Leica M6 ile Cinestill 800T filme kaydedildi. Herhangi bir dijital müdahale içermeyen fotoğrafların anormal renklerini ise deprem yarattı. Evet. Filmin banyosu sürerken başlayan deprem elektrik akımını sertçe dalgalandırınca, renkler bu hale geldi. Hatta bazı karelerde kimyasal damlacıklarının izlerini görebilirsiniz. Analog fotoğrafçılığın hem cilvesi hem öğretisi: İyi düşün fakat her şeye hazırlıklı ol. Hayat gibi. Bu arada söz konusu film yakında BMW Türkiye’nin dijital mecralarında yayına girecek. Bu fotoğraf seti ise hissetmediğim depremin, senfoni orkestrası gibi çalışan bir ekibin ve keyifli bir sunuculuk deneyiminin hatırası olarak kalacak. #35mm #leica #leicaM6 #cinestill800t #filmphoto #filmisnotdead #filmphotomag #minimalcar #bmw #3series
Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
%d blogcu bunu beğendi: