İçeriğe geç

DETAYLI TEMİZLİKTEN BİR DETAY

Okul öncesi çağımda, otomobil denen şeyin üç beş ayda bir değiştirilmesi gerektiğini sanırdım. Bu sanrının sebebi babamdır. Otomobilin otomobil muamelesi gördüğü doksanlı yıllarda, evimizin aile otomobili çok sık değişirdi. Öyle ki bir noktadan sonra otomobilin mevsimlik olduğunu düşünmeye başladım. Karakterinin temelinde kurallara saygı, detaycılık ve düzen olan babamın otomobillerine nasıl baktığını tahmin edersiniz. Hemen her pazar günü otomobil yıkama seansları düzenlenir ve zorlu iç mekan detayları hep bana kalırdı: Havalandırma çıkışları, vites körüğü, radyo ve klima kontrol kumandalarının milimetrik boşlukları gibi…

Çocukluk güzel şey. Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, söz konusu otomobil temizliği çalışmalarını unutmuyorum. Kenarlarına bezle ince ince girdiğim tuşlardan çıkan sesleri dahi tüm berraklığıyla hatırlıyorum. Bu noktada, otomobille samimiyet kurmak için onu kendi ellerimizle yıkamaktan daha iyi bir yöntem bilmediğimi söylemeliyim. Tamam, sürüş yapmak otomobil sevgisinin çekirdeğidir ancak bu şeyleri park halindeyken sevebilmenin bir yolu olmalı değil mi?

Bugün hava çok soğuk. Otomobilimi temizlemek için sıcak suyla doldurduğum kovadan ellerimi çıkardığım anda hayatımın geri kalanında ellerim olmadan idare etmek zorunda kalacağımı hissediyorum. Bu yüzden, Naz isimli BMW Z3 Coupe 3.0i otomobilimin banyosunu profesyonel ellere bırakmak mantıklı geldi. Peki bir serbest zaman aktivitesi olarak otomobil temizliği pratiğine ne olacak?

bmw-z3-coupe-tool-kit-2

Yukarıdaki fotoğrafta BMW Z3 Coupe’nin bagajında yer alan araç gereç takımını görüyorsunuz. Dün otomobilimin aküsünü yenilerken, bu takımın biraz tozlandığını fark ettim. Ayrıca plastik yüzey ile bazı metal parçaların etkileşiminden kaynaklı sesler pek hoşuma gitmediğinden, konuya bir çözüm getirmek için seti otomobilden ayırıp eve aldım. Mutfak tezgahı temizlik tezgahına dönüştü ve kimyasallar, kullanılmayan tişörtler, fırçalar ve ömrünü tamamlamış bir kredi kartı yan yana dizildi. Bütün takımı temizlemem yaklaşık üç saat sürdüyse de bu sırada yakaladığım küçük bir detay tüm yorgunluğa değdi.

bmw-z3-coupe-tool-kit

Yukarıdaki otomobil figürü, setin reflektör bölümünün altına uyarı için çizilmiş. Reflektörün minimum 100 metre geriye kurulması gerektiğini söylüyor. Bu uyarı için herhangi bir ‘mikifare otomobili’ figürü yerine bizzat Z3 Coupe’nin çizilmiş olduğunu görünce, otomobili tasarlayan küçük ekiple tanışma arzum daha da güçleniyor. Aracın neredeyse hiç görülmeyen bir köşesinde yakaladığım bu detayın, Dr. Burkhard Göschel liderliğindeki ekibin detaycılığıyla ilgili önemli bir mesaj verdiğini düşünüyorum.

Elimdeki diş fırçasını çözeltiye bir kez daha iştahla bandırıp figürü ‘fıtı-fıtı’larken gevşek gevşek sırıtıyor ve otomobilimi ne kadar sevdiğimi hissediyorum. Çocukluğum benden giderek uzaklaşıyor ve babam artık her pazar otomobil yıkamıyor. Bense, geçmiş zamanda kalmış bir tadı yeniden duyabilmek umuduyla, babamdan uzakta, mikrofiber beze sıkıca sarılıyorum. 

2020 yılının Nisan ayından bir ekleme;

Zaman çok hızlı ilerliyor. BMW Z3 Coupe’nin araç gereç takımını temizlediğim günün üzerinden üç yıl üç ay geçmiş. İnanması güç.

Ve bugün, COVID-19 hastalığının neden olduğu pandemi yüzünden evden çıkamadığım dördüncü haftadayım. Yoksa beş miydi? Umarım üç yıl üç ay sonra geriye dönüp baktığımızda şaşıracağımız tek şey yine zamanın ilerleme hızı olur.

Sürüş yapmaya hasret kaldığım bugünlerde otomobil temizlemenin rahatlatıcı etkisine hiç olmadığı kadar sık başvuruyorum. Geçen yıl aileye katılan 1984 model BMW 520i otomobilimin 35 yıllık deri döşemeleri Yıldız Tilbe’nin cildi kadar çaresiz görünüyordu. Klasik otomobillerin deri döşemelerindeki yıpranmalar geride bırakılmış yılların ifadesi açısından benim için çok kıymetli. Ayrıca yaşlı bir otomobilin içinde yepyeni deriler görünce, orta yaş kriziyle kendisini bir bandana ile Harley’in arasına sıkıştırmış kısa boylu insanları görmüş gibi oluyorum. Dolayısıyla az evvel bahsettiğim çaresizliğin temizlik ve bakım ihtiyacıyla alakalı olduğunu not edeyim.

Dün Instagram profilimde (@issterzi) paylaştığım yukarıdaki fotoğraftan sonra birçok takipçim temizlik ve bakım için kullandığım kimyasalların markasını sormuş. Hem temizlik hem de bakım için İngiliz Auto Finesse kimyasallarını kullanıyorum. Deri temizleme spreyini yüzeye uyguladığım fırça ise yine İngiliz Valet Pro markasından. Yöntem konusunda ürünlerin kutularındaki adımları takip ediyorum, şu ana kadar beklenmedik bir durumla karşılaşmadım.

Bu hafta sonu ön koltuklar için toplamda altı saat mesai yaptıktan sonra, arka ‘kanepe’nin temizliğini ve bakımını önümüzdeki hafta sonuna bıraktım.

Tertemiz ve yumuşacık koltukların üzerinde sürüş yapacağımız günlerin bir an önce gelmesi dileğiyle…

12.04.2020

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

INSTAGRAM

Bahçeköy Orman Yolu rüyalarımdan bir parça.
20 Mart 1984’te, henüz 1164 kilometredeyken, Frankfurt’ta ilk servisi yapıldı.
Trakya kırlarında akşamüstü gezintisi.
Üç yıl önce bugün.
Burası Bolu ile Yedigöller Milli Parkı arasında uzanan dağ yolu. Görüşün ve zeminin sürekli olarak değiştiği parkurda, tutunma ruleti oynayarak geçirdiğim doyurucu sürüş dakikalarının ardından, çok önemli bir teslimatı tamamlamanın mutluluğunu yaşıyorum. #familytime
BMW i4’le 2000 kilometrelik yol arkadaşlığımızdan bazı notlar.
Bahçeköy Orman Yolu’nda bir Isetta’nın direksiyonuna geçmeyi ve Gran Turismo coşkusuyla sürüş yapmayı gerçekten çok istiyorum. Bu fantastik sürüşe, bas efsanesi Charles Mingus’un Isetta döneminde kaydettiği Haitian Fight Song’u bence çok yakışır ve otomobil, yol, sanat üçlüsü eşsiz biçimde tamamlanırdı.
1955 yılının Paris Otomobil Fuarı’nı ziyaret edenler, geçen yüzyılın dört tekerlekli rock yıldızlarından birisinin doğuşuna tanıklık ettiler. İsmi bizdeki karşılığıyla ‘tanrıça’ ya da ‘ilahe’ anlamına gelen bu otomobilin ziyaretçiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığı, fuar süresince imzalanan 79.000 sipariş formundan tahmin edilebilir.
Amsterdam sakinlerinin bisikletle ilişkisini gözlemleyen bir gezgin, bu şehrin tekerleğin icadına dair kutlamaları neden bu kadar uzatıp abarttığını düşünse yeridir. Tarihi kanallar boyunca tez canlı pedal çeviren kadın ve erkek yüzlerinden bir coşku, bir gurur, bir iştiyak okunuyor ki Avrupa’nın başka şehirlerinde benzerini görmedim. Hollanda başkentine özgü olduğunu düşündüğüm bir diğer konuysa bisikletlinin yayalar da dahil olmak üzere çevresine son derece kayıtsız, bazen saygısız ve çoğu zaman kurumlu olması. Bizim memlekette, sıfır kilometre B sınıfı sedan aldıktan sonra, kendisini tanrı ilan etmiş gibi süren başıbozuklardan hatırlayabileceğiniz bir tutum.
Bir teknoloji kampüsünde değil, Bavyera’da üretildiğini açıkça hissettiren ve Uçmakdere gibi zorlayıcı rotalarda elektrikli oluşuna sığınıp kolaya kaçmak, çam devirmek yerine sürüş keyfinin geleceğine dair umutlarımı tazeleyen bir otomobil.
2016 yılının Eylül’ünden bir akşamüstü.
Yeni BMW i4 ve Yeni BMW 2 Serisi Active Tourer Ürün Lansmanı Satış Eğitimi için, iki hafta boyunca, BMW ailesinin yaklaşık 450 üyesini Antalya’da ağırladık.

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

%d blogcu bunu beğendi: