İçeriğe geç

HAHNTENNJOCH GEÇİDİ – BİRİNCİ BÖLÜM

IMG_6692

Bilmem şaşırır mısınız, uzunca zamandır, Türkiye’de pek nadiren otomobil kullanıyorum. Direksiyona geçmeyi azalttım, sigarayı azaltır gibi… Ne var ki, durumumun sigarayı azaltanlarla aynı olmadığını bilmelisiniz. Otomobili bırakmaya çalışmıyorum. Otomobile tutunmaya çalışıyorum.

İstanbul’da yaşayan dostlar iyi bilir. Otoparktan çıktığınız anda, yüzlerce arka farın ardında hapsolduğunuz bir şehir burası. Söylesenize hangi otomobil hak eder Avcılar trafiğinde kaybolmayı? Hangi otomobil istemez tek celsede uzun uzun yollar kat etmeyi? Tamam, bazıları istemez ama konumuz o değil. Konumuz, İstanbul’un sürüş yapmak için elverişli sayılacak bir ortama sahip olmayışı. Tabii sürüşten kastınız ‘dip basık’ ‘the makina’nızla Florya’da turlamaksa o ayrı…

Otomobile tutunmaya çalışıyorum. Evimin kapısını kapatmamla, ofisimin kapısını açmam arasında beş dakika var. Beş yürüme dakikası. Otomobile tutunmaya çalışıyorum. Naz’ı kapalı, nemsiz ve güvenli bir garajda saklıyor; çok nadiren çıkarıyorum dışarı. Otomobile tutunmaya çalışıyorum. Göğsümü gere gere ‘sürüş yaptım’ diyemeyeceksem, metrobüse binmeyi tercih ediyorum. Hem daha ucuz.

Münih Havaalanı’nda, kiralık otomobilimi teslim almak için girdiğim sıranın erimesini bekliyorum. Merhaba Elisa. Kendisi kiralık otomobilimi teslim alacağım kişi. Elisa önemli biri. Fakat istediğim aracın uygun olmadığını söyleyip bir başka spor otomobil öneriyor bana Alman dostum. Önerisine ‘hayır, eşcinsel değilim, başka ne var?’ cevabını aldığında ise manuel şanzıman önceliğimden vazgeçtiğim takdirde seçeneklerin çoğalacağını söylüyor. Bayramlığını tam anlamıyla içine sindiremeyen ve zaman baskısı yüzünden düşünceli hallere bürünen çocuklarda rastlayacağınız bir yüz ifadesiyle, ‘neymiş o seçenekler?’ diye yanıtlıyorum. Abarth 124 Spider? Az önceki bayramlığın yakasına iliştirilen bir akrep rozeti. Gülümseyen bir çocuk. Otomobile tutunmaya çalışan bir çocuk.

Geçen yılki Alp Rotası sürüşümde kullandığım BMW Z4’ün otoparktaki yerini bulana kadar akla karayı seçmiştim. Bu kez çok zor olmuyor ve devlet dairesinde tanıdığı olan yenge özgüveniyle otomobile doğru adımlıyorum. Kiralık otomobillere ayrılan P6 otoparkı Sovyet yapıları kadar soğuk, daraltıcı, hatta monokrom bir yerdir. Fakat bunun binayla bir ilgisi olduğunu düşünmeyin. Bilmem kaçıncı fazını kucaklamaya hazırlanan endüstri devriminin duyguları hiçe sayılmış otomobilleriyle dolu bu alan daima üzmüştür beni. Tıpkı duyguları hiçe sayılmış binlerce tavuğun doldurulduğu yumurta fabrikalarının üzdüğü gibi… Almanya gibi bir otomotiv cennetinde bile hatırı sayılır bir kıymet gören şu M6’nın durumu, nemli ve karanlık bir günah evinde yitip giden bir güzelden ne kadar farklıdır?

Bu yüzden kararlıyım. Elimdeki anahtarla açılan Abarth 124 Spider’ı sıkışıp kaldığı P6’dan, bulunduğu şehrin sokaklarından ve birçok insanın üzerinde gazlamayı marifet saydığı otobanlardan uzaklaştıracağım. Onu dünyanın en etkileyici dağ geçitlerinden biriyle taltif edeceğim için, P6’nın beşinci katında adımlarımla birlikte heyecanım da yankılanıyor.

Münih’ten hızla uzaklaşmak ve geçen yıl neredeyse tamamını geçtiğim Alman Alp Rotası’nın en fotojenik noktalarından biri olan Sylvenstein üzerinden Avusturya’ya ulaşmak istiyorum. Orada, adı pek duyulmamış olsa da, gerçek sürüş delileri için cennet sayılacak bir geçit bizi bekliyor.

IMG_6666

Sylvenstein See

Nasıldır bilirsiniz. Bir rota sürüş yapmak için elverişli görünen estetik virajlara ve etkisi uzun süren doğal güzelliklere sahipse çekim merkezine dönüşür. Kamp yapmakla taşınmak arasındaki kalın çizgiyi karavanının arkasına bağladığı otomobiliyle aşanlar, deri yelekli ve cinsel problemli chopper binicileri, kuşkonmaza konan kuşu fotoğraflayabilmek umuduyla saçma sapan yerlerde park eden doğa fotoğrafçıları, nereye gittiklerini hep merak ettiğim bisikletçiler ve tabii ki tamamı birbirinden tuhaf otomobil delileri… Herkes orada, herkes tutkulu, herkes obsesif. İşte İtalya’nın pek meşhur Stelvio Geçidi’nden yıllar yılı uzak durmam tam olarak bu yüzdendir. Binlerce kilometre yol yapıp karavan sollamaya hiç niyetim yok… Otomobile tutunmaya çalıştığımı söylemiştim değil mi?

Hahntennjoch Geçidi (Han-Tın-Yok diye okunuyor) ise başka. Burada klasik Alp geçidi karakterlerine pek rastlanmıyor. Nedenini anlatacağım. Ama önce, geçidin tam ortasında bulunan ve her yanını süsleyen doldurulmuş hayvanlarıyla aklımı alan otelime yerleşmem gerek. Biraz nefes iyi gelecektir…

*

Okura not: Yazının görsel açıdan dolu dolu olmadığının farkındayım fakat instagram profilimde (@issterzi) bu sürüş boyunca çekilmiş bolca fotoğraf ve video bulabilirsiniz.

Okura ikinci not: Okumaya kıymet veren insanlar görmek ne güzel. İyi ki varsınız.

*

SON

Reklamlar

5 replies »

  1. Başğan hemen bitiyor, iftar vaktine yaklaşılan son dakikalardaki açlıkla bekliyorum serinin devamını.
    Ağzımın suyu aktı bee

  2. Şu yerlere 2-3 saat mesafede yaşayıp canım sıkıldığında basıp gidemeyişim yüzünden kendimi bıçaklayasım geliyor.

  3. Yazıyı okumaya başlayınca iftarda sigarasını yakan tiryaki gibi ferahladım, başka alemlere daldım. Plastik kalitesi ve rakamlardan oluşan “TEST”lerden sonra dağ havası gibi geldi eline sağlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

“Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Işıkları olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve sürate rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar sarımtırak bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının ve parlayan asfaltın rolleri paylaştığı bir kısa film başlar. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda ise hararetin ve nefesin normale dönüşü beklenir,” diye yazmışım üç yıl önce. Bu sonbaharda bir değişiklik yaptım ve İstanbul’daki gece sürüşlerimin vazgeçilmezlerinden olan yolu elimde kameram, gündüz vakti, yürüyerek geçtim. Hızla yaklaşmaya ve hızla geride bırakmaya alıştığım tanıdık virajları adım adım deneyimlerken çektiğim analog fotoğraflar, yeni bir alışkanlığın hatırası olarak böylece kalsın. #35mm #leica #leicaM6 #kodakportra #filmphoto #filmisnotdead #istanbul
Gün boyu ‘Friends Will Be Friends’ şarkısını mırıldanmış ve gelişigüzel, özensiz analog fotoğraflar çekmiştim. Tam da Kodak Gold’un sevdiği gibi...
Güzel bir haber: Benim de yazarlarından biri olduğum Borusan Turuncu, Uluslararası Stevie İş Ödülleri 2019’un blog kategorisinde altın ödüle layık görüldü. Hafta sonu Viyana’da düzenlenen törende Borusan Holding’i ve Turuncu’nun 150’den fazla yazarını temsil etmek gurur vericiydi. Blogu kuran ve yaşatan sevgili arkadaşım Merlin’le birlikte, tüm dünyadan yüzlerce iş insanına hikayenin profesyonel yaşamdaki kıymetini hatırlattık. #borusanturuncu #stevies2019
Bu hafta Yeni BMW 3 Serisi için hazırlanan bir filmin sunuculuğunu yaptım. Yaklaşık yirmi kişilik kalabalık bir ekip olarak, çekimde otuz saatten fazla zaman geçirdik. Yorucu fakat çok keyifli bir deneyimdi. Set ekibinin bir arada çalışma uyumundan ve kısa bir film için sarf edilen çabadan o kadar etkilendim ki aralarda birkaç kare otomobil fotoğrafı kaydederim düşüncesiyle kamerama sürdüğüm filmi bu insanlara adamak istedim. Gördüğünüz fotoğraf seti Leica M6 ile Cinestill 800T filme kaydedildi. Herhangi bir dijital müdahale içermeyen fotoğrafların anormal renklerini ise deprem yarattı. Evet. Filmin banyosu sürerken başlayan deprem elektrik akımını sertçe dalgalandırınca, renkler bu hale geldi. Hatta bazı karelerde kimyasal damlacıklarının izlerini görebilirsiniz. Analog fotoğrafçılığın hem cilvesi hem öğretisi: İyi düşün fakat her şeye hazırlıklı ol. Hayat gibi. Bu arada söz konusu film yakında BMW Türkiye’nin dijital mecralarında yayına girecek. Bu fotoğraf seti ise hissetmediğim depremin, senfoni orkestrası gibi çalışan bir ekibin ve keyifli bir sunuculuk deneyiminin hatırası olarak kalacak. #35mm #leica #leicaM6 #cinestill800t #filmphoto #filmisnotdead #filmphotomag #minimalcar #bmw #3series
Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
%d blogcu bunu beğendi: