İçeriğe geç

X BİR YER: GAZİANTEP

Size karşı dürüst olacağım: Hatırı sayılır bir süredir yemek yemedim. Günlerden Cumartesi, sabahın erken sayılacak saatleri. Fotoğraflarda gördüğünüz BMW X1’in direksiyonunda, Adana-Gaziantep otoyolunun orta şeridinde, 120 km/s sabit hızla ilerliyorum. Uzun yol mahmurluğu açlığımla karışmış durumda. Ötede gördüğüm ve kim bilir ne tür bir yakıtla yol alan kamyondan birkaç seçim çalışmasına yetecek kadar duman yükseliyor. Kamyonu o haliyle dev bir mangala benzetiyorum, dev bir tekerlekli mangala…

Ülkemizin en önemli ulaştırma yapılarından birisi olan ve Nurdağı ilçesinde bulunan Atatürk Viyadüğü her zamanki esintisinden bir şey kaybetmemiş gibi görünüyor. Camlardan birini açıyor, X1’in kabinini dolduran yol şarkılarını yükseklerin tertemiz esintisiyle havalandırıyor ve Gaziantep’e varmadan önce enerjimi son bir kez tazeliyorum. Sürüşle, keşifle ve bolca ‘ara’ öğünle değerlendirmeyi planladığım 24 saatlik Gaziantep kaçamağı başlasın!

Şehir merkezine ulaştığımda kaçınılmaz bir acelecilikle otomobili park ediyor ve soluğu 20 metrekarelik küçücük bir dükkanda alıyorum. Ocağın gerisinde iki usta, onlara yardım eden ve daracık mekanda akrobatik hareketlerle oradan oraya koşuşturan iki çırak ve geriye kalan kıymetli metrekareleri dolduran müşteriler… Spor motosikletlerde bulabileceğiniz artçı selelerini andıran daracık ve yüksek bir taburede rahat etmeye çalışarak ilk ısırığı alıyorum. Böylece dünya yeniden renkli bir yere dönüşüyor.

Burayı lezzetli yemeklerden ibaret, tek boyutlu bir kent olarak düşünmeyin. En azından karnınız tokken… Zira Gaziantep’te deneyimlenmesi gereken en kıymetli şeylerden birisi, beslenme eylemine gösterilen özen ve saygı. Gıdanın niteliğinden ve ücretinden bağımsız olarak, yemek yemek çok kıymetli bir ritüel bu topraklarda. Dolayısıyla tabana yayılmış, zengin yemek kültürü yaşamaya devam ediyor. Şehri ziyaret etme fırsatınız olduğunda, herhangi bir esnafa selam verip yemek konusunda tavsiye isteyebilir ve konunun ne kadar ciddiye alındığını görünce beni anabilirsiniz.

Dürüm formundaki ilk ‘ara’ öğünümün ardından, sırada meşhur Elmacı Pazarı’nda alışveriş yapmak var. Tarihi bir çarşı olan Elmacı Pazarı bölgenin yemek kültürünü yaratan hemen her türden hammaddeye erişim sağlıyor. Çeşit çeşit salça, baharatlar, kurutulmuş sebzeler, soslar, şekerlemeler… Mutfakta zaman geçirmekten hoşlanıyorsanız, bu çarşıda yapacağınız alışveriş için birkaç saat ayırmanızı öneririm. Ayrıca Elmacı Pazarı’na komşu Bakırcılar Çarşısı’nda çoğu elde işlenmiş hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Nitekim, alışveriş sona erdiğinde BMW X1’in 505 litrelik bagajındaki litrelerin birçoğu lokal lezzetler ile yer değiştirmiş oluyor. Yola devam etmeden önce, 500 yıllık bir hanın avlusuna ‘kurulmuş’ otoparkın çevresindeki tarihi kalıntıları bir süre incelemeyi ihmal etmiyorum.

Akşam yemeği için şehrin ünlü restoranlarından birindeyim. Yemeğin kendisine olduğu kadar, tüketildiği ortamın ambiyansına da önem veren biri olarak buradaki zamanımı kısıtlı tutmak zorunda kaldığımı itiraf etmeliyim. Şöyle ki yöresel bir yemeği tadarken, uçaktan iner inmez soluğu meşhur restoranlarda almış ‘gurme seyyahlar’ ile çevrelenince konunun yöreselliği ve keyfi bir ölçüde zedeleniyor. Bu yüzden yemekten sonra Gaziantep Kalesi’nin yakınlarında bulunan çaycılardan birine oturuyor ve biraz soluklanıyor, biraz da ertesi günkü kahvaltım için çaycıdan öneriler dinliyorum.

Pazar sabahı güneşten önce davranarak, gurme seyyahlar henüz uykudayken, tarihi semte doğru sürüşe başlıyorum. İstanbul gibi bir metropolün dahi büyük ölçüde boş olduğu bu saatlerde, Gaziantep Kalesi civarındaki ciğercilerin hemen hepsini açık buluyorum. Dahası, geniş kaldırımlara kurulmuş dev mangalların başında yirmili otuzlu gruplar, ellerinde ciğer şişleriyle kendi sıralarının gelmesini bekliyor. Alacakaranlıkta parıldayan şişler ve güneşin henüz aydınlatmadığı yüzler bu insanların bir çeşit süper kahramanlık okuluna geldiğini düşündürüyor. İşte tabana yayılmış çok yönlü yemek kültüründen kastım tam olarak buydu ki söz konusu enerjiyi ünlü ve kalabalık restoranlarda bulmak bir hayli zor. Kendilerine katılmak için can attıysam da bu sabah kahvaltıda nohut dürüm yemek istiyorum. Şehrin dürüm kültürünün doyurucu, besleyici ve uygun fiyatlı tarafını temsil eden nohut dürüm, günün her saatinde tüketilebilir. Dahası vegan veya vejetaryen beslenmeyi benimseyen ziyaretçiler için nohut dürüm lezzetli bir çözüm olacaktır.

Zeugma Mozaik Müzesi öğleden önce büyük ölçüde sakin görünüyor. İki bin yıllık sanat eserleriyle süslenmiş yapının iç mekan tasarımı kendinizi o dönemde hissetmeniz, o dönemi anlamanız için incelikle hazırlanmış. Öte yandan, karanlık bir odada bir çift mahzun gözle bakışırken patlayan flaşlar ve sonu gelmez selfie’ler bir noktadan sonra yorucu olabiliyor. Müzeye yolunuz düşerse gezi için iki saat ayırmanızı ve Çingene Kızı’na iyi bakmanızı tavsiye ederim. Mona Lisa Paris’te, İnci Küpeli Kız Amsterdam’da nasıl ağırlanıyorsa, mahzun bakışlı Çingene Kızı da Gaziantep’te öyle ağırlanmayı hak ediyor.

Müze gezisinin ardından şehir merkezine dönerek tarihi Tahmis Kahvesi’ne ulaşıyor ve dönüş yoluna koyulmadan önce son hazırlıklarımı yapıyorum. Gaziantep gibi bir şehri 24 saat içerisinde her yönüyle deneyimlemek mümkün değilse de Akdeniz Mavisi renkli yol arkadaşım BMW X1 ile iyi bir performans gösterdiğimize inanıyorum. Yazının başlangıcında da dediğim gibi, bu şehri güzel yemeklerin servis edildiği dev bir restoran olarak değerlendirmeyin. Yola çıkın ve bir çaycı taburesinde, Elmacı Pazarı’nın baharat kokusunda, bir dürümcü tezgahında, Çingene Kızı’nın gözlerinde veya Pazar sabahı süper kahramanlarının yüzlerinde beni hatırlayın!

SON

Reklamlar

1 reply »

  1. İsmail Bey merhaba, yazınızı keyifle okudum, Bmw X1 çok beğendiğim bir araç kendi aracımı (honda accord) satıp 2012 model 2.0 x drive almayı düşünüyorum. ancak çevremde bmw modellerinin özellikle ikinci elde masraflı olduğu ve vazgeçmemi söyleyen epey kişi mevcut. şimdiye kadar hiç bmw araç kullanmadım. sizden ricam özellikle 2012 184hp ve 8 ileri olan kasa X1 için kronik bir sorun yaşarmıyım. ve ikinci el alırken özellikle bu araç için kesinlikle bakılması gereken bir durum var mı?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

“Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Işıkları olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve sürate rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar sarımtırak bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının ve parlayan asfaltın rolleri paylaştığı bir kısa film başlar. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda ise hararetin ve nefesin normale dönüşü beklenir,” diye yazmışım üç yıl önce. Bu sonbaharda bir değişiklik yaptım ve İstanbul’daki gece sürüşlerimin vazgeçilmezlerinden olan yolu elimde kameram, gündüz vakti, yürüyerek geçtim. Hızla yaklaşmaya ve hızla geride bırakmaya alıştığım tanıdık virajları adım adım deneyimlerken çektiğim analog fotoğraflar, yeni bir alışkanlığın hatırası olarak böylece kalsın. #35mm #leica #leicaM6 #kodakportra #filmphoto #filmisnotdead #istanbul
Gün boyu ‘Friends Will Be Friends’ şarkısını mırıldanmış ve gelişigüzel, özensiz analog fotoğraflar çekmiştim. Tam da Kodak Gold’un sevdiği gibi...
Güzel bir haber: Benim de yazarlarından biri olduğum Borusan Turuncu, Uluslararası Stevie İş Ödülleri 2019’un blog kategorisinde altın ödüle layık görüldü. Hafta sonu Viyana’da düzenlenen törende Borusan Holding’i ve Turuncu’nun 150’den fazla yazarını temsil etmek gurur vericiydi. Blogu kuran ve yaşatan sevgili arkadaşım Merlin’le birlikte, tüm dünyadan yüzlerce iş insanına hikayenin profesyonel yaşamdaki kıymetini hatırlattık. #borusanturuncu #stevies2019
Bu hafta Yeni BMW 3 Serisi için hazırlanan bir filmin sunuculuğunu yaptım. Yaklaşık yirmi kişilik kalabalık bir ekip olarak, çekimde otuz saatten fazla zaman geçirdik. Yorucu fakat çok keyifli bir deneyimdi. Set ekibinin bir arada çalışma uyumundan ve kısa bir film için sarf edilen çabadan o kadar etkilendim ki aralarda birkaç kare otomobil fotoğrafı kaydederim düşüncesiyle kamerama sürdüğüm filmi bu insanlara adamak istedim. Gördüğünüz fotoğraf seti Leica M6 ile Cinestill 800T filme kaydedildi. Herhangi bir dijital müdahale içermeyen fotoğrafların anormal renklerini ise deprem yarattı. Evet. Filmin banyosu sürerken başlayan deprem elektrik akımını sertçe dalgalandırınca, renkler bu hale geldi. Hatta bazı karelerde kimyasal damlacıklarının izlerini görebilirsiniz. Analog fotoğrafçılığın hem cilvesi hem öğretisi: İyi düşün fakat her şeye hazırlıklı ol. Hayat gibi. Bu arada söz konusu film yakında BMW Türkiye’nin dijital mecralarında yayına girecek. Bu fotoğraf seti ise hissetmediğim depremin, senfoni orkestrası gibi çalışan bir ekibin ve keyifli bir sunuculuk deneyiminin hatırası olarak kalacak. #35mm #leica #leicaM6 #cinestill800t #filmphoto #filmisnotdead #filmphotomag #minimalcar #bmw #3series
Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
%d blogcu bunu beğendi: