İçeriğe geç

SONUNDA! PEUGEOT 205 GTI

Dünya başkentlerinin en alçak tavanlısı Ankara.

İnsanda başını her an bir yere vuracakmış gerginliği yaratan, solunum yollarını bir vergi memurunun yüzü kadar soğuk havayla dolduran Ankara. İşimi bitirmek ve gitmek istiyorum şehri Ankara.

Başımın üstünde yükselen alışveriş merkezinde işler kesat olmalı. Doğrusu eksi üçüncü kat otoparkının iki karış tozla kaplanmış zeminine başka bir anlam yükleyemiyorum. Her yöne yayılan ince sütunların düzeni ve donukluğu ise burada bir tür ÖSYM sınavının devam etmekte olduğunu hissettiriyor.

“Şehrin tavanı yeterince alçaktı,” diye iç geçirdikten sonra telefonumun ışığını açıyor ve bizi buraya getirenleri saymazsak, otoparktaki iki otomobilden beyaz olanına yöneliyorum. Doğrusu diğerinin rengi hakkında bir fikrim yok. Toz rengi mi? Belki. Bruno Sacco çizgilerinin burada olmaması gerektiğini düşünürken, samimiyetine inandığımız bir ihtiyaç sahibine el verdikten sonra duyulan çaresizlik duygusuyla, yeniden beyaz otomobile yöneliyorum. Seni de kurtarmak isterdim Benz fakat maaş bankamda çalışan kredi danışmanı hanım bu fikre benim kadar sıcak bakmayabilir. Herkese el veremiyor olmak ne büyük çaresizlik.

Beyaz otomobilin kaputunu açıyor ve önemli noktaları aydınlatmaya koyuluyorum. 1.9 litrelik motorun sağ yanına hafifçe dokunduğumda ise 205 GTI’ın saatler önce çalışmış olduğunu anlıyorum. Sağ elimde hissetmiş olduğum sıcaklık, otoparktaki ÖSYM atmosferiyle girdiği savaşı kaybetmek üzere olsa da onu son nefesinde fark ettiğim için mutluyum. Kabini, bagaj zeminini kendimce inceledikten sonra otomobili ‘bir usta’ya göstermeye karar veriyoruz. Direksiyonda araç sahibi, onun yanında canım Ümitcan. Sürücü koltuğu dizlerime dokunurken emniyet kemerimi bağlıyor ve 205’in tek marşta zahmetsizce çalışmasına şahit olduktan sonra soruyorum;

“Çok kolay çalıştı. Otomobil en son ne zaman kullanılmıştı?”

Kısa sessizlik yoğunlaşıyor, yoğunlaşıyor, neredeyse dokunabileceğim kadar belirgin hale geliyor.

“Sanıyorum geçen hafta,” diyor direksiyondaki beyefendi.

O an içime dolan güven ve huzur sanayiye kadar sessiz kalmam için yeterli oluyor. Atık motor yağı kadar çaresiz ve mutsuz sanayi sokağına adım attığım anda ise, söze ve sol koluma aynı anda giren bir ihtiyarla tanışıyorum fakat o başka bir hikaye…

Nitekim otomobili satın almak üzere o Cumartesi gününde el sıkışıyor ve Ankara’dan koşar adımlarla uzaklaşıyoruz.

*

Ümitcan takip eden hafta içinde otomobilin satış işlemlerini tamamlıyor ve ilk sürüşünü Eskişehir’e yapıyor. Böylece aramıza katılan 205 GTI ilk gerçek sürüşümüzü yapacağımız sonraki Cumartesi’ye kadar bir otelin otoparkında beklemeye koyuluyor.

*

Ümitcan Özdemir ve Necip Emre Olcay ile aynı anda yazışmamı sağlayan Böbrek isimli WhatsApp grubumuz hafta boyunca, takla atan 205 GTI videolarıyla süslendikten sonra, Cumartesi erken saatlerde evden ayrılıyorum. O günlerde kullandığım MINI John Cooper Works (2019’un ilk sürüşünü bu otomobille yapmış ve MINI Türkiye için ‘Kusursuz Sürüş’ isimli bir makale hazırlamıştım. Okumak isterseniz buraya tıklayın) ile Avrasya Tüneli’ni geçerken hız sabitleme sistemini devreye alıyor ve tünelin sızdırıp sızdırmadığını incelemek yerine, ateşli hatchback sınıfının evrimini düşünüyorum.

Volkswagen Golf GTI ile tanımlanan ‘hot hatch’ sınıfı yıllar içerisinde otomobil severlere birçok ikonik parça armağan etti ki modern zamanların bu sınıfa iyi davrandığını ve türün gelişimini desteklediğini düşünüyorum. Orijinal ateşli hatchback formülü değişmediyse de modern zaman standartları ve regülasyonları bir devrin analog sürüş deneyimini başka bir şeye evirdi. Çok giden, çok tutunan, çabuk duran, çok akıllı, çok güvenli, çok, çok ve biraz daha çok bir şeye.

Tünelden çıkar çıkmaz MINI’nın 231 bg güç üreten 2.0 litrelik motorunu güzelce zorluyor ve kısa süre içerisinde bir başka kapalı otoparka ulaşarak otomobili Emre’nin BMW M3’üne komşu, park ediyorum. Sabah sigaraları, sabah kahvelerine eşlik ediyor ve bir heyecanla evden çıkarak kendimizi hızlı tren koltuğuna atıyoruz.

*

Emre ile beni Eskişehir Tren Garı’ndan almaya gelen Ümitcan, iki metreyi aşan boyuyla, otomobile sıkışmış gibi görünüyor. Kendisi otomobilin içinde bize doğru yaklaşırken Top Gear programının ikonik ‘challenge’larından birinde olduğumuzu hissediyorum. Ümit you stupid idiot!

Eskişehir’in en önemli sorunlarından olan aknelere aldırış etmeden, menüsündeki yemeklerden bazılarını ‘konfor’ kelimesiyle ‘upgrade’ eden bir lokantada yemek yedikten sonra İstanbul’a doğru yola koyuluyoruz…

*

Ne diyebilirim ki!

Otomotiv tarihindeki yerini daha ilk günden sağlama alan ve bulunduğu sınıfı tanımlayan meşhur, ikonik, efsanevi, adına ne derseniz, Peugeot 205 GTI’ın üç kollu direksiyonuna dört elle sarılarak sürüş yapıyorum.

Önceleri Fransa’nın Almanya sınırına yakın Mulhouse kasabasında üretilen otomobilin final serileri İspanya’da hazırlanmıştır ki Akdeniz’de doğan 205 GTI’ların en genci şu an 24 yaşında. Kullanmakta olduğum GTI ise otuzuna merdiven dayamış bir model.

205’in otuz yıllık gövdesinin her noktasında berrak ve canlı titreşimler duyuyorum. Kompakt, hafif, torklu ve belirli ölçüde esnek spor otomobillere has olan söz konusu berraklık; sürüş hissiyatının temel unsurlarını ayrı ayrı ve net biçimde anlamamı sağlıyor: Hidrolik desteği olmayan direksiyon, kusursuz yerleştirilmiş pedallar, motor, şanzıman, süspansiyon sistemi…

Bahsettiğim temel unsurları farklı birer müzik enstrümanı gibi düşünün. Her birinin kendisine has bir sesi ve melodisi olsun… Otomobilin burnunu bir viraja yönlendirmek için direksiyonu çevirmeye başladığım anda avuçlarımda anlamlı bir doluluk hissiyatı belirirken, bu sırada sürüşün tüm enstrümanları klasik müziğin ahengine uygun olarak işlemeye başlıyor.

Kullandığım otomobilin yaşı ve kondisyonu bazı enstrümanlarda ara ara distorsiyon yaratsa da müziğin akışı, vurguları ve yüksek keyfi sürüş boyunca canlı kalıyor. Öyle ki bir noktadan sonra kendimi beşinci vitesin sonlarında, devir bandını zorlarken buluyor ve kahkahalarıma engel olamıyorum. Ne beste ama!

Böylece, bagajda bizimle birlikte yol alan ‘205 GTI Yol Kenarı Onarım Rehberi’ne ihtiyaç duymadan, direksiyonu paylaşarak ve en önemlisi, yıllar boyunca okuduğum kaynakları doğrulayan bir sürüş deneyimi yaşayarak İstanbul’a ulaşıyoruz. 205 GTI atlattığı duygu yoğunluğundan ya da yılların yorgunluğundan, belki Ankara’dan, belki de uzun zaman sonra dört nala koşmaktan dolayı dinlenmeye ihtiyaç duyuyor. Sağında Z3 Coupe, solunda Impreza Turbo, gözlerini kapatıyor, anında uykuya dalıyor.

Ümitcan, parça kataloğunu getir!

SON

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Yirminci yüzyılın erken dönemlerinde, otomobil kavramı halen çok yeniyken, ‘motorlu araba’ ile ilişki kurmuş kadınlar basının ilgisini çekiyordu. Gazetelerde, örnek alınması ve takdir edilmesi gereken teknoloji aktörleri olarak ön plana çıkarılan ‘kadın sürücü’ tıpkı erkekler gibi otomobili sevdi ve özgürleştirici bir araç olarak otomobile dair umutlar besledi. Otomobili zevk, hareketlilik, güç, bağımsızlık ve özgürlük gibi değerlerle eşleştiren ‘kadın sürücü’ söz konusu adaptasyon döneminde bazı zorluklarla karşılaştı. O dönemde bir ‘otomobilci’ olmak için sadece yeni makinenin çalışma prensibine hakim olmak yetmiyor, bununla birlikte yeni fiziksel/duygusal alışkanlıkların da kazanımı gerekiyordu. Duygusal algıların açılması, fiziksel reflekslerin geliştirilmesi, el aletlerinin kullanımı, trafikteki akışı okuma becerisi, yeni giyim tarzlarına uyum, sinirsel mukavemet, cesaret, koordinasyon becerisi ve makinenin ritmine ve sesine ayak uydurma… Yeterli bir ‘otomobilci’ olmak için gerekli bu yetkinlikler kadın erkek tüm otomobilciler için geçerli olduysa da ‘kadın sürücü’nün kısa sürede erkeklerin egemenliğine girmiş bu dünyada tutunabilmek için cevaplaması gereken başka sorular da vardı. Avustralyalı Hukuk Profesörü Georgine Clarsen’in kadın ile otomobil arasındaki ilişkiye retrospektif yaklaştığı ‘Eat My Dust: Early Women Motorist’ adlı kitabı konuyla alakalı derin açıklamalar, örneklemeler ve röportajlar içeriyor. Konuya ilgi duyan erkeklere ve kadınlara tavsiye ederim. Kitapta otomobilciliğin ilk dönemlerinde görece güçlü bir yer tutmayı başaran kadının, köşesini nasıl kaptırdığına dair yorumlar bulacaksınız. Güzelliğiyle zayıf düştüğüm otomobilci bir kadın ve bu kadının ojelerine eş deri döşemeleriyle BMW Z3 Coupe fotoğraflarda bir araya geliyor. Olympus Mju kamera ile Fuji Color C200 filme çalıştığım ve dijital müdahalede bulunmadığım bu üçleme, kadın ile otomobilin birlikteliğini bir erkeğin gözünden anlatıyor. #35mm #filmphotography #olympus #mju #fujicolorc200 #bmw #z3coupe #filmisnotdead
Çıldır Gölü her kış elli santimetrelik buzdan örtüsüne sarılıyor ve iki bin metredeki yuvasına baharın tekrar gelmesini sessizce bekliyor. Ama ne sessizlik! Devasa buz plakalarının arada bir çatırdamasını ve teninize binlerce minik çiviyle hücum eden acı esintiyi saymazsak, buranın anlamlı bir bakış kadar sessiz olduğunu söyleyebiliriz. Sonra 450 beygirlik bir makinenin çalışmasıyla sessizlik kırılıyor. Üzerinde onlarca minik çivi bulunan lastikler -çoğu zaman boşa- dönmeye başlıyor. Ve gölü bir çerçeve gibi saran dağların ardında güneş batarken, arka lastikler sanki suya ulaşmak ister gibi buzu yırtıyor. Farlar kızıla çalan gölü bir deniz feneri gibi aydınlatmakta, zeminden ayrılan buz zerrecikleri ise estetik biçimde esintiye karışmakta. Bir anlığına dünyada yalnız kaldığımı ve donmuş bir gölün üzerinde yan gitmekten başka bir eğlencenin kalmadığını hissediyorum. İşte öyle özel, öyle ayrıcalıklı. Derken, sessizliği bozan ikinci şey telsiz oluyor: ‘Evet arkadaşlar, isterseniz dönelim!' #kars #çıldırgölü #bmw #m4 #bomkarvebuz2020
Sokağın ruhunu ve dönemi tıpkı giysiler ve saç kesimleri gibi temsil eden otomobil modern hayatın görünmez bir parçasına dönüşmüştür. Onu görünür kılmak ise fotoğrafçının işidir. O halde camdan ve metalden heykellerin fotoğraflarında Münih sokaklarını bulalım. #35mm #filmphotography #filmisnotdead #munich #streetphotography #parkedcar #petrolicious
Evde internete erişim şansını henüz yakalayamamış doksanlar çocuğu için uzun metrajlı pornografiye ilk adım: Gone in 60 Seconds. O dönem ilk gençliğe uzanmaya çalışan bu nesil, 2000 yapımı film boyunca, her biri kadın isimleriyle kodlanmış elli otomobilin çalınırken nasıl göründüğüne ve yirmilerinin ortasındaki sarı saçlı Angelina Jolie’ye bakardı. Sinematik açıdan hayli kusurlu bulmama rağmen ‘60 Saniye’nin birçok otomobil tutkunu için ilk tetikleyicilerden biri olduğunu düşünüyorum. Filmde ekip lideri Memphis Raines’in (Nicolas Cage) önce otomobillerin yerlerini belirlediğini, fotoğraflar çektiğini ve sonra işe koyulduğunu görürüz. Kendisinden aldığım ilhamla altmış saniyede yarattığım analog fotoğraf setini paylaşıyorum. Umarım listede olmayan bir otomobili fotoğrafladığım için öfkelenmez. #35mm #olympus #mju #fujicolorc200 #honda #nsx #parkedcar #gonein60seconds #filmphotography #filmisnotdead #petrolicious
Varlığını doğaya borçlu olan insan biraz hızlanmaya, biraz yükselmeye görsün çabucak unutur bunu. Kibrinin önünü alamaz. Öyle ki doğayı kafeslenmiş bir sirk ayısı beller de onunla keyif için uğraşmaya yeltenecek kadar şımarır, alçalır bazen. Doğa ise bunu sessizce izleyecek kadar bilgedir. Tekniğinin özünü ateşli silahlara borçlu olan otomobil, tıplı silahlar gibi, insanın içine konduğu simülasyona hükmetme ateşini körükler. Mesafeyi kısaltan, zamanı baskılayan otomobil şımartır özgürleşen insanı. Oysa insanın kendisi gibi, otomobili de bir damla suya muhtaçtır. Bu fotoğraf seti otomobil ile doğa arasındaki ilişkiye dair bir deneme. Doğadan aldıklarıyla doğaya büyüklenirken doymayan gözlerimiz ve kızarmayan yüzlerimiz için. #35mm #filmphotography #leica #leicaM6 #kodakgold200 #bmw #bmwx2 #somewheremagazine #gökçeada
Kırmızı otomobilimin gençleşme süreci yaklaşık bir aydır devam ediyor: İkinci nesil BMW 5 Serisi yollarda çok nadiren rastlayabileceğiniz şık ve pratik bir seksenler spor sedanı. Sahip olma arzusunu güçlendiren bu durum aynı zamanda otomobilin teknik süreçlerini evde vegan misafir ağırlamaya benzetiyor. Son bir ay bu açıdan gerçekten öğretici oldu: ‘Çalışıyorsa, dokunma!’ prensibinin seksenlerde ne anlama geldiğini, günümüz ustalarını yetiştiren emekli ustalarla sohbet etmeyi ve BMW Classic Parça Departmanı’ndan Ankara İvedik Oto Sanayi’ne kadar, kurumsallık spektrumunun kutupları arasında sert geçişler yaparak parça aramayı öğrendim diyebilirim. Altı silindirli, mekanik enjeksiyonlu benzinli motorun kapsamlı revizyonu tamamlandı sayılır. Döneminde bile zor bir iş sayılan, soğuk çalıştırmadan sıcak çalışma düzenine geçişi sağlayan kompleks mekanizma artık pürüzsüz işliyor. Bunun için otomobilimin tüm işlerini idare eden Talha Usta’ya bir de buradan teşekkür etmeliyim. Kendisinin motordaki işleri bitti sayılır, sırada yürüyen aksam var ki otomobillerde yaş kavramı büyük ölçüde yürüyen aksamda gizli. Yıllar içinde sertleşen takozlar, damperler ve yaylar başta olmak üzere süspansiyon sistemi tamamıyla revize edilecek. Bunun kırmızı otomobilin sürüşünü en az on yıl gençleştirmesini bekliyorum. Talha Usta’nın ara ara yolladığı ‘teste gel’ mesajları bu sürecin en keyifli kısmı. Eski ve yeni insanları, tozlu bilgileri, Almanya’daki yedek parçacıları, Talha’nın sabrını ve banka hesabımı bir araya getiren kırmızı otomobilin işi tamamlandığında yollara çıkacağım ve bugünkü gibi set set analog fotoğraflar eşliğinde, hikayeler yaratacağım. #bmwclassic #bmw #5series #e28 #35mm #leica #leicam6 #kodak #portra800 #filmphotography #filmisnotdead
Pink Floyd klipleriyle benzer duygular uyandıran kısa, sade bir sürüş. Otomobilden çayırlara taşan High Hopes solosu eşliğinde Kodak Gold filme kaydettiğim fotoğrafları yine aynı şarkı çalarken paylaşıyorum. #35mm #leica #leicaM6 #kodakgold200 #filmphotography #filmisnotdead #filmcommunity #mini #cooper #roadtrip
Otelde sabahın ilk yumurtası kırılmamışken, Münih’ten yola çıkıyor ve güneye, Enzo Ferrari’nin evi Modena’ya doğru sürüşe başlıyorum. Avusturya sınırını geçtiğimde, navigasyon ekranında tanıdık köylerin isimleri beliriyor. Geçen Mayıs ayında çığ yüzünden kapalı olduğu için bana ve M2 Competition otomobilime yol vermeyen Hahntennjoch Geçidi’nin Kasım’da açık olacağına hiç ihtimal vermiyorum. Yine de üçüncü kez denemeye değmez mi? O akşam autostrada üzerinde 110km/s sabit hızla yol alırken gün içinde olanları zihnimde tekrar tekrar oynatıyorum: Hahntennjoch açıktı, bomboştu, karla kaplıydı… Gran Turismo teaser’ı gibi görünen bu sürüş cennetinde 340bg’lik arkadan tahrikli bir ateşli hatchback ile tek başımaydım. Yaklaşık üç saat boyunca sadece sürüş yapmış ve yoruldukça fotoğraflar çekmek için mola vermiştim. İlk iki denememde beni yoldan çeviren Hahntennjoch, bu kez eli açık davranarak büyük bir hediye sunmuştu. Yoğun sürüş deneyimi, soğuk hava ve 2000 metrede kardan yansıyan sert güneş ışığı bir araya gelince enerjim beklediğimden çok daha çabuk tükeniyor ve otoyolda birkaç kez başım öne düşüyor. Yakıt tankları eşek idrarıyla doldurulmuş gibi görünen bir istasyonda mecburen duruyor ve bir kahve daha alıyorum. Neyse ki İtalya’da kötü kahve içmek söz konusu değil… İçeriden Coşkun Aral kadar yelekli bir pompacı çıkıyor ve yakıt almayacağımı anlayınca bozuk bir yüz ifadesi takınıyor. Ona bir sigara veriyorum derken elimdeki Leica ilgisini çekiyor, biraz sohbet ediyoruz ve makaramdaki son birkaç kareyi onun için kullanmaya karar veriyorum. 36 kare tükendiğinde, yorgunluktan makarayı geri sarmayı unutuyor ve kameranın kapağını açtıktan birkaç saniye sonra hatamı fark ediyorum. O anda pompacının tüm aile bireylerine küfür ederek kapağı tekrar kapatmama rağmen film hasar görüyor. Keyfim kaçsa da Enzo Ferrari’nin köyünde buna üzülecek değilim, yarın görmem gereken bir hiper otomobil sergisi var, şimdi tekrar yola koyulmalıyım. #35mm #leica #leicaM6 #kodak #portra800 #filmphotography #filmisnotdead #bmw #m140i #roadtrip
16 yaşındaki oğlu McLaren’da mühendislik stajına başlayan arkadaşım Marc dün şöyle bir şey söyledi: Otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Oğluma yıllar önce bir proje otomobili hediye etmeseydim, bugün Senna motoruyla uğraşıyor olmayacaktı. Geçen hafta, yeni otomobilimle ilk sürüşümü Ankara’dan İstanbul’a yaptım. Eve vardığımda, Emre ve Ümit onu incelerken, son enerjimle o anları kaydettim. Film banyodan bugün çıktı ve fotoğraflara bakarken Marc’ı hatırladım, ona hak verdim. Evet, otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Öyle olmasaydı, 35 yıllık bir klasiğin içinde üç yaşına dönen Emre ve Ümit hayatımda olmayacaktı. Otomobiller, güzel şeyler, iyi ki varlar.
%d blogcu bunu beğendi: