İçeriğe geç

DOKSANLARI KİM KAZANDI?

Benim gibi, doksanlı yıllarda çocuk olmuş biriyseniz (96’da doğup 90’lar partileri düzenleyen tipler yavaşça uzaklaşsın lütfen) size sormak istediğim bir soru var;

20. yüzyılın son on yılını en iyi tanımlayan otomobil sizce hangisi? 

Bu soruyu yazılı düşünerek kendi adıma cevaplamaya çalışacağım.

Yukarıdaki soruya verecek bir cevabınız varsa, aşağıda yorum olarak paylaşmaktan çekinmeyin lütfen.

İşte başlıyorum.

***

Doksanların otomobili deyince -başıma bir iş gelmeyecekse- ilk olarak aşağıdaki otomobil canlanıyor gözümün önünde;doksanlar-1

Hadi ama, efsane bir on yılı Corolla’ya kaptıracak halimiz yok değil mi? Yine de yukarıdaki şeyin ciddi bir doksanlar ikonu olduğunu yadsıyamayız.

***

Hmm, başka…

Bruno Sacco‘nun favori tasarımı, Senna’nın yıldızını parlatan müthiş 190;doksanlar-2

Nereden bakarsan bak, büyük efsane…

***

E39 M5 aklıma ilk gelen otomobillerden bir başkası… Gerçek BMW ha? doksanlar-3

And’a selamlar (İki tur da ben çevirsem?)

***

205 GTI bu listede yer almazsa ayıp olur zira her anlamda doksanları yansıtan bir otomobilden söz ediyoruz.http://www.autogaleria.hu -

***

Bir otomobil sokakta araba yıkama özlemi yaratıyorsa, benim nazarımda doksanların otomobilidir. Mazda MX-5 de onlardan birisi değil mi? Hortumdan çıkan su, iki yüz metre öteye ulaşır, sen konsolun tozunu alırken… doksanlar-5

Bir tanesini şiddetle istiyorum.

***

Evet, hepsi doksanlar fakat yazının başlığına bir cevap vermek zorundayım değil mi?

Kim kazandı? Benim için doksanların, çocukluğumun, en güzel yıllarımın tanımı hangi otomobil?

Düşünmeye gerek var mı? doksanlar-6

Turuncu sinyallerine ölürüm 355…

***

Yazmak istediğim halde, ortamı sahibinden.com’a dönüştürmek istemediğim için, listeyi kısa tutmak zorunda kaldım. Benim doksanlarım böyle idi. Ya sizinki?

 

49 replies »

    • 90´lar hemen her üreticinin (Mercedes haric) en iyi otomobillerinden bazilarini urettigi cok bereketli yillardi. elektronik tecavuzune ugramadan onceki mekanik cagin sonlari olarak da niteleyebiliriz. ve evet bu bir anket olsaydi M5´i isaretlerdim (ve hayir ceviremezsin)

      • Ford’un yeri ayrı benim için.
        Küçükken Fortçuyum derdim herkes gülerdi, sonradan anladım. 😀
        Neyse konu değişti;
        90’lı -veya daha altı- olsun, hiç bir arabayı geri çevirmem. 🙂

      • 90 veya daha alt model olsun, hiç farketmez, hiçbir arabaya hayır demem. 🙂

        Ama Ford’un yeri ayrıdır bende.
        Hatta küçükken Fordçuyum derdim, bana gülerlerdi. Sonradan niye güldüklerini anladım tabii. 😀

  1. ilk aklıma gelen fiat tempra slx ak. dijital kadranı sayesinde mahallede sahibine karizma katardı :))
    bunun dışında gözümde 190 ile Corolla canlandı ama bir de çocukken hakkında şehir efsaneleri ürettiğimiz, bence 90’lı yılların asıl kazananı McLaren F1 var.
    Bir de Batmobil’ler sayılıyor mu???

  2. Bende üstüne düşünsem kesinlikle aynı araçlar aklıma gelirdi. Yalnız ben civic vti eklemeden edemezdim bilhassa hafif makyajlı son hali 98-99 model. Bir Türkiye gerçeği olarak toros:)) E39 zaten hala bugün temizlerini yolllarda gördükçe yağlarımın erdiği bir araba :)) tabi 3 kasalarda yabana atılamaz 90 ların başı sonuda. Ha birde malum karaşimşek mazda 323 Ler var tabi. Sizlerin öldüğü efsane kasa impreza wrx sti.

  3. Bir araba alma “murad”ı bizim 80 ve 90lı yıllarımızı bloke etmişti. Bu yüzden kuş serisi unutulmamalı. Kazanan kelimesi doğru olmaz belki ama başına bir “zoraki” eklersek durumu kurtarabiliriz belki. Çünkü, doksanlarda çocuk olmuş herkesin koku hafızasında ufak da olsa soğukta jikle ile çalıştırılan, henüz LPG ile tanışmamış bahtiyar bir Doğan L kokusu kalmıştır. 🙂 Bu turnuvayı kazandırmaya gücümüz yetmez belki ama kabrine birer karanfil borcumuz olsun kuş serisinin…

  4. 190 merso 80ler, 520 bmw 2000ler, 205 gti yine 80ler. ne yazık ki 90 yılların karakteristik pek özelliği yok. 80’ler çok başkaydı çok…

    • Bunu hep irdelemişimdir ben de 🙂 Neticede Testarossa’dan söz ediyoruz. Fakat tahminimce, ne kadar eskiye gidersek, karakteristik özellikler de o kadar kuvvetleniyor. Mesela 70’leri bir düşünün…

  5. herkes çok güzel otomobiller yazmış ama 90’lar benim için del sol’dür, atmosferik 1.6l 160hp vti’ın hatrı büyük. ha stok binen yoktu o ayrı…

  6. Astra cabrio 94 model olanlar sonucta oda bir bertone degilmi 🙂 belkide sunnet arabam bu oldugu icin aramizda garip vir bag vArdir 🙂

  7. Belki performansıyla bi McLaren F1 olamaz ama 90lar ve Ferrari denince benim gözümün önüne,hala sokaklarda posterleri satılan F50 gibi bi tasarım harikası geliyor.Birde CD’sini 1.5 sene boyunca Play Station’ımdan hiç çıkarmadan oynadığım Gran Turismo 2’nin etkisi olsa gerek, Toyota GT-ONE bir otomobil değil uzay gemisiydi benim için.

  8. Ford normal Escort, Escort Cosworth.
    Fiat Tempra (Babam öyle diyo) 😀
    Mazda 323 F 1.6
    MERCEDES E Serisi W124 kasa.
    Mercedes S Serisi W140 kasa.
    Benim 90’larım bu.

  9. 90 ların başı mazda 626,323 ve doğan L gelir,90 ların ortası doğan slx le başlar toyota corolla hakimiyeti fena halde hissedilir arada renault 19 girer çıkar.90 ların sonu ise honda civic,ford escort,çift farlı E 200 ve çift kabinli pikapların hafif hafif trafiğe çıkması ile son bulur.Ama benim için 90 lı yılların unutulmazı bordo renkli toyota cressida ve Ford Sierradır.

  10. Bu arada unutmayalim Renault 21 Concorde ve managerda 90 larin basinda yollarda cok sik gorulen araclardandi.

  11. Mavi rengi, altın sarısı jantları ve WRC’de kazandığı başarılarla hayatamıza giren Subaru Impreza WRX STI. Colin McRae faktörünü de unutmamalı.

  12. Opel Vectra B gri olsun lütfen. Hey gidi heey babamın hayaliydi kendileri, gerçekleşmeyen hayallerden biri daha. Neyse konumuz bu değildi 🙂

  13. öncelikle 94 doğumluyum yani bu grubun dışında yer alıyorum ama yine de aşırı bir araba hastalığı olduğu için hafiften yorum yapasım var tabi bunda need for speed 1-2’nin de katkısı büyük 🙂

    Bana göre en birinciler Mclaren F1, F50 , F355 , XJ220, ve ve Lotus Esprit

    Binek olarak da değişik olucak ama corolla yerine Toyota Corona ayrıca 90ların sonu olsa da W210 E serisi

    İyi akşamlar herkese

    • Need for Speed II SE ile büyüdüm ben. Geçen indirdim, özlem giderdim. 🙂

      Ah, çevremde benim gibi birisini bulamıyorum ki, en azından bu sitede benim gibi insanlar var. 🙂

      • merhaba burdayım valla hakkaten 😄 deliler gibi oynadım hakkaten ama küçüktüm o zaman 5-6 yaşlarındaydım ama çok meraklıydım şifresini falan öğrenmiştim FZR 2000 diye bi araba alırdım şifreyle ha bi de okul otobüsü vardı şifreyle gelirdi 😄 onun dışında genelde yarışmaz sadece turlardım bölümlerde 😄

  14. Corolla ve 205 12’den vurmuş 🙂 Gözüm e36’yı aradı e39’dan ziyade. Bir de 90’ların ikinci yarısı için Vectra B’den söz etmek mümkün sanırım.

    Yerli olarak da Fiat Tempra’sız olmaz, hem üretim aralığı açısından (90-98 yılları arası), hem deyimlere bile konu olması açısından tam bir 90’lar efsanesi 🙂

  15. Tempra, Uno, Corolla vs. cok iyi tespitler ama konusan araba Renault Safrane’nin adinin hic gecmemesi sasirtti beni dogrusu 🙂

  16. Corsa gsi – ergen genco arabası uçan tabut
    Astra gsi
    Golf mk2 1.3 coupe – hayaller
    Tipo 2.0 – post-ergen genco arabası
    Sierra – ralliyi sevdiren araba
    Vectra – piyasayı allak bullak etmişti

  17. hayret hiç kimse 106, 206, 306’dan bahsetmemiş. efsane kasa corolla kesinlikle 90’ların şampiyonudur.

  18. Renault 21 Concorde 2L injection bence döneminin donanım olarak en şımartıcı arabalarından birisi. Bizde 91 Manager vardı 1720cc karbüratörlü. Vay be çok uğraştırdı son zamanlarda. katır gibiydi çekişi.

  19. Kimse yazmamis ama bence 90lar icin iyi bir otomobildi, kendileri 98 de trafige cikan Fiat Palio. Itiraf etmem gerekirse fistik yesili rengini cok severdim ve kucuk otomobillerin TR de sevilmesinde baya pay sahibi oldugunu dusunurum. 90lar ortasi beyaz Reno 19 sedan ve hatchback farketmez cok sevilirdi. 90lar ikinci yarida Hyundai Accent de baya populerdi surekli virrrrrrrrrrr tiiiisssssss der sinir bozardi yolda giderken 🙂

  20. 90 ların kazananı 190 serisidir. W-124 ler hepimizi boyun fıtığı yapmıştır. Dürüst olalım makinalar halen yürek yakıyor. Ama en büyük rakibi bana göre E-36 dır

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Yirminci yüzyılın erken dönemlerinde, otomobil kavramı halen çok yeniyken, ‘motorlu araba’ ile ilişki kurmuş kadınlar basının ilgisini çekiyordu. Gazetelerde, örnek alınması ve takdir edilmesi gereken teknoloji aktörleri olarak ön plana çıkarılan ‘kadın sürücü’ tıpkı erkekler gibi otomobili sevdi ve özgürleştirici bir araç olarak otomobile dair umutlar besledi. Otomobili zevk, hareketlilik, güç, bağımsızlık ve özgürlük gibi değerlerle eşleştiren ‘kadın sürücü’ söz konusu adaptasyon döneminde bazı zorluklarla karşılaştı. O dönemde bir ‘otomobilci’ olmak için sadece yeni makinenin çalışma prensibine hakim olmak yetmiyor, bununla birlikte yeni fiziksel/duygusal alışkanlıkların da kazanımı gerekiyordu. Duygusal algıların açılması, fiziksel reflekslerin geliştirilmesi, el aletlerinin kullanımı, trafikteki akışı okuma becerisi, yeni giyim tarzlarına uyum, sinirsel mukavemet, cesaret, koordinasyon becerisi ve makinenin ritmine ve sesine ayak uydurma… Yeterli bir ‘otomobilci’ olmak için gerekli bu yetkinlikler kadın erkek tüm otomobilciler için geçerli olduysa da ‘kadın sürücü’nün kısa sürede erkeklerin egemenliğine girmiş bu dünyada tutunabilmek için cevaplaması gereken başka sorular da vardı. Avustralyalı Hukuk Profesörü Georgine Clarsen’in kadın ile otomobil arasındaki ilişkiye retrospektif yaklaştığı ‘Eat My Dust: Early Women Motorist’ adlı kitabı konuyla alakalı derin açıklamalar, örneklemeler ve röportajlar içeriyor. Konuya ilgi duyan erkeklere ve kadınlara tavsiye ederim. Kitapta otomobilciliğin ilk dönemlerinde görece güçlü bir yer tutmayı başaran kadının, köşesini nasıl kaptırdığına dair yorumlar bulacaksınız. Güzelliğiyle zayıf düştüğüm otomobilci bir kadın ve bu kadının ojelerine eş deri döşemeleriyle BMW Z3 Coupe fotoğraflarda bir araya geliyor. Olympus Mju kamera ile Fuji Color C200 filme çalıştığım ve dijital müdahalede bulunmadığım bu üçleme, kadın ile otomobilin birlikteliğini bir erkeğin gözünden anlatıyor. #35mm #filmphotography #olympus #mju #fujicolorc200 #bmw #z3coupe #filmisnotdead
Çıldır Gölü her kış elli santimetrelik buzdan örtüsüne sarılıyor ve iki bin metredeki yuvasına baharın tekrar gelmesini sessizce bekliyor. Ama ne sessizlik! Devasa buz plakalarının arada bir çatırdamasını ve teninize binlerce minik çiviyle hücum eden acı esintiyi saymazsak, buranın anlamlı bir bakış kadar sessiz olduğunu söyleyebiliriz. Sonra 450 beygirlik bir makinenin çalışmasıyla sessizlik kırılıyor. Üzerinde onlarca minik çivi bulunan lastikler -çoğu zaman boşa- dönmeye başlıyor. Ve gölü bir çerçeve gibi saran dağların ardında güneş batarken, arka lastikler sanki suya ulaşmak ister gibi buzu yırtıyor. Farlar kızıla çalan gölü bir deniz feneri gibi aydınlatmakta, zeminden ayrılan buz zerrecikleri ise estetik biçimde esintiye karışmakta. Bir anlığına dünyada yalnız kaldığımı ve donmuş bir gölün üzerinde yan gitmekten başka bir eğlencenin kalmadığını hissediyorum. İşte öyle özel, öyle ayrıcalıklı. Derken, sessizliği bozan ikinci şey telsiz oluyor: ‘Evet arkadaşlar, isterseniz dönelim!' #kars #çıldırgölü #bmw #m4 #bomkarvebuz2020
Sokağın ruhunu ve dönemi tıpkı giysiler ve saç kesimleri gibi temsil eden otomobil modern hayatın görünmez bir parçasına dönüşmüştür. Onu görünür kılmak ise fotoğrafçının işidir. O halde camdan ve metalden heykellerin fotoğraflarında Münih sokaklarını bulalım. #35mm #filmphotography #filmisnotdead #munich #streetphotography #parkedcar #petrolicious
Evde internete erişim şansını henüz yakalayamamış doksanlar çocuğu için uzun metrajlı pornografiye ilk adım: Gone in 60 Seconds. O dönem ilk gençliğe uzanmaya çalışan bu nesil, 2000 yapımı film boyunca, her biri kadın isimleriyle kodlanmış elli otomobilin çalınırken nasıl göründüğüne ve yirmilerinin ortasındaki sarı saçlı Angelina Jolie’ye bakardı. Sinematik açıdan hayli kusurlu bulmama rağmen ‘60 Saniye’nin birçok otomobil tutkunu için ilk tetikleyicilerden biri olduğunu düşünüyorum. Filmde ekip lideri Memphis Raines’in (Nicolas Cage) önce otomobillerin yerlerini belirlediğini, fotoğraflar çektiğini ve sonra işe koyulduğunu görürüz. Kendisinden aldığım ilhamla altmış saniyede yarattığım analog fotoğraf setini paylaşıyorum. Umarım listede olmayan bir otomobili fotoğrafladığım için öfkelenmez. #35mm #olympus #mju #fujicolorc200 #honda #nsx #parkedcar #gonein60seconds #filmphotography #filmisnotdead #petrolicious
Varlığını doğaya borçlu olan insan biraz hızlanmaya, biraz yükselmeye görsün çabucak unutur bunu. Kibrinin önünü alamaz. Öyle ki doğayı kafeslenmiş bir sirk ayısı beller de onunla keyif için uğraşmaya yeltenecek kadar şımarır, alçalır bazen. Doğa ise bunu sessizce izleyecek kadar bilgedir. Tekniğinin özünü ateşli silahlara borçlu olan otomobil, tıplı silahlar gibi, insanın içine konduğu simülasyona hükmetme ateşini körükler. Mesafeyi kısaltan, zamanı baskılayan otomobil şımartır özgürleşen insanı. Oysa insanın kendisi gibi, otomobili de bir damla suya muhtaçtır. Bu fotoğraf seti otomobil ile doğa arasındaki ilişkiye dair bir deneme. Doğadan aldıklarıyla doğaya büyüklenirken doymayan gözlerimiz ve kızarmayan yüzlerimiz için. #35mm #filmphotography #leica #leicaM6 #kodakgold200 #bmw #bmwx2 #somewheremagazine #gökçeada
Kırmızı otomobilimin gençleşme süreci yaklaşık bir aydır devam ediyor: İkinci nesil BMW 5 Serisi yollarda çok nadiren rastlayabileceğiniz şık ve pratik bir seksenler spor sedanı. Sahip olma arzusunu güçlendiren bu durum aynı zamanda otomobilin teknik süreçlerini evde vegan misafir ağırlamaya benzetiyor. Son bir ay bu açıdan gerçekten öğretici oldu: ‘Çalışıyorsa, dokunma!’ prensibinin seksenlerde ne anlama geldiğini, günümüz ustalarını yetiştiren emekli ustalarla sohbet etmeyi ve BMW Classic Parça Departmanı’ndan Ankara İvedik Oto Sanayi’ne kadar, kurumsallık spektrumunun kutupları arasında sert geçişler yaparak parça aramayı öğrendim diyebilirim. Altı silindirli, mekanik enjeksiyonlu benzinli motorun kapsamlı revizyonu tamamlandı sayılır. Döneminde bile zor bir iş sayılan, soğuk çalıştırmadan sıcak çalışma düzenine geçişi sağlayan kompleks mekanizma artık pürüzsüz işliyor. Bunun için otomobilimin tüm işlerini idare eden Talha Usta’ya bir de buradan teşekkür etmeliyim. Kendisinin motordaki işleri bitti sayılır, sırada yürüyen aksam var ki otomobillerde yaş kavramı büyük ölçüde yürüyen aksamda gizli. Yıllar içinde sertleşen takozlar, damperler ve yaylar başta olmak üzere süspansiyon sistemi tamamıyla revize edilecek. Bunun kırmızı otomobilin sürüşünü en az on yıl gençleştirmesini bekliyorum. Talha Usta’nın ara ara yolladığı ‘teste gel’ mesajları bu sürecin en keyifli kısmı. Eski ve yeni insanları, tozlu bilgileri, Almanya’daki yedek parçacıları, Talha’nın sabrını ve banka hesabımı bir araya getiren kırmızı otomobilin işi tamamlandığında yollara çıkacağım ve bugünkü gibi set set analog fotoğraflar eşliğinde, hikayeler yaratacağım. #bmwclassic #bmw #5series #e28 #35mm #leica #leicam6 #kodak #portra800 #filmphotography #filmisnotdead
Pink Floyd klipleriyle benzer duygular uyandıran kısa, sade bir sürüş. Otomobilden çayırlara taşan High Hopes solosu eşliğinde Kodak Gold filme kaydettiğim fotoğrafları yine aynı şarkı çalarken paylaşıyorum. #35mm #leica #leicaM6 #kodakgold200 #filmphotography #filmisnotdead #filmcommunity #mini #cooper #roadtrip
Otelde sabahın ilk yumurtası kırılmamışken, Münih’ten yola çıkıyor ve güneye, Enzo Ferrari’nin evi Modena’ya doğru sürüşe başlıyorum. Avusturya sınırını geçtiğimde, navigasyon ekranında tanıdık köylerin isimleri beliriyor. Geçen Mayıs ayında çığ yüzünden kapalı olduğu için bana ve M2 Competition otomobilime yol vermeyen Hahntennjoch Geçidi’nin Kasım’da açık olacağına hiç ihtimal vermiyorum. Yine de üçüncü kez denemeye değmez mi? O akşam autostrada üzerinde 110km/s sabit hızla yol alırken gün içinde olanları zihnimde tekrar tekrar oynatıyorum: Hahntennjoch açıktı, bomboştu, karla kaplıydı… Gran Turismo teaser’ı gibi görünen bu sürüş cennetinde 340bg’lik arkadan tahrikli bir ateşli hatchback ile tek başımaydım. Yaklaşık üç saat boyunca sadece sürüş yapmış ve yoruldukça fotoğraflar çekmek için mola vermiştim. İlk iki denememde beni yoldan çeviren Hahntennjoch, bu kez eli açık davranarak büyük bir hediye sunmuştu. Yoğun sürüş deneyimi, soğuk hava ve 2000 metrede kardan yansıyan sert güneş ışığı bir araya gelince enerjim beklediğimden çok daha çabuk tükeniyor ve otoyolda birkaç kez başım öne düşüyor. Yakıt tankları eşek idrarıyla doldurulmuş gibi görünen bir istasyonda mecburen duruyor ve bir kahve daha alıyorum. Neyse ki İtalya’da kötü kahve içmek söz konusu değil… İçeriden Coşkun Aral kadar yelekli bir pompacı çıkıyor ve yakıt almayacağımı anlayınca bozuk bir yüz ifadesi takınıyor. Ona bir sigara veriyorum derken elimdeki Leica ilgisini çekiyor, biraz sohbet ediyoruz ve makaramdaki son birkaç kareyi onun için kullanmaya karar veriyorum. 36 kare tükendiğinde, yorgunluktan makarayı geri sarmayı unutuyor ve kameranın kapağını açtıktan birkaç saniye sonra hatamı fark ediyorum. O anda pompacının tüm aile bireylerine küfür ederek kapağı tekrar kapatmama rağmen film hasar görüyor. Keyfim kaçsa da Enzo Ferrari’nin köyünde buna üzülecek değilim, yarın görmem gereken bir hiper otomobil sergisi var, şimdi tekrar yola koyulmalıyım. #35mm #leica #leicaM6 #kodak #portra800 #filmphotography #filmisnotdead #bmw #m140i #roadtrip
16 yaşındaki oğlu McLaren’da mühendislik stajına başlayan arkadaşım Marc dün şöyle bir şey söyledi: Otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Oğluma yıllar önce bir proje otomobili hediye etmeseydim, bugün Senna motoruyla uğraşıyor olmayacaktı. Geçen hafta, yeni otomobilimle ilk sürüşümü Ankara’dan İstanbul’a yaptım. Eve vardığımda, Emre ve Ümit onu incelerken, son enerjimle o anları kaydettim. Film banyodan bugün çıktı ve fotoğraflara bakarken Marc’ı hatırladım, ona hak verdim. Evet, otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Öyle olmasaydı, 35 yıllık bir klasiğin içinde üç yaşına dönen Emre ve Ümit hayatımda olmayacaktı. Otomobiller, güzel şeyler, iyi ki varlar.
%d blogcu bunu beğendi: