İçeriğe geç

KTM 200 DUKE: İLK AŞKIM

DSC03603-001Geçen kış hiç hesapta yokken motosiklet sevdasına kapıldım ki Kaporta Sensin isimli yazımda bu konuyla ilgili üç beş kelam etmiştim.

***

Bu yazıda ise ilk motosikletimden, iki tekerlekli ilk aşkımdan, turunçgilimden, sattığım için eşekler gibi pişman olduğum Duke’ümden bahsetmek ve 200 Duke ile ilgili izlenimlerimi aktarmak niyetindeyim.

Başlangıç motosikleti olarak tutup da piyasanın en pahalı modellerinden birini seçme nedenim neydi? Sonuçta bunun düşmesi kalkması var, servisi parçası var, beceremeyip satma riski var…

Nedenleri madde madde sıralayayım;

Kimse kusura bakmasın, diğerleri alınmasın ama başlangıç motosikleti olabilecek seçenekler içerisinde tasarımıyla kalp atışlarımı Duke kadar hızlandıran bir model bulamadım. Bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen siz de aynı şeyleri hissediyorsunuzdur. Alet kesinlikle müthiş görünüyor.DSC03595

Bir başka önemli detay, Duke’ün tam boy bir motosikletten farksız görünmesi. Bunun şekilcilikle falan ilgisi yok, motosiklet öğreniyorum diye çelimsiz görünen şeyler kullanmak zorunda olmamalıyım değil mi? Boyunuz 180’i çok aşmadığı sürece, altınızda eğreti durmayacak bir motosikletten söz ediyoruz.

X-Bow gibi bir afet-i devranı üreten firma sevilmez mi? KTM’ye duyduğum sıcaklık, Duke tercihimdeki önemli faktörlerden biriydi.

Tercih nedenlerimden bir diğeri ise Duke’ün çok hafif (sıvılarla birlikte 135 kg) olması. Neticede taze bir biniciyim ve öğrenme sürecimi hafif bir motosikletle geçirmek isterim.

Çok subjektif olacak ama, bir diğer neden Duke’ün her köşe başında bulunan türden bir motosiklet olmaması. Halihazırda Duke kullananlar bilir, satın almayı düşünenler ise ileride anlarlar, hemen her ışıkta, her petrol istasyonunda birileri size soru soracak ve altınızdaki şeyin ‘ikiyüzlük’ olduğunu duyunca şaşıracak. Hele bir de fiyatını öğrenirlerse yandınız. O paraya ikinci el 600’lükler alınır da, 300 yapar da, da, da, da… Popüler olandan kaçma içgüdüsü oldukça popüler olsa da, henüz kurtulamadım bu huyumdan.

***

DSC03613200 Duke’ün ABS’li ve ABS’siz olmak üzere iki farklı versiyonu var. Tecrübeli bir binici iseniz bilemem ama ABS sayesinde iki üç defa düşmekten kurtulmuş biri olarak ABS’li versiyonu öneriyorum. Zira motosiklette fren yapmak büyük bir mesele. Hoca kesilecek değilim, buyurun bir bilenden dinleyin yeri gelmişken.

Gelelim sürüş karakterine. ABS’li de olsa, ABS’siz de olsa aşağıda yazacaklarım Duke almayı düşünen herkese yardımcı olacaktır diye inanıyorum;

Evvela sert ve çevik bir motosikletten söz ediyoruz. Kasislerde böbreklerinizin yerini hissettiren, gazı azıcık açtığınızda boyuna bakmadan ısırmaya çalışan bir alettir Duke.

Ne var ki, süspansiyon karakterindeki bu sertlik temel kontrollerin birçoğuna yansımıyor. Debriyaj olsun, vites geçişleri olsun gayet yumuşak. Hatta süper yumuşak ve zahmetsiz. E hal böyle olunca insan başta biraz garipsiyor. Kaya kadar sert süspansiyon ve pamuk gibi debriyaj aynı yerde… Ama emin olun onun bu halini siz de çok seveceksiniz.

Lastik meselesi mühim bir detay. Duke, fabrikayı MRF marka lastiklerle terk ediyor. Bu lastiklere güvenmeyin. Arka lastikteki ‘chicken strips’lere bakıp sakın gaza gelmeyin. Sizi yarı yolda bırakabilecek lastiklerden söz ediyorum. Hele ki ıslak zemindeyseniz, mümkünse sürüş yapmayın. MRF’lerin bir avantajı varsa, o da sizi oldukça temkinli olmaya alıştırması. Bence bu lastikleri bitirene kadar kullandıktan sonra yumuşak hamurlu bir çift lastikle inanılmaz rahat edersiniz zira MRF’ler lastikleri dinlemeyi, yol tutuş miktarını sürekli olarak sorgulamayı öğretiyor.DSC03615

200 Duke’ün çok sevdiğim bir başka yanı, kısa vites oranları nedeniyle sürekli olarak vites büyütmekle yahut küçültmekle uğraşmanız. Bu durum sayesinde, yeni başlayan bir binici olarak kontrollere iyice alıştığınız gibi, minik motordan da maksimum verimi alıyorsunuz. 200 Duke’ün güç/ağırlık oranı bir Mini Cooper S ile aynı. Sanırım ne demek istediğimi anladınız. 90-100 km/s’ye kadar bol bol devir eşiliğinde sıkça vites değiştirmekten ve uzayıp gitmekten söz ediyorum. Ah nasıl özlemişim bebeğimi… Bu arada aletin benim gördüğüm son hızı 136 km/s olsa da 120’den sonra hızlanmak için çok da gönüllü olmayan bir Duke bulacaksınız ki bence bu süratler yeni bir binici için çok çok yeterli.

Ben otomobil zevkimin motosikletten keyif alma tarzım üzerinde çokça etkili olduğuna inanıyorum. Çok güçlü olmayan, hafif ve kompakt otomobiller her zaman tercihim olmuştur çünkü bu tarz araçlarla virajlı yollarda orgazmik sürüşler yapabilirsiniz. Konu otomobillere kaymadı merak etmeyin. Virajlardan keyif alan biriyseniz, başlangıç düzeyi motosikletler içerisinde Duke kadar iyisini bulamazsınız. Size yatmayı, kalkmayı, kontra vermeyi pek güzel öğretecek ve bunu yaparken Rock’n Roll dinliyormuş gibi mutlu olacak bir motosiklettir Duke. Ama tekrar edeyim, MRF’lere fazla güvenmemeli. Defalarca arkadan kaydım, oradan biliyorum 🙂

Tüketim… Ekonomik giderseniz 2.5, normal giderseniz 3, her viteste kesiciye selam verirseniz 4 lt/100 km tüketeceksiniz. Benim ortalamam genel olarak 3 civarlarında geziyordu.

ByBre marka frenler Brembo’nun gelişmekte olan pazarlarda kullandığı bir alt markanın ürünü. Ben Duke’ün frenlerini son derece başarılı buluyorum. Motosikletiniz ABS’li dahi olsa, doğru fren yaptığınız sürece ABS’yle sık sık muhatap olmayacaksınız.

Duke’ün sevmediğim çok fazla yanı yoktu doğrusu. Eksiklik olarak gözüme çarpan en sivri detay, kaygan depo yüzeyi idi. Sele zaten eğimli, üstüne bir de depo üzerinde kayan dizler eklenince malum bölgeleriniz -özellikle sert frenajda- biraz hırpalanabilir. Bir depo pedi o işi çözecektir.

***

Aslına bakarsanız anlatacak çok şeyim var fakat kelimeler çoğaldıkça duygusallaşmaya başladığımı hissettim ki bu yazının bir Duke güzellemesine dönüşmesini istemiyorum. Bu yüzden size 200 Duke ile yaptığım son yolculuktan (fotoğraflarda ve videoda gördüğünüz Duke benim motorum değil, Motostop‘un test motosikletidir) bir video ile veda etmek isterim.

Video notu: Test motosikleti rodajda olduğu için aşağıdaki videoda bolca erken vites büyütme göreceksiniz. 200 Duke’ün normal hali 10.500 rpm’e kadar cayır cayır devir çevirebilmektedir, ilgililere duyurulur.

 

***

9 replies »

  1. selam İsmail bey… yaklaşık 1,5 yıldır sizin otomobil blogunuzu takip ediyorum. Motosiklete sardığım için birkaç aydır bloga hiç bakmamıştır. Sizinde motosiklete ilgili yazmaya başladığınızı görünce acayip sevindim.. yazıları hemen okudum. çok haoşuma gitti. Ayrıca Barkın (AEA) abiye refarans vermenizde beni ayrıca mutlu etti. İki sevdiğiniz arkadaşınız olur da birbirleriniyle tanışınca mutlu olursunuz ya aynen öyle oldu.. Umarım yazılarınız devam eder.. sevgilerle.

  2. Blogu bu yaziyla keşfettim çok hoş. Motoru test etme imkani olmayan bu kardeşin için 188 boyla bu motor nasıl geçinir fikir verebilir misiniz?

  3. Merhaba ismail bey.yazinizi dikkatle okudum 🙂 ben gectigimiz cuma gunu aldim duke 200 ve yanlis gormediysem resimlerdeki motor benim motorum 34 lc 4034 🙂 ben de cok memnun kaldim yeni bir kullanici icin mukemmel bir makina kessinlikle tavsiye ediyorum

  4. Merhabalar Ismail hocam, size ulasabilecegim bir mail adresi verebilir misiniz? Yakin zamanda duke 200 almayi planliyorum, sizi cok sıkmadan bikac soru sorabilirsem cok faydali olacaktir. Tesekkurler

  5. Boyumun kısa olduğuna bu kadar sevineceğim hiç hiç hiç aklıma gelmezdi! 1 Ay sonra o makine benim olacak inşallah boy: 172 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

16 yaşındaki oğlu McLaren’da mühendislik stajına başlayan arkadaşım Marc dün şöyle bir şey söyledi: Otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Oğluma yıllar önce bir proje otomobili hediye etmeseydim, bugün Senna motoruyla uğraşıyor olmayacaktı. Geçen hafta, yeni otomobilimle ilk sürüşümü Ankara’dan İstanbul’a yaptım. Eve vardığımda, Emre ve Ümit onu incelerken, son enerjimle o anları kaydettim. Film banyodan bugün çıktı ve fotoğraflara bakarken Marc’ı hatırladım, ona hak verdim. Evet, otomobil hayatımızı şekillendiriyor. Öyle olmasaydı, 35 yıllık bir klasiğin içinde üç yaşına dönen Emre ve Ümit hayatımda olmayacaktı. Otomobiller, güzel şeyler, iyi ki varlar.
“Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Işıkları olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve sürate rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar sarımtırak bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının ve parlayan asfaltın rolleri paylaştığı bir kısa film başlar. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda ise hararetin ve nefesin normale dönüşü beklenir,” diye yazmışım üç yıl önce. Bu sonbaharda bir değişiklik yaptım ve İstanbul’daki gece sürüşlerimin vazgeçilmezlerinden olan yolu elimde kameram, gündüz vakti, yürüyerek geçtim. Hızla yaklaşmaya ve hızla geride bırakmaya alıştığım tanıdık virajları adım adım deneyimlerken çektiğim analog fotoğraflar, yeni bir alışkanlığın hatırası olarak böylece kalsın. #35mm #leica #leicaM6 #kodakportra #filmphoto #filmisnotdead #istanbul
Gün boyu ‘Friends Will Be Friends’ şarkısını mırıldanmış ve gelişigüzel, özensiz analog fotoğraflar çekmiştim. Tam da Kodak Gold’un sevdiği gibi...
Güzel bir haber: Benim de yazarlarından biri olduğum Borusan Turuncu, Uluslararası Stevie İş Ödülleri 2019’un blog kategorisinde altın ödüle layık görüldü. Hafta sonu Viyana’da düzenlenen törende Borusan Holding’i ve Turuncu’nun 150’den fazla yazarını temsil etmek gurur vericiydi. Blogu kuran ve yaşatan sevgili arkadaşım Merlin’le birlikte, tüm dünyadan yüzlerce iş insanına hikayenin profesyonel yaşamdaki kıymetini hatırlattık. #borusanturuncu #stevies2019
Bu hafta Yeni BMW 3 Serisi için hazırlanan bir filmin sunuculuğunu yaptım. Yaklaşık yirmi kişilik kalabalık bir ekip olarak, çekimde otuz saatten fazla zaman geçirdik. Yorucu fakat çok keyifli bir deneyimdi. Set ekibinin bir arada çalışma uyumundan ve kısa bir film için sarf edilen çabadan o kadar etkilendim ki aralarda birkaç kare otomobil fotoğrafı kaydederim düşüncesiyle kamerama sürdüğüm filmi bu insanlara adamak istedim. Gördüğünüz fotoğraf seti Leica M6 ile Cinestill 800T filme kaydedildi. Herhangi bir dijital müdahale içermeyen fotoğrafların anormal renklerini ise deprem yarattı. Evet. Filmin banyosu sürerken başlayan deprem elektrik akımını sertçe dalgalandırınca, renkler bu hale geldi. Hatta bazı karelerde kimyasal damlacıklarının izlerini görebilirsiniz. Analog fotoğrafçılığın hem cilvesi hem öğretisi: İyi düşün fakat her şeye hazırlıklı ol. Hayat gibi. Bu arada söz konusu film yakında BMW Türkiye’nin dijital mecralarında yayına girecek. Bu fotoğraf seti ise hissetmediğim depremin, senfoni orkestrası gibi çalışan bir ekibin ve keyifli bir sunuculuk deneyiminin hatırası olarak kalacak. #35mm #leica #leicaM6 #cinestill800t #filmphoto #filmisnotdead #filmphotomag #minimalcar #bmw #3series
Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
%d blogcu bunu beğendi: