İçeriğe geç

TEKER DÖNER, JANT DÖNER

elam tekerleği

Tekerleği kimin icat ettiğini ne yazık ki kesin olarak bilmiyoruz. Öte yandan, bir taşıtı yürütmek maksadıyla, tekerlek ile aksı birleştirmeyi akıl eden toplulukların milattan önce 3000 ila 4000 yılları arasında Orta Asya, Kuzey Kafkasya ve Orta Avrupa gibi birbirinden bağımsız bölgelerde yaşadığı tahmin ediliyor.

Peki ya jant? Jant nasıl ortaya çıktı dersiniz?

Bu konudaki ortak düşünce bizleri bir Mezopotamya medeniyeti olan Elam’a götürüyor. Bilim ve teknikten ziyade güzel sanatlar alanında parlayan Elamlılar, o döneme kadar kütüklerin enlemesine kesilmesiyle elde edilen tekerleği yeniden yorumlamış. Uygun kalınlıkta kütük bulmak zorlaşınca, tekerlek ile tekerlek merkezinin arasını ahşap kollarla desteklemeyi düşünen Elamlıların, böylece günümüzdeki ifadesiyle jantı yarattıkları kabul ediliyor.

Tarihçiler Elamlıları janta ulaştıran bu girişimin diğer sebepleri arasında hafiflik, estetik ve el işçiliği gibi kaygıların da yer aldığını söylüyor. Tıpkı günümüzdeki gibi, işçilik ve materyal kalitesiyle farklılaştırılan tekerlekler o dönem birer statü sembolüne dönüştürülmüş. Bazı şeyler hiç değişmiyor değil mi?

Fotoğrafta gördüğünüz Elam tekerleğinin dış kısmı U formundaki altı adet bronz ‘lastikten’ oluşuyor. Bu parçalar, ‘jant kolu’ diyebileceğimiz ahşap desteklere perçinlenmiş. Bronz parçalardan biri ve perçinlerden bazıları kaybolmuş; orijinal ahşap ise 3000 yıla dayanamamış. Yine de, bir benzeri İran Ulusal Müzesi’nde sergilenen bu tekerlek, geçtiğimiz ay İngiltere’de düzenlenen bir müzayedede yaklaşık 10.000 dolara satıldı.

Uzay araştırmalarında kullanılan 6061-T6 kodlu alüminyum bloğundan CNC’de işlenmiş HRE 309M jantın (aşağıda) vergiler hariç 6.000 dolarlık fiyatını fazla bulmuştum. Sanırım bunu tekrar değerlendirmem gerekecek… Böylece geleceğin medeniyetleri alüminyumdan imal edilmiş ‘ilkel’ jantların üzerinde duran bir Z3 Coupe bulabilir.

hre 309m

SON

3 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

INSTAGRAM

20 Mart 1984’te, henüz 1164 kilometredeyken, Frankfurt’ta ilk servisi yapıldı.
Trakya kırlarında akşamüstü gezintisi.
Üç yıl önce bugün.
Burası Bolu ile Yedigöller Milli Parkı arasında uzanan dağ yolu. Görüşün ve zeminin sürekli olarak değiştiği parkurda, tutunma ruleti oynayarak geçirdiğim doyurucu sürüş dakikalarının ardından, çok önemli bir teslimatı tamamlamanın mutluluğunu yaşıyorum. #familytime
BMW i4’le 2000 kilometrelik yol arkadaşlığımızdan bazı notlar.
Bahçeköy Orman Yolu’nda bir Isetta’nın direksiyonuna geçmeyi ve Gran Turismo coşkusuyla sürüş yapmayı gerçekten çok istiyorum. Bu fantastik sürüşe, bas efsanesi Charles Mingus’un Isetta döneminde kaydettiği Haitian Fight Song’u bence çok yakışır ve otomobil, yol, sanat üçlüsü eşsiz biçimde tamamlanırdı.
1955 yılının Paris Otomobil Fuarı’nı ziyaret edenler, geçen yüzyılın dört tekerlekli rock yıldızlarından birisinin doğuşuna tanıklık ettiler. İsmi bizdeki karşılığıyla ‘tanrıça’ ya da ‘ilahe’ anlamına gelen bu otomobilin ziyaretçiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığı, fuar süresince imzalanan 79.000 sipariş formundan tahmin edilebilir.
Amsterdam sakinlerinin bisikletle ilişkisini gözlemleyen bir gezgin, bu şehrin tekerleğin icadına dair kutlamaları neden bu kadar uzatıp abarttığını düşünse yeridir. Tarihi kanallar boyunca tez canlı pedal çeviren kadın ve erkek yüzlerinden bir coşku, bir gurur, bir iştiyak okunuyor ki Avrupa’nın başka şehirlerinde benzerini görmedim. Hollanda başkentine özgü olduğunu düşündüğüm bir diğer konuysa bisikletlinin yayalar da dahil olmak üzere çevresine son derece kayıtsız, bazen saygısız ve çoğu zaman kurumlu olması. Bizim memlekette, sıfır kilometre B sınıfı sedan aldıktan sonra, kendisini tanrı ilan etmiş gibi süren başıbozuklardan hatırlayabileceğiniz bir tutum.
Bir teknoloji kampüsünde değil, Bavyera’da üretildiğini açıkça hissettiren ve Uçmakdere gibi zorlayıcı rotalarda elektrikli oluşuna sığınıp kolaya kaçmak, çam devirmek yerine sürüş keyfinin geleceğine dair umutlarımı tazeleyen bir otomobil.
2016 yılının Eylül’ünden bir akşamüstü.
Yeni BMW i4 ve Yeni BMW 2 Serisi Active Tourer Ürün Lansmanı Satış Eğitimi için, iki hafta boyunca, BMW ailesinin yaklaşık 450 üyesini Antalya’da ağırladık.
Initial D & chill.

Bu blogu takip etmek ve yeni gönderilerle ilgili bildirimleri e-postayla almak için e-posta adresinizi girin.

%d blogcu bunu beğendi: