İçeriğe geç

GARAJDA DEĞİLSE DE, DUVARDA

ismailterzi.com peugeot 205 gti

Dipsiz bir uçurumun kenarında sürüş yaparken aşağı yuvarlanmak ve muhtemelen ölmek düşüncesini çağrıştıran bir reklamın, kurumsal pazarlama koridorlarında soğuk duş etkisi yaratmadığı yıllara derin bir hayranlık duyuyorum.

Seksenlerin ikinci yarısında hazırlanan ve evimin duvarlarından birini süsleyen Peugeot 205 GTI reklamı şunu söylüyor;

IF YOU WANT SOMETHING SENSIBLE BUY AN ANORAK.

Yani;

MANTIKLI BİR ŞEYLER İSTİYORSAN BİR ANORAK SATIN AL.

Metnin direkt çevirisi ilk bakışta derin anlamlar ihtiva eder gibi durmuyor. Tabii anorak kelimesinin İngiliz argosundaki yerinden haberiniz varsa ayrı… Kötü hava koşullarına elverişli su geçirmez bir giysi olan anorak, aynı zamanda İngilizlerin tuhaf hobileri olan takıntılı ve sıkıcı insanları aşağılamak için kullandığı bir kavram. Yani reklam metnimizin anlamı esasında şu;

MANTIKLI BİR ŞEYLER İSTİYORSAN TUHAF VE SIKICISIN.

*

Vakit buldukça sahafları gezmeyi çok seviyorum. İlgimi çekecek çok yıllık bir baskı bulmak umuduyla tozlu rafların arasında dolaşmak benim için büyük keyif… Sunday Times gazetesinin 1988 yılından kalma hafta sonu otomobil ekini bulduğumda, havasız ve tozlu bir otoparkta taptaze bir 205 GTI bulmuş gibi sevindim. Sahaf yüzümdeki heyecanı yakalayınca ürün için öyle bir para istedi ki, baskıyı yerine koydum ve yurtdışında bulurum düşüncesiyle oradan ayrıldım.

Bulamadım… İnternetin derinliklerinde sinsi gibi, muhtaç gibi gezindim fakat reklam görselinin seksenlerden kalma orijinal bir baskısını bulamadım.

Aradan birkaç hafta geçti ve baskıyı satın almadığım için duyduğum pişmanlık yeşerdikçe yeşerdi. Tam bir ay sonra sahafa geri döndüm ve acıyı duymamaya çalışarak dergiyi satın aldım.

Otomotiv endüstrisinin günümüzle alakası olmayan bir kafayla çalıştığı yıllara derin bir hayranlık duyduğumu söylemiştim değil mi? Günümüzde hazırlanmış X marka bir ateşli hatchback’in reklamında ölüm korkusuyla dalga geçilmesi ve bu yolla sürüş keyfinin ön plana çıkarılması teklif dahi edilemez. Dahası, günümüzde hazırlanmış X marka bir ateşli hatchback’in Peugeot 205 GTI kadar ikonik olabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Bu yüzden sahafla yüzleşme cesaretini buldum ve kendisine istediği parayı verdikten sonra oradan hızla uzaklaştım…

*

Bahsettiğim baskının içerisinde, 205 GTI dışında, birçok dönem otomobilinin reklamı yer alıyor. Bunlardan bazılarını aşağıdaki paylaşmak ve Pazar gününüzü biraz olsun renklendirmek istiyorum;

ismailterzi.com alpineismailterzi.com alfa romeoismailterzi.com ford (2)ismailterzi.com mazdaismailterzi.com opelismailterzi.com hondaismailterzi.com mitsubishiismailterzi.com fordismailterzi.com saab

SON

Reklamlar

9 replies »

  1. Selam, bu yorumu yaparken ağzımın kulaklarıma vardığını bilmenizi istiyorum, fırçasını sanatsal ögelere dönüştüren harika ressam gibi eserleri bizlere ulaştırıyorsunuz biz de severek ve ilgiyle takip ediyoruz, sizin gibi organik sürücü bu işe tutkuyla bağlanan kişi sayısı az kaldı tabi ki bu durumu atmosferik motorların günümüzde ki haline benzetebiliriz, ben de sizin gibi düşünüyorum, önemli olanın direksiyon da ellerime ayaklarıma ve tüm bedenime gelen sinyallerin organik oluşu olduğunu düşünüyorum ama artık bu ne yazık ki kayboldu…

  2. Gazlı içecek ve otomotiv üreticilerinin reklam departmanlarının işleri çok zor. Her iki endüstri de, gerçekte dünya memat konularında hiç bir faydası olmayan malları, sanki yaşam-değiştiricilermiş gibi pazarlamak zorundalar.

    Bir taraf, sunduğu ürünün, zaten muhtemelen hayatının nasıl geçtiği konusunda umursamaz olan bir kitlenin, yaşamlarını iyileştireceklerine dair bir ikna çabası içinde; oysa, sonuç itibari ile, cola içerek, olsa olsa biraz daha göbekli olunacak.

    Diğer taraf, zaten otomobil kullanmayı o kadar da çok sevmeyen bir gruba, hiç ihtiyaçları olmayan bir aracı satmak için, onları, sefil yaşamlarını bu dört tekerlekli makina ile nasıl renklendirebileceklerini kanıtlamak zorunda.

    Yıllardır otomobil reklamları, tıpkı gazoz reklamı gibi, ürünün amacını aşan temalarla bezenir oldu. 80’lerde, VW’nin basılı bir çalışmasında, Golf’ün üretiminde robotların kullanımının, aracın güvenilirliğini nasıl artırdığı işleniyordu. Sonra, 90’larda güvenlik furyası çıktı, yer gök hava yastığı doldu. Sonra, güya çevrecilik konusu moda olmaya başlamışken, sonra bir anda, derdimiz, “iyi bir yaşam sürmek için iyi bir otomobile ihtiyacınız var!!!” meselesine döndü.

    Tabii gerçekte, bu tip bir 205-GTI (ya da yeni nesli neyse o) otomobilini alan apaçi arkadaşımız, sadece saplardan oluşan tenor dostları ile, yaşamın tüm iyi yanlarını, hafta sonu, popi caddelerden birinde, debriyajını yiyerek geçirip, otomobil forumlarında, kullandığı süper-karakterli otomobilin sürüş zevkinden falan bahsederek sentezlemeye çalışacak.

    Bu tip reklamları peş peşe izleyince, bahsettiğim üçkağıtçı şerefsizlerin akıllarından geçen cinlikleri anlamak kolaylaşıyor:
    https://www.youtube.com/watch?v=r5QD9D0BF0I Tiguan, telefonunu kapatıp göl kenarında uyuyan adam (gerçekte Buyaka’da Midpoint’te yemek yedi)
    https://www.youtube.com/watch?v=L5AaAsZm38E Merso GLA, en son ne zaman plansız bir seyahat yaptın? (gerçekte, TEM’den Sapanca’ya gidip, tripadvisor’dan bulduğu bir serpme-boktan kahvaltıya 40 lira bayıldı)
    https://www.youtube.com/watch?v=4yfVcrXDQMc Ne kadar ileri gidebilirsin, en derin okyanusları, dağları? (gerçekte tabii ki de Pazar akşamını Survivor izleyerek geçirdi. Burakın okyanusları dağları, Yalova’daki ufak yaylalardan bile haberi yok)

    Yine de son tahlilde, ben de senin gibi hissediyorum; Kent Turbo’da gördüklerimizden sonra hiç biri, gerçekten etileyici olmayı başaramadı. En güzeli seksenlerdeydi. 🙂

    • Müthiş tespitler, katkınız için çok teşekkür ederim.

      Otomobil fenomeni bambaşka bir açılım yapmaya hazırlanıyor ve şu sıralar rastladığımız tuhaflıkları değişim döneminin sancıları olarak görüyorum.

      Kent Turbo çağının tadını sadece otomobillerde değil, hemen her şeyde arıyoruz ama nafile…

      Sevgiler.

      • Bak bak bak, birilerinin söylenecek bir şeyleri var:

        “Sen monotonsun”. Öyle mi. Ben dahi mahi değilim ama bunların reklamlarının verdiği mesajlar düpedüz geri zekalılara yönelik yazılmış.

  3. Yine ben. Yemin ediyorum, siyasetçiler bile bu otomobil üreticilerinden daha şerefli, daha haysiyetli, daha omurgalıdırlar.

    https://www.youtube.com/watch?time_continue=16&v=M8cTJhXAKns (X zamanı geldi, kampı erteledin, hafta sonu gezisini de… Offf harika. Yeni bir yaşama geçmek için tek yapman gereken şey birkaç yüz bin lira harcamak. Keşke her şey bu kadar basit olsaydı 🙂

    https://www.youtube.com/watch?v=A130_b5_u34 Bak buna ne demeli. Diğer beyaz yakalıların yanında ezik kalacak değilsin ya, sen de bir Ford al, seni de kıskansınlar!

  4. Bu gün ki 205 gtı yazısından sonra buraya dönüş yapmak ve hayallerin bir kısmının gerçekleştiğini görüp bu duyguya eşlik ediyor olmanın mutluluğunu burada ki yorumum ile paylaşmak istedim İsmail abi, artık garajda! ( Bu arada bir yıl önce ki yorumumu da görmek güzel ve garip bir hissiyat oldu) sevgiler…

      • Koca yürekli insan, senden böyle güzel bir cevap almak beni inanılmaz mutlu etti, iyi ki varsın…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
Günün asosyal saatleri sürüş keyfi için en ideal dakikalardan oluşur. Kimileri bunun için gecenin geç vakitlerini tercih eder ki karanlıkta sürüşün büyüsü farklıdır. Öte yandan, hangi endurans yarışçısına sorarsanız sorun, gün doğumunda direksiyonunda olmanın başka hiçbir şeye benzemediğini söyleyecektir. Gün doğumunda sürüş yapmanın keyfi bir kısa filme konu olmuştur. 1976 yapımı C’etait un Rendez-vous filmi, sevgilisiyle buluşmaya giden bir adamın Paris sokaklarındaki sekiz dakikalık sürüşünü konu alır. Filmde duyduğunuz sesler bir Ferrari 275 GTB’ye ait olsa da kameranın sabitlendiği otomobil bir Mercedes-Benz 450SEL 6.9’dur. Yer yer hatalar yakalayabileceğiniz dublaja rağmen bu film özel bir şehrin gün doğumunda sürüş yapmanın hazzını sanatsal ve kurallara aykırı biçimde ortaya koyar. Öyle ki yönetmen Claude Lelouch filmden sonra tutuklanmıştır. Bu sabah İstanbul için değil günün, yılın en asosyal saatlerinde sürüşe çıktım. BMW Z3 Coupe otomobilimin kaputunda bir kamera yoktu. Ayrıca gördüğünüz analog fotoğraf geçmiş zamandan... Fotoğraf yok, video yok ancak tarifsiz bir hazdan söz edebilirim. Hoş, bu hazzın Claude Lelouch sinematografisi ile 1976’da hakkıyla anlatıldığını bildiğimden, fazla uzatmıyor, sizi filme baş başa bırakıyorum. İzlemek için profilimdeki linki kullanabilirsiniz. #bmw #z3coupe #istanbul #35mm #filmphoto
Avusturya’da bulunan Hahntennjoch şu ana kadar sürüş yaptığım (yapamadığım) en iyi Alp geçidi. Bu geçitteki ilk deneyimimde Abarth 124 Spider kullanmış ancak çabucak pes eden Brembo frenler yüzünden diğer uca ulaşamamıştım. Bu hikaye üç bölüm halinde blogumda yer alıyor. Geçitteki ikinci denemem için tastamam bir spor otomobil olan BMW M2 Competition ile elimi güçlendirmiş ve iki hafta önce Münih’ten yola çıkmıştım. Otomobil her haliyle amaca uygundu ve geçitte kimseler yoktu… Ne var ki, ciddi süratlerle tırmanarak başladığım sürüşün onuncu kilometresinde fotoğrafta gördüğünüz devasa çığ ile karşılaştım. Böylece Oğuz Haksever kadar çaresiz, arkama baka baka geri dönecektim. Dönüş yolunda, bölgedeki alternatif rotalarda M2 ile yağmur altında doya doya sürüş yaptıysam da Hahntennjoch Geçidi tarafından ikinci kez mağlup edilmiştim. Dahası, İstanbul’a dönüp analog fotoğraflarımı banyodan aldığımda, kameramın arızalandığını ve hemen her fotoğrafımın bozulduğunu anlayacaktım. Gördüğünüz gibi geçitle ile çok iyi anlaşıyoruz! Hahntennjoch Geçidi tarafından alt edilmiş bir sürücünün hikayesi, bozulmuş film fotoğrafları eşliğinde yakında blogumda olacak. #bmw #m2 #roadtrip #hahntennjoch
Istanbul. #35mm #filmphoto
#bmw #x1 for @bmwturkiye #35mm #filmphotography
%d blogcu bunu beğendi: