İçeriğe geç

KUSURSUZ SÜRÜŞ: MINI JOHN COOPER WORKS

365 gün 6 saatlik sayım başladı. Yeni yıl, kutusundan henüz çıkarılmış, hiçbir yaprağı kullanılmamış yepyeni bir ajanda gibi ellerimde, ellerimizde. 2019’un altın suyuna batırılmış ilk saatleri sabaha bağlanalı çok olmadı. Öyle ki müzik, dans ve baş dönmesi şehrin henüz aydınlanmış duvarlarında halen yankılanır gibi… Yılın hemen her gününü ticari araçların, beyaz renkli otomobillerin ve trafik geriliminin altında ezilerek geçirmeye alışan tanıdık yollar bu sabah henüz keşfettiğim bir şehre aitmiş gibi görünüyor. Dehidre olmuş koca şehrin dili damağına yapışırken, kendi ellerimle demlediğim kahveden bir yudum daha alıyor ve bomboş kaldırımda, bir yere yetişircesine adımlamayı sürdürüyorum.

Bugünkü motivasyonuma şahit olsanız Ocak ayının ilk gününü ilk kez yaşadığımı düşünürsünüz. Adımlarım istemsizce hızlanıyor ve yüzüme çarpan esinti az evvel kahveyle yanan dudağımda ince bir sızı bırakıyor. Ne var ki bugün herhangi bir şeyin keyfimi kaçırmasına izin vermeyecek kadar güçlü ve hazırlıklıyım. Bugün aylardır beklediğim kusursuz sürüşü yapacağım. Bugün 365’li olarak bildiğimiz yılın, dört senede bir hatırlanan ilave altı saatini unutulmaz bir anıya dönüştüreceğim.

Kusursuz sürüş çok boyutludur. Bunu iki örnekle ifade etmek istiyorum. Şimdi, sizin için kusursuz otomobili hayal edin. Lisede yatak odanızın bir -bazen birkaç- duvarını süsleyen o otomobili… Ve şimdi, kendinizi hayal ettiğiniz otomobille, yağmurlu bir günün akşam trafiğinde düşleyin. Trafiğin sonsuz kaosu ve buğulanmış camların mutsuzluğu bir rüya otomobile dair güneşli hayalleri nasıl da zedeliyor değil mi? Gelin şimdi de herhangi bir araç kiralama şirketinden kiralayabileceğiniz en uygun fiyatlı otomobili hayal edelim. Jant kapaklarının üzerinde yükselen beyaz renkli gövdesiyle bu otomobilin herhangi bir yatak odasına poster olmadığı malumdur. Şimdi, bu otomobili Akdeniz sahil yolu boyunca kullandığınızı hayal edin. Solunuzda deniz, sağınızda yamaçlar, Kaş’a doğru kıvrıla kıvrıla ilerlemektesiniz. Gülümsediğinizi hisseder gibiyim.

Yol önemlidir sevgili okur. Hatta bana kalırsa sürüş keyfi için yol, otomobil kadar önemlidir. Sakin, kıvrımlı ve manzaralı bir rota, kullandığınız otomobilden bağımsız olarak, hatırlamaya değer bir sürüş yapmanıza önemli katkılar sağlayacaktır. Bu rotada kullandığınız otomobilin yatak odası posterlerine yaraşır olması ise oyunu elbette daha da yükseltecektir.Bugün hem rota hem de otomobil açısından o kadar iyi bir ikiliye sahibim ki, sürüşümün daha da özel olması umuduyla, unutulmuş bir geleneği canlandıracağım.

Otomobile uygun giyinme geleneğinden söz ediyorum. Özellikle iki savaş arasındaki yıllarda otomobilde olmak önemli bir ritüeldi ve insanlar bu ritüel için otomobile uygun giyinmeye gayret gösterirdi. Bu yüzden İngiliz Yarış Yeşili rengindeki tişörtümü giyerken epey keyiflendiğimi itiraf etmem gerek. Geçen yıl satın aldığım bu tişört MINI JCW koleksiyonunda ‘JCW Çizgileri’ ismiyle yer alıyor. Tişörtüme aynı renkli deri spor ayakkabılar ve kraliçeden emanet alınmış gibi görünen bir üst eşlik ediyor ki bomboş sokaklarda adımlarken hissettiğim David Bowie rüzgarına başka bir açıklama bulamıyorum.

Elimdeki MINI anahtarının ‘unlock’ butonuna bastığımda yüzü duvara dönük yol arkadaşımın arka far grubu aydınlanıyor. ‘Union Jack’ figürlü aydınlatmalar son nesil MINI hatchback’in makyaj operasyonu için yaratıldılar ve iyi ki varlar. Yaşamını BMW Group çatısı altında sürdüren bir markanın köklerine bu denli sadık kalarak farklılaşmaktan çekinmemesi beni daima keyiflendirmiştir.

Yanal destekleri vurgulanmış spor koltuğa yerleşip sürücü kapısını içeriden kapatıyor ve 231 bg güç üreten 2.0 litrelik dört silindirli motoru uyandırıyorum. Yol arkadaşım MINI John Cooper Works. Markanın yüksek performanslı modellerinin orijinali olan üç kapılı ateşli hatchback hem tasarımı hem de mekaniği ile kardeşlerinden ayrılıyor: Daha geniş hava girişlerine sahip spor gövde kiti, spor süspansiyonlar, spor egzoz, küçük bir otomobil için fazlasıyla iri sayılacak frenler, bu frenlerin önünde yer alan devasa jantlar ve elbette JCW gövde şeritleri… Motor kaputunu süsleyen bu şeritler daima görüş alanınızda kalarak otomobilin manevi beygir gücünü artırmakla kalmıyor, aynı zamanda hızlı gitme dürtüsünü uyarıyor.

Derin uykusunu sürdüren şehrin ünlü bulvarlarından biri bugüne özel sakinliğiyle ön camın öteki tarafında uzanıyor. Direksiyonun gerisinde yer alan kulakçıklardan soldakini iki kez kendime çekiyor ve gaz pedalını zemine yaklaştırıyorum. Otomobil hızlı gitmek için manevi beygir gücüne gereksinim duymadığını kanıtlarcasına öne atılıyor ancak bir sonraki trafik ışığının kırmızıya döndüğünü görünce pedalı bırakıyorum. Sorun değil, yeşil ışık yandığında 100 km/s bandına ulaşmam yaklaşık altı saniye alacaktır.

Yazının başlarında kusursuz sürüşün çok boyutlu olduğunu ifade etmiştim. Bu noktada sürüş öncesi hazırlığımın ve otomobilimin ilgili kutucukları doldurduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Peki sürüş keyfi için en az otomobil kadar önemli olduğunu öne sürdüğüm yoldan ne haber?

Kemerburgaz-Bahçeköy orman yolu ile tanışın! İstanbul’un görece sessiz bir köşesinde, çok yıllık ormanların içinde kıvrılan bu rota açık görüşlü virajları, tertemiz havası ve orman manzarası ile sürüşe dair türlü beklentileri karşılayabilir. Burayı o kadar çok seviyorum ki geçtiğimiz beş yıl içerisinde rotadaki her bir çakıl taşının yerini ezberledim diyebilirim. Yeşili onurlandıran güneş ışığı bugün yağmur bulutlarının gerisinde kalsa da ıslak zemin sürüşe yeni bir derinlik, yeni bir katman kazandırıyor.

Yola fazlasıyla yakın olan ağaçlar ilk düzlükte hızlanmamla birlikte yemyeşil bir koridor yaratıyor. Hafif kıvrımlara sahip olan bu düzlükte, takip eden 300 metreyi görebilmenin güveniyle, üçüncü vitesin sonuna kadar hızlanıyorum. Hemen ardından sert bir fren yapıyor, çift kavramalı şanzımanı bir alt vitese geçiriyor ve uzun bir sol viraja bağlanıyorum. Sağ ayağımın altında hazır ettiğim enerjiyi ön lastiklere aktarmak için doğru anı beklerken, direksiyonda oluşan anlamlı sertlik ve sağ bacağımda baskısını artıran spor koltuğun anlamlı titreşimleri işimi kolaylaştırıyor. Önden çekişli bir performans otomobilini ıslak zeminde kullanmanın gereği olarak tüm dikkatimi ön aksa veriyor ve uyarı ışığıyla arada bir göz kırpan çekiş kontrol sistemini huzursuz etmemeye çalışarak bir sonraki düzlüğe ulaşıyorum. Böylece devam eden dakikalar içerisinde virajdan viraja akıyor, düzlüklerde motor sesine doyuyor ve gaz pedalını her bıraktığımda egzozdan yükselen patırtılarla bu yoğun deneyimin içinde kayboluyorum.

İlk yerleşim yerine yaklaşmamla birlikte yavaşlıyor ve zamanı yoğunlaştıran bu sürüşün zihinsel ve fiziksel rezervleri ne kadar çabuk tükettiğini hissediyorum. Birkaç yudum su alıp, tertemiz orman havasını uzun uzun içime çekiyor ve nefesimin normale dönüşünü bekliyorum. Dönüşte ise daha sakin bir tempo tutturup, mutlak tenhalığı fırsat bilerek ara ara duruyor ve fotoğraflar çekiyorum.

Yeni yılın nasıl başladıysa öyle gideceği söylenir. 2019’un ilk gününde MINI John Cooper Works ile İstanbul’daki favori sürüş rotamı bir araya getirme şansı buldum. Doğrusu, bunun üzerine isteyebileceğim tek şey var: Umarım söylenenler doğrudur!

Fotoğraflar: Alp Emre Göksel (@alpgoksel)

Reklamlar

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Önümüzde yol almakta olan gri renkli ticari aracın gövdesi en az yirmi yıllık yayların üzerinde bir o yana, bir bu yana esniyor. Aramızdaki toz bulutu ve daha da önemlisi, sol alt köşesi macunla onarılmış bagaj kapağı, yükleme alanındaki mangalı görmeme engel olamıyor. Toprak zemindeki çeşit çeşit kusurun titrettiği is bağlamış kirli telin mangala her vuruşu beynimde yankı buluyor. Üstüne üstlük, bir çift karpuz her virajda düzensizce yer değiştirerek mangala çarpıyor ki yeşil meyvelerin bu göçebe halleri burnumuzun dibinde dünyanın en kaotik piknik yolculuğunun yapılmakta olduğunu hissettiriyor. Yayla Yolunda isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #35mm #leica #leicacamera #filmphoto #minimalcar #subaru #impreza #leicaM6 #acros100 #filmisnotdead #analogue #bw
Tanıdığım en dağınık karakterlerden bir tanesi: Lotus Esprit S4S. Temel mimari ögeleri birbirinden habersiz mühendislik takımları tarafından, Lego’ya savaş açmak niyetiyle birleştirilmiş gibi hissettiren bu otomobil özellikle İstanbul trafiğinde eşsiz bir deneyim yaratıyor. Her şeyden önce çevrenizdeki meraklı gözlere bunun bir İtalyan egzotiği olmadığını ve sarhoş İngilizlerin elinden çıktığını izah etmeniz gerek. Çiçekçi ablalar, gençler, yandaki otomobilin arka camından sarkan çocuk… Herkes bir açıklama bekliyor. Dahası, kama formlu ve sarı renkli bir spor otomobilin içindeyken, varlığını kimsenin tahmin etmediği sefaletinizi açık etme lüksünü bulamıyorsunuz. Her trafik ışığını hararet yapma eğilimine dönüştüren dört silindirli turbo beslemeli motora, dirseğinizden fazlasını soğutmayan klimaya ve ortalama bir otomobilin kapı kolu hizasında kalan görüşe karşın gülümsemeniz ve çevrenizdekileri dört başı mamur bir sürüş deneyimi yaşamakta olduğunuza ikna etmeniz gerekiyor. Tam da James Bond’un su altına harareti engellemek için indiğini düşünmeye başlamışken trafik açılıyor ve yetmişlerin debriyaj pişiren süperspor deneyimi bir anda yirmi yıl ilerliyor. Turbo doluyor, yarış otomobili egzozu tiz ve yırtıcı frekanslarla titriyor ve sürat sadece sürücüyü değil otomobili de uyandırıyor. İşte o anda klimasız dakikaların, hararet korkusunun ve yaptığınız açıklamaların karşılığını alıyor ve doksanlarda çekilmiş bir otomobil programına düşüyorsunuz. Bu saniyelerde kabinin Turbo sakız koktuğuna yemin edebilirim. Sürüş sona erdiğinde, otomobilden inip sırtıma yapışan üstümü havalandırırken giysilerime sinen şeyin Turbo sakız değil, benzin kokusu olduğunu anlıyor ve gülümsüyorum. Modern otomobil her şeyin daha fazlasını sunan ve nezaket kurallarını aksatmayan ikiyüzlülüğüyle Lotus’u küçümsüyor. Lotus ise İngilizceden İngilizceye altyazı gerektiren aksanıyla bir küfür savurup, açılıp kapanan farlarını gövdesine gömüyor ve huzurlu bir akşam uykusuna dalıyor. Ne makine ama! #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
Something about James Bond. #35mm #leica #filmphoto #minimalcar #lotusesprit #leicam6 #kodakgold200 #istanbul #filmisnotdead
BMW’nin uçak motorundan sonra ürettiği en iyi şey: BMW 3 Serisi. Bugün tarihi bir hava meydanında, otomobilin altmışlardan bu yana süren evriminin yedinci durağını anlatıyorum. Doğrusu, otomobil anlatmak nadiren bu kadar keyifli olur... #bmw #3serisi #beklenen3
Yaşlı bir çam ormanının içinden geçerek tırmanmaya koyulmadan önce otomobildeki tüm eşyalarımı sıkıca sabitliyor ve kalkıştan önce son kontrolleri yapan pilotlar gibi sürüş programlarını, gösterge panelini ve diğer kontrolleri gözden geçiriyorum. Hazırım. BMW M2 Competition ve Bir Geçidin İnadı isimli son yazıma profildeki linkten ulaşabilirsiniz. #bmw #m2competition #hahntennjoch #35mm #filmphoto
Günün asosyal saatleri sürüş keyfi için en ideal dakikalardan oluşur. Kimileri bunun için gecenin geç vakitlerini tercih eder ki karanlıkta sürüşün büyüsü farklıdır. Öte yandan, hangi endurans yarışçısına sorarsanız sorun, gün doğumunda direksiyonunda olmanın başka hiçbir şeye benzemediğini söyleyecektir. Gün doğumunda sürüş yapmanın keyfi bir kısa filme konu olmuştur. 1976 yapımı C’etait un Rendez-vous filmi, sevgilisiyle buluşmaya giden bir adamın Paris sokaklarındaki sekiz dakikalık sürüşünü konu alır. Filmde duyduğunuz sesler bir Ferrari 275 GTB’ye ait olsa da kameranın sabitlendiği otomobil bir Mercedes-Benz 450SEL 6.9’dur. Yer yer hatalar yakalayabileceğiniz dublaja rağmen bu film özel bir şehrin gün doğumunda sürüş yapmanın hazzını sanatsal ve kurallara aykırı biçimde ortaya koyar. Öyle ki yönetmen Claude Lelouch filmden sonra tutuklanmıştır. Bu sabah İstanbul için değil günün, yılın en asosyal saatlerinde sürüşe çıktım. BMW Z3 Coupe otomobilimin kaputunda bir kamera yoktu. Ayrıca gördüğünüz analog fotoğraf geçmiş zamandan... Fotoğraf yok, video yok ancak tarifsiz bir hazdan söz edebilirim. Hoş, bu hazzın Claude Lelouch sinematografisi ile 1976’da hakkıyla anlatıldığını bildiğimden, fazla uzatmıyor, sizi filme baş başa bırakıyorum. İzlemek için profilimdeki linki kullanabilirsiniz. #bmw #z3coupe #istanbul #35mm #filmphoto
Avusturya’da bulunan Hahntennjoch şu ana kadar sürüş yaptığım (yapamadığım) en iyi Alp geçidi. Bu geçitteki ilk deneyimimde Abarth 124 Spider kullanmış ancak çabucak pes eden Brembo frenler yüzünden diğer uca ulaşamamıştım. Bu hikaye üç bölüm halinde blogumda yer alıyor. Geçitteki ikinci denemem için tastamam bir spor otomobil olan BMW M2 Competition ile elimi güçlendirmiş ve iki hafta önce Münih’ten yola çıkmıştım. Otomobil her haliyle amaca uygundu ve geçitte kimseler yoktu… Ne var ki, ciddi süratlerle tırmanarak başladığım sürüşün onuncu kilometresinde fotoğrafta gördüğünüz devasa çığ ile karşılaştım. Böylece Oğuz Haksever kadar çaresiz, arkama baka baka geri dönecektim. Dönüş yolunda, bölgedeki alternatif rotalarda M2 ile yağmur altında doya doya sürüş yaptıysam da Hahntennjoch Geçidi tarafından ikinci kez mağlup edilmiştim. Dahası, İstanbul’a dönüp analog fotoğraflarımı banyodan aldığımda, kameramın arızalandığını ve hemen her fotoğrafımın bozulduğunu anlayacaktım. Gördüğünüz gibi geçitle ile çok iyi anlaşıyoruz! Hahntennjoch Geçidi tarafından alt edilmiş bir sürücünün hikayesi, bozulmuş film fotoğrafları eşliğinde yakında blogumda olacak. #bmw #m2 #roadtrip #hahntennjoch
Istanbul. #35mm #filmphoto
#bmw #x1 for @bmwturkiye #35mm #filmphotography
%d blogcu bunu beğendi: