Skip to content

ORTA DİREĞİN SOSYETİK GÜZELİ: MAZDA 3

DSC_5742***

Güncel not: Bu testin ardından Mazda3’le İstanbul Park’ta yaptığım sürüşün video ve notlarına buradan ulaşabilirsiniz. Aşağıda ise ilk yaptığım testin notları mevcut. Keyifli okumalar.

***

Mazda 3’e bakıyorum.

Sonra C segmentindeki diğer otomobilleri şöyle bir düşünüyorum.

Ortam askerlik şubesi, 3 ise Reon Kadena kadar güzel bir Asyalı…

Hadi Golf edebiyle bakıyor da, Focus resmen ölümüne kesiyor çekik gözlü güzeli.

***

Güzel bir otomobil.

Güzelliğiyle kendisinden çok daha pahalı modellere dahi ‘üç’ kardeş gösterebilecek kadar güzel.

Kırmızı olsun, mümkünse hatchback olsun, el alemin canı yansın, CLA’lar ortadan çatlasın…

***

Test aracım ise sedan bir Mazda 3.

Sedan diyoruz ama işin doğrusu fastback.

Yani hatchback ile sedan kırması…

Dilimiz alışmadığından sedan deyip geçiyoruz, yapacak bir şey yok.

***DSC_5713

Otomobilin dış tasarımla ilgili en küçük bir problemi olduğunu düşünmüyorum.

Test aracım gibi Power donanımlı, yani gırtlağına kadar dolu modellerde gelen 18’lik jantlar bahse değer diye düşünüyorum. Çok kollu jant deyip geçmeyin, hatlarını dikkatlice süzün. Neden bahsettiğimi anlayacaksınız. Nefis!

Dış tasarım Reon Kadena deyip bu bahsi kapatalım.

***DSC_5710

Mazda 3’e dışarıdan bakınca beklentileriniz istemsiz olarak öyle bir yükseliyor ki, içeri geçince biraz duraksıyorsunuz.

Bu durumu Mazda 6‘da da aynen yaşamıştım…

Dışarıdaki ışıltı, kabine tam anlamıyla yansımıyor.

Direksiyon, multimedya sisteminin tuşları ve klima kumandaları gibi çok kullanılan kontrollerin kalitesi harika.

Ne var ki, kabini oluşturan parçaların genel kalite düzeyi arasında zaman zaman gelir adaletsizliği fark ediyorsunuz. Örneğin cam kumandasıyla, multimedya kumandasını masamın üzerine koysam, bu iki parçanın aynı otomobilden çıkabileceğini düşünmem. Biri Hande Yener, diğer Lana Del Rey…

Ayrıca görünen yerlerdeki plastik kalitesi gayet yeterli olsa da, gözden ırak bazı noktalarda ucuz plastiklere rastlamak mümkün.

Kabinle ilgili bir başka notum, multimedya sistemi ile Bose ses sisteminin sınıf standartlarını aşmış olması. Şahane!DSC_5704İç mekanı bütün olarak incelediğimde ise, malzeme ve işçilik kalitesiyle, genel standartlarıyla ve kullanışlılığıyla gayet yeterli bir kabin bulduğumu söyleyebilirim.

Fakat dışarıdaki ışıltıdan, dışarıdaki zarafetten biraz da içeri istiyoruz.

***

Gelelim hacim meselesine. Arka tarafta diz mesafesiyle ilgili bir problem yaşamadım fakat boyu 185’i aşanların saçları tavanı hafifçe fırçalamaya başlayacaktır diye tahmin ediyorum.

Bagaja ise bütün halde üç, parçalarsanız dört ceset sığacaktır.

***DSC_5744

Tekerlekler dönmeye başladıktan sonraki ilk birkaç kilometre müthiş aydınlatıcıdır. Bu kısımdaki notlarımı olduğu gibi paylaşayım;

Konfor-Dinamizm skalasının dinamizm tarafına kayan şasi ve süspansiyon ayarları 90’lı yıllara has bir dürüstlüğe, basitliğe ve keyfe sahip 

Vites geçişleri mekanik bir hissiyatla birlikte, tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşiyor

Kabinde bir miktar yol gürültüsü var

***

Şimdi, sürüşle ilgili detayları irdeleyelim.

Otomobilin yol tutuş karakteri bana birçok açıdan Focus’u hatırlattı: Tahmin edilebilir, ayarlanabilir ve keyifli…

Bu haliyle Focus’a kafa tutabilecek kadar sportif yürüyen 3, konfordan da mecburen ödün vermek zorunda kalıyor fakat bunun karşılığını virajlarda fazlasıyla veriyor.

Direksiyon hissiyatı çok kuvvetli değil fakat sertlik ve tutarlılık anlamında sorunsuz olan direksiyondan daha fazlasını istediğiniz olmuyor

1.5 litrelik atmosferik motor 90’lara has bir yoğunluk ve lezzetle birlikte otomobili aynen bu şekilde yürütüyor. Torku turbolardan daha zayıf olan fakat sırtımda, ağızda eriyen bitter çikolata kıvamında bir lezzet bırakan atmosferik motorlara bayılıyorum.

Videoyu izlerken gözünüz 43.3 litreye vuran anlık tüketim göstergesine takıldıysa ve korktuysanız hemen içinizi rahatlatayım. İstanbul trafiğinde ekonomik olmaya çok dikkat etmeden, fakat çok da gazlamadan 7-8 litrelik şehir içi tüketim verilerini yakalayabilirsiniz.

***DSC_5765

Dış tasarımıyla ve dinamik sürüşüyle Alman rakiplerinin yanında eciş bücüş oturmayı bırakın, bacak bacak üstüne atan ve bakışlarını bir an olsun yere indirmeyen bir Japon güzeli Mazda 3…

Ayrıca rakiplerine kıyasla fiyat/donanım konusunda bir nebze avantajlı durumda.

Dış tasarımındaki ışıltıdan kabini biraz nasiplenirse, yol gürültüsü azaltılırsa ve yol tutuş karakteri çok değil, azıcık yumuşatılırsa 10 üzerinden 8 değil, 10 üzerinden 9 alacaktır.

Hepinize hayırlı zoom-zoom’lar.

Otomobilin fiyatlarına buradan, yaptığım diğer testlere şuradan, daha fazla fotoğrafa ise aşağıdaki galerinden ulaşabilirsiniz;

Reklamlar

37 replies »

    • Round 1: Tasarım. Kazanan Mazda
      Round 2: Rafinelik. Kazanan VW
      Round 3: Dinamizm. Kazanan Mazda
      Round 4: Konfor. Kazanan VW.

      Kendi kriterlerinizi yukarıdan bir araya getirin, cevabı kendiniz bulun derim 🙂

      • Çok büyük bir hata yaptım,YENİ,1.4 VW aldım,arabada şu anda 880 KM ve pek çok arıza var,son marifet’i de DSG arızası,Bu yüzünden VW tarafından geri çağrıldı.Aman araba alırken lütfen iyi araştırın,benim yaptığım hatayı yapmayın.Teşekürler.

  1. Bir solukta keyifle okudum hocam.

    Ancak, Mazda ve Honda dizel konusunda neden bu kadar ısrarcı? Ben yılda 20-25 Bin km yapıyorum, otomatikman 3 ve Civic ilgi alanım dışında kalıyor.

    • Mazda’nın 2.2 litrelik düzgün bir dizeli var fakat malum, ÖTV’den dolayı başı derde girer. Hacim saçmalığıyla vergi ödeyen nadir memleketlerden biri olduğumuz için de bu duruma düşüyoruz.

      • Vergi saçmalığını bir tek otorite görmüyor sanırım, aynen katılıyorum. Bu iki firma da gamlarına şöyle eli yüzü düzgün bir 1,6 / 1,5 dizel opsiyon ekleseler hem piyasa kızışır, hem gözümüz gönlümüz açılır 🙂

    • Size güzel bir haber vereyim. Mazda2 ile birlikte 2015 ortalarında gelecek Skyactiv-D 1.5 Litre Mazda3’te de kullanılacak. Otomatik şanzıman seçeneğiyle.

  2. İsmail bey aracın sürüş dinamiklerini focus’a benzetmekle doğru bir tahmin yapmışsınız zaten aynı platformu kullanıyorlar.

  3. güsel araba lakin sanruf yok yani var da tc’de yok. bekliyoz bakalım gelcek mi? fakat yeni mazda 2 de aklımı biraz çelmiş durumda. hem iç hem dış görüntü olarak abisini tokatlayacakmış gibi duruyor. üstelik 1.5 otomatik dizel… çiğ bile yenebilir sanki öyle güzel.

  4. Mazda 3 e onumuzdeki sene 1.5 dizel 122 hp ve 320nm tork ureten bir motor gelecek zaten.Ayni motor 105 hp 250 nm tork ile önce mazda 2 de kullanilacak.Bilginize..

  5. Dizel haberlerine çok sevindim, her ne kadar İsmail Bey’in süprizini bozmuş olsalar da 😀

    Aslında Renault’un dizeli olsa daha iyi olabilirdi malum, oturmuş bir motor ve dayanıklılığından süphe yok. Ancak bir yerden başlamaları bizim gibi yakıt fiyatlarının semada gezdiği ülkeler açısından çok iyi. 6,5 ay ABD’de Mercury Villager kullandım, 3500 motor benzinliydi, 6,5 ayda 18bin mil yol yaptım, aylık benzin masrafım 50 doları geçmiyordu. Benzinin ucuzlamasından medet ummayı bıraktığımız için düşük motor hacimlerinden medet umar hale geldik ne yazık ki.

  6. Videoyu izlerken gözünüz 43.3 litreye vuran anlık tüketim göstergesine takıldıysa ve korktuysanız hemen içinizi rahatlatayım. cümlesindeki video

      • 🙂 teşekkürler. Yalnız 43,3 lt ye vuran anlık tüketim kadar head up display ve gösterge paneli de dikkat çekici videoda. what’s going on da iyi gitmiş bose ile. İsmail Bey, siz olsanız renk olarak ‘reflex mavisi mika’ yı mı seçerdiniz yoksa lansman rengi kırmızıyı mı?

    • Yol tutuş limitinin %80’lik ilk bölümünde Focus ile neredeyse aynı fakat son %20’lik bölümde Focus kadar şeffaf ve organik kalamıyor çünkü Focus’tan bir fırt daha konforlu.

  7. Ben Golf ile Leon arasında kararsız kalanlardanım. Teknik altyapı hemen hemen aynı, Leon daha donanımlı, Golf daha konforlu gibi. Aradaki uçurum fiyat farkını anlamış değilim. Leon led paketi ile tip olarak benim daha çok hoşuma gidiyor ve donanımın daha zengin olmasıbenim için önemli. Siz ne dersiniz. Herşeye rağmen yine golf mü?

    • Golf’teki olgunluk ve rafinelik hissiyatı bir nebze daha yüksek. Leon’sa gazlamaya teşvik eden türden bir enerjiye sahip. Sportif sürüş çok mühim değilse bence Golf alın

  8. Hangi arabayı kullanırsam kullanayım aklımda hep Mazda 3 var. Şimdi megane var altımda, bir depo 900 km. nin altına inmiyor ama yine 3’ü düşünüyorum. Sanırım kaşınıyorum. Çok güzel bir inceleme üstad, teşekkürler.

  9. Merhaba
    Mazda 3 sedan power sense modelini almayi dusunuyoruz. Ancak yukaridaki yorumlardan anladigim kadariyla yakit tuketimi konusunu iyi degerlendirmek gerekiyor. Yakit tuketimi fabrika verilerinin cok ustunde mi? 1.5 dizel motora gore yakit ayni mesafede ne kadar farklilik gosterir merak ediyorum. Bir de mazda 3 sedan icin dizel motor seceneginin de geleceginden bahsetmissiniz. Ne zaman Turkiyeye gelecegi ile ilgili kesin bir tarih var mi? Acaba bekleyip dizel secenegini mi degerlendirmek uygun olur. Bir de saglamlik ve guvenlik donanimlari konusunda yorum yapabilirseniz cok sevinirim.

  10. Merhaba Ismail bey, şu ana kadar Mazda 3 hakkında okuduğum en güzel yazı. Açıkçası Türkiye ye gelen neredeyse ilk kırmızı Otomatik Sedan power sense paket aracı kullandığım dan ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Aracı kullanmak cidden çok zevkli. Heryerde inanılmaz dikkat cekiyor 150-200 bin TL lik araç sahipleri bile bakiyor. Aracın dış ve iç dizayninda, hakimler ve inanılmaz dolu teknolojik özelliklerde (sense paket) diyecek hiç birşey yok. Sakın sürüş ve uzun yol yakıtı iyi. Motor performansı ise zevkli olmakla birlikte haddinde. Max hızlar 185 civarı. .. herkese tavsiye ederim…

  11. lütfen bana yardımcı olun honda cıvıc elegance eco otomatik şanzuman düşünüyorum özellikle yakıt açısından ama nette bazı yorumları okuyunca yok içeriye çok ses veriyor yok kalitesiz malzeme vb.. gibi hep aklım karışıyor şimdi mazda 3 baktım çok güzel araba ama yakıt herhalde biraz yüksek ve iç dizaynı biraz basit geldi bana tabii zevk meselesi ..özellikle otomatik şanzumanda kime sorsam honda diyor lütfen bana söylermisiniz honda mı mazda mı veya hangi araç benim için uygun olur eşim için alacağım aracı tabii bende kullanacağım ama acil cevaplarınızı bekliyorum teşekkürler…..

  12. İsmail bey anlatım icin teşekkürler. Gayet basarili Ben de niyetlenip mazda alamayanlardanim ama yeni 3 gerçekten iyi. Birde 2015 nisan gibi takeri modeli ni satisa sunucaklarmis bilgin varmi araba super gözüküyor ama içeriğini bilmiyorum belki senin bir araştırmanın vardir

  13. İlk TR Standartlarına Uygun Dizel Yeni Mazda CX-3 1.5 D 22 Mayısta AutoShow Fuarında Görücüye Çıkıyor,
    Yanında Da Hızlı ve Sportif Kardeşi MX-5 Var İstanbul.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

INSTAGRAM

Bahçeköy-Kemerburgaz orman yolu geceyarısından sonra esrarengiz bir yere dönüşür. Aydınlatması olmayan bu yol, gecenin sessizliğinde diğer otomobilleri aydınlatır ve süratinize rüzgar sesiyle alkış tutar. Burada günaşırı sürüşe çıktığım gecelerin bazılarında, ancak Comfortably Numb solosuyla erişebildiğim yükseklikleri gördüğümü hatırlıyorum. Farlar beyaz bir perde oluşturur ve yaprakların, trafik tabelalarının, parlayan asfaltın başrol paylaştığı bir kısa film başlardı. Üç beş dakikalık bu performasın sonunda otomobil sıcaklığın, bense nefesimin normale dönüşünü beklerdim. Eve dönüşümüz ise, içinde tombul şişe efes tüketilen şahinlerin hızıyla gerçekleşir, bu sırada sahneyi çoğunlukla David Gilmour alırdı. Burayı gece geçmeyeli uzun zaman oldu, yeşili onurlandıran gün ışığı ise az evvel bahsettiğim kısa filmi kaldıramayacak kadar naiftir. Bu yüzden yeşili, oksijeni ve otomotiv sanatını kararınca tadıp eve dönmek en iyisi. Yeni bir yemeğin keşfinden, yeni bir yıldızın keşfine kıyasla daha fazla mutluluk duyduğunu söyleyen tombul yanaklı bu adamı biraz olsun anladığımı düşünüyorum. Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler’in büyük kısmını okudum. Kitabın kahveyi konu alan ve beni diğer bölümlere göre daha fazla ilgilendiren kısmı ise çoktan bitti. Bu yüzden, konuyu soğutmamak adına, kahve ve alüminyum bahsiyle ilgili üçüncü gönderimi yazmak istedim.
İlk kahve ağacı Arabistan’da bulunmuş ve dünyanın farklı yerlerine buradan taşınmıştır. Ne var ki, en lezzetli kahveler halen Arabistan’da yetişenlerdir. Bir inanışa göre, koyunlarını otlatmaya çıkaran bir çoban, kahve taneciklerini yiyen hayvanların diğerlerine kıyasla daha canlı olduğunu gözlemlemiş ve kahvenin hikayesi böyle başlamış. Brillat-Savarin kahveyi bulan kişi kadar, kahve taneciklerini kavurmayı akıl eden kişinin de onurlandırılması gerektiğine inanıyor çünkü damağımızı okşayan kahve tadı, tamamen karbonlaşmanın sonucunda ortaya çıkan aromaların ve özgün yağların ürünü.
“Kahvenin geceleri uykularını kaçırmadığı kişiler, gündüz uyanık kalabilmek için bolca kahve içenlerdir…” Yazarın bu cümlesi, hazırlık sınıfını saymazsak altı yılda mezun olabildiğim mühendislik fakültesi hayatımın soru işaretlerinden birini pek güzel yok ediyor. Hayatımın hiçbir döneminde kahve içtiğim için uykusuz kalmış yahut sabahlamak maksadıyla kahveye sarılmış değilim. Öte yandan, özellikle son bir yıldır, günün ilk kahvesini içene kadar tam anlamıyla ayılamıyor ve hakkıyla ısınmamış bir sıralı altı silindirli gibi tuhaf sesler çıkarıyorum. 
Fakat benim gibiler için kötü haberler veriyor Brillat-Savarin. “Sağlıklı bir insan günde iki şişe şarap içerek uzun yıllar yaşayabilir fakat aynı miktarda kahve ile çok uzun süre dayanamaz,” diyor. Buna gerekçe olarak ise, kahvenin göründüğünden çok daha ciddi bir uyarıcı olmasını öne sürüyor. Uyarıcı demişken, az sonra gecenin ikinci kahvesini demleyecek ve Balzac’ın Modern Çağ Uyarıcıları Risalesi’ni üçüncü kez okuyacağım. Belki bu kez yazarı kıskanmayı bırakır ve kahveyle ilgili araştırmalarıma huzurla devam edebilirim… Ülkemizin küfür ihracatında önemli bir paya sahip olan Adana'nın, Nisan ayında böylesine romantik bir şehre dönüştüğünü görünce, kebap yemekten vazgeçip portakallı ördek hayalleri kurmaya başladım. Koca bir şehrin henüz açan portakal çiçeklerinden dolayı türüm türüm koktuğunu düşünün. Bahara alerjili sol gözümdeki kızarıklığı dahi unutturan bu nefis kokunun ılık esintilerle taşınması ise bambaşka bir keyif. Ancak yaz tatilinin üçüncü ayındaki ilkokul çocuklarında bulunacak türden bir akşam miskinliğiyle, kendimi kaldırım kafelerinden birine attım. Derken, iki kulağının üzeri sigaralı bir çocuk yanaştı ve alır mısın abi dedi. Sigara içmiyorum, dedim. B*k iç dedi... Kendime gelmiş ve ciğere düşmek vaktinin geldiğini anlamıştım. Aramıza yaklaşık bir yıl önce katılan ve fotoğrafın üst kısmında arzı endam eden M3 yüzünden, konfor alanımızda ciddi bir daralma oldu. Bilstein marka sofistike süspansiyonların alçalttığı gövde yüzünden orada burada apaçi damgası mı yemedik; Turner Motorsport üretimi kompetisyon grade yürüyen aksam parçaları yüzünden her kasiste böbreklerimiz mi kopmadı; Sparco yarış koltukları yüzünden uzun yolculuklarda felç mi olmadık... M3'ün tamamen piste odaklanan ve fabrika ayarlarından bir hayli uzak olan karakteri Naz'daki zarafete, Ümitcan'ın Impreza'sındaki efendiliğe karşı olarak doğmuş gibiydi. Fakat bugün ilginç bir şey oldu ve ilk kez piste çıkardığımız M3, hiç görmediğimiz kadar mutlu bir otomobile dönüşüverdi. Yarış koltuklarının, yarış süspansiyonlarının ve hafiflik maksadıyla sökülmüş parçaların bir anlam ifade etmeye başladığı o anları deneyimlemenizi isterdim. Trafikteki avuçları terli, anksiyete dolu M3 gitti; aylar sonra evine dönmüş gibi davranan bir M3 geldi. Bu deneyimin Spa'yı, Ring'i, Laguna Seca'yı hak ettiği konusunda hemfikir olduk ve pistte hızlı turlar attığımız otomobilimizle mutlu mesut eve döndük. Darısı Eau Rouge'ların, Karussell'lerin, Corkscrew'lerin başına... Kahve ile alüminyum arasındaki romantik bağı fark ettikten sonra, bir önceki gönderimde de bahsettiğim üzere, iki kitap sipariş ettim. Bu kitaplar kafein ve alüminyum aşkının analizine kahve ile başlamamı sağlayacak. Daha doğrusu sipariş verirken düşündüğüm buydu…  Ne var ki, aydınlanma çağının aydınlarından biri olan Brillat-Savarin’in Lezzetin Fizyolojisi ya da Yüce Mutfak Üzerine Düşünceler isimli eserinde farklı ve fazlasıyla heyecan verici bir dünya buldum. Gerçek bir yemek sever olan yazar, yemek kültürünün pis boğazlılık ile karıştırılmasından duyduğu rahatsızlıkları ve önemli bir bilim dalı olarak gördüğü gastronominin inceliklerini anlatıyor kitabında. Brillat-Savarin gibi bir aydının düşüncelerinde, kendi fikir dünyamdan bazı renkler yakaladığımı söylersem umarım cüretimi hoş görürsünüz. Fakat bir otomobil sever olarak, otomobil sevdası ile apaçiliğin karıştırılmasından duyduğum rahatsızlığın, 18. yüzyıl aydınlarından biri tarafından yemek kültürü konusunda hissedildiğini görünce kendimi biraz arkalanmış hissettim. Kim bilir, belki otomobil kültürüne ve otomobillere dair ömürlük notlarım bir gün kitap olur ve adını Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler koyarım…
Sağdaki eser ise, az evvel bahsettiğim kitabın sonsözü olarak, Balzac tarafından kaleme alınmış. Bu durumda Yüce Otomobil Üzerine Düşünceler’in sonsözünü Jeremy Clarkson yazmalı… Balzac, modern zaman uyarıcıları olarak isimlendirdiği beş maddeye dair düşüncelerini ve tecrübelerini anlatıyor incecik kitabında. Bu arada beş maddeden birinin kahve olduğunu sanıyorum tahmin etmişsinizdir. Kitapları bitirmem biraz zaman alacak gibi görünüyor fakat acelem yok. Çünkü her cümlesinden ilham sızan bu aydınları anlamak ve hissetmek aceleye gelmemeli.
Kahve ve alüminyum hikayemin sonraki gönderileri, görseldeki kitaplardan aldığım notlardan oluşacak ve bu eserlerin ardından, sıra birkaç bilimsel makaleye gelecek. Böylece, gidişatından huzursuz olduğum ve bir an önce emekliye ayrılmasını beklediğim gezegenimizin iki yüz elli yıl önceki güzel günlerinde, biraz olsun huzur bulabileceğim. Hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan alüminyum ile modern insanın hiperaktivite ihtiyacını karşılayan ve aynı şekilde hafifliği, sürati, dayanıklılığı ve canlılığı vurgulayan kahve.
Kendi zamanındaki teknolojik sınırların belini kıran ve Octane dergisinin Nisan kapağını harikulade poposuyla süsleyen Porsche 959 sayesinde, bugün alüminyumu düşündüm. Alüminyumu düşünmek tuhaf bir ifade oldu farkındayım… Ne var ki, tekerlek üzerinde hareket eden herhangi bir nesneye ilgi duyup da, alüminyumdan etkilenmeyecek birileri yoktur diye tahmin ediyorum. Her açıdan erotik, her açıdan tahrik edici bir materyal.
Alüminyum konusundaki gözü dönmüş yaklaşımım, kahve tüketimi için de geçerli. Kahve içtiğim ‘fincanın’ ölçüsü ne tür bir yaklaşımdan bahsettiğimi gösteriyordur sanıyorum. Porselenden imal edilmiş bir espresso fincanındaki zarafet yetmezmiş gibi, bu fincanı işaret parmağıyla havada tutarak zarafete zarafet katan ve aynı anda diğer elindeki geleneksel edebiyat dergisini okuyan birinin naifliğine sahip olduğumu düşünmüyorum. Zira üç shot espressonun üzerine, yaklaşık yarım litrelik bir porsiyona ulaşana kadar, koyduğum kaynar suyun sıcaklığı ile Porsche 959’un poposundaki sıcaklığı bir araya getirmeyi tercih eden biriyim.
Bugün alüminyumu düşündüm. Kahve içiyordum. Sonra konuyla ilgili bir şeyler okumaya başladım. Minik metinler birkaç makaleye, birkaç makale ise sipariş edilmiş birkaç kitaba dönüştü. Kafein ile alüminyumun aşk hikayesi bütün uykumu kaçırmış, içim uzun bir yolculuğa çıkacak olmanın heyecanıyla dolmuştu. Galt MacDermot’un Coffee Cold’u çalıyor, bense bu hikayenin neresinden tutunsam diye düşünüyordum.
Hazır olun, buralar biraz kahve kokacak… Biraz da alüminyum. Weihenstephaner köpüğüm #naz #bmw #z3coupe #shootingbrake #bmwrepost Bunca zamandır neredeydim?
* 1.7 litrelik dizelim ve JDM çıkartmalarımla Vauxhall Team Turkey buluşmalarında Doblo mu kovalıyorum? Hayır dostlar, hayır.
*E5’te makas atarken ölmüş olabilir miyim? Hayır, ölmedim. Hamdolsun, trafikte oldukça bilinçli kullanıyorum. Trafikte insan gibi hareket eden fakat sorumsuz, bencil ve cahil yaratıklar yüzünden kaybettiklerimiz için burada biraz durup düşünelim. Toprağın bol olsun Erdal Tosun. *Seksi bir İtalyan otomobiliyle sürüş yaparken, ilk kasiste başıma düşen sunroof yüzünden hastanelik oldum desem? Suçu İtalyanlara atmanın lüzumu yok. Yonca yapraklı Julya’yı severek izliyoruz.
*Jeremy Clarkson ve ekibinin karşı konulamaz ürünü yüzünden torrent sitelerinde kaybolmuş ve müsaade istemeden açılan arsız reklamlardan birine dönüşmüş de olabilirim. Şaka bir yana, The Grand Tour rüya gibi olmuş. Top Gear’ımızın eski samimiyetini arattı ama buna da şükür.
*Uygun fiyatlı bir Amerikan cipini yükseltip, ekstrem spor yaptığımı sanarak ekstrem bir bira içicisine dönüşmüş olma ihtimalimi düşündüyseniz, hayır. Göbeğim yok ve ezik değilim.
*Fakirlikten motosiklete düşecek gibi olduğum doğrudur fakat motosikletten düştükten sonra üzerimden hafif ticari geçmesini istemedim, vazgeçtim. İstanbul’da benlik bir iş değil…
*Bunca zamandır işimdeydim, gücümdeydim ve sosyal mecraların pek sosyal hallerine biraz ara vermek istedim. Durduk yere beklentiyi yükseltmenin lüzumu yok fakat yine buralardayım ve arada bir üç beş kelime karalıyor olmayı planlıyorum.
*Bahar kokusunun ortaya çıktığı şu günlerde, albümümde olgunlaşmış bir fotoğrafla, sağlıcakla. Anahtarını iade et, metroyla efendi efendi otele dön. Hayır, valize sığma ihtimali yok. Tamam, o da seni çok özleyecek...
%d blogcu bunu beğendi: